Van Gogh ve Duygusal Çökkünlükler

Van Gogh 30 Mart 1853 yılında Hollanda’da bir rahibin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinin altı çocuğunun en büyüğü idi.16 yaşında amcasının yanında bir resim galerisinde çalışmaya başladı. Ancak bu dönemde terkedilme ile sonlanan ilk gençlik aşkının olumsuz etkileri üzerinde görülmeye başladı. Londra’da, Paris’te, Lahey’deki galerilerde çalışarak resim dünyası ile tanıştı. Buralardaki müzelerde ünlü ressamların tablolarını inceleme fırsatı buldu. Amsterdam’da ilahiyat eğitimi almaya çalıştıysa da, öğretmenleriyle sorunlar yaşadı. Buna karşın Belçika’nın yoksul kesimlerinde rahiplik yapmaya çalıştı. Üst düzeydeki görevlilerle yaşadıkları sorular nedeniyle, iki yıl sonra bu görevinden de alındı ve 26 yaşında babasının yanına döndü. Buraya döndükten bir yıl sonra, hazin ölümünden on yıl kadar önce ressam olmaya karar verdi. Bu ilk ressamlık döneminde, daha önceki yaşadığı dönemlere ait köylüler ve maden işçilerini konu edindi. 33 yaşında iken bir süre kardeşi ile birlikte, Paris’te yaşadı. Bu dönemde Fransız empresyonist resim akımından olan ressamlarla tanışarak, kendi tarzını geliştirdi. 2 yıl sonra sağlığı bozulmaya başlayan van Gogh, Paris’ten Arles’e taşındı. Burada bir başka büyük ressam Gauguin de onunla aynı evi paylaştı. Ancak ikisi arasında giderek tartışmalar yaşanmaya başlandı ve van Gogh iki aylık fırtınalı bir dostluktan sonra arkadaşını yaralamaya kalkıştı. Bu tartışmaların etkisi ile, bir gün van Gogh kendi kulağını kesti. 36 yaşındayken, yatırıldığı bir akıl hastanesinde bile tablolar yapmaya devam etmekteydi. Yaşadığı süre içinde sekiz yüz kadar tablo ve dokuz yüz kadar desen yaptı. Bunlardan sadece birini satabildi. Sürekli olarak kardeşinin parasal yardımları ile geçinmenin verdiği büyük üzüntüler içindeydi.

İzleyen dönemde kardeşi evlenip, çoluk çocuğa kavuşunca, en büyük desteğinden de uzak kalarak yalnızlık yaşayan van Gogh, ağır bir depresyona girdi. 37 yaşında iken intihar ederek, hayatına son verdi. Ölümünden sonra değeri anlaşılmış olan dahi ressam, yaşadığı duyguları tüm yalınlığı ve gerçekçiliğiyle tuvale yansıtmıştır.

Birey olarak zaman zaman kendimize dışarıdan bakabilmeyi, kendimizi ve olayları ikinci bir kulak ile dinleyip, ikinci bir göz ile bakabilmeyi bilebilmeliyiz. Eğer bir takım sorunlar yaşıyorsak, bunların kökeni genetik ,yetiştirilme tarzımız ya da yaşadığımız çevresel olaylar olabilir. Bu birikimlerin etkisi ile kişiler en az iki hafta süre ile hemen hemen her gün mutsuzluk, isteksizlik, uykusuzluk, iştahsızlık, halsizlik, konsantrasyon güçlükleri, değersizlik düşünceleri, bazen ağır durumlarda da intihar düşünceleri yaşıyorlarsa bu duruma “majör depresyon” denir. Özellikle büyük kentlerde ve tekdüze ilişkilerin sürdüğü ortamlarda çok görülen bu hastalık, kişilerin işlevselliklerini bozar. Bazı durumlarda kendilerine ve başkalarına zarar verebilirler. Sonuç olarak eğer toplumda bu hastalık yaygınlaşırsa, işverimi azalabileceği gibi, suçlar ve intiharlar da artar. Bu da bir ülkenin insan faktörünü dolayısı ile ülkenin gelişmesini önleyen bir durumdur. İlerleyen dönemde herkes kendisini yetersiz ve güçsüz görür, yeterli üretim yapamaz, mutsuz ve ilgisiz olduğundan, kendine değer vermediğinden kendine sevgi duyamaz. Kendisini sevmeyen bir kişi de kendisi için bir şey yapmak için çaba göstermez, okumaz, araştırmaz, konuşmaz, daha güzeli yakalamak için gereken enerjiyi hissedemez. Kendisini sevmeyen, başkasını da sevemez. Eşine “ seni seviyorum” diyemez, çocuklarına “ canım benim” diyemez. Geçmişine, kültürüne sahip çıkamaz, gelecekten ümitli olamaz.

Zordur ama, bir gün mutlaka kendi istediğiniz işi yapmaya çalışın. O günü hep hayal edin akşamları yattığınızda. Yaşadığınız şehri derin derin soluyun. Yaşadığınız yerin kültürünü öğrenin. O şehre, o insanlara ait olduğunuzu düşünün. Onların size ihtiyacı var, sizin de onlara. “Acaba bu gün etrafımda daha önce farketmediğim hangi güzelliği farkedeceğim” diye şartlandırıp, zorlayın kendinizi.

“Bugün aktif olarak, inisiyatif kullanıp, hangi düşüncelerim, sözlerim ve girişimlerimle kendimle gurur duyacağım” diye düşünün. “hayır kendimi olayların akışına bırakmayacağım, yelkenleri suya indirmeyeceğim, pes etmek yok” diye aklınızdan geçirin.

Dışarıdaki küçücük çocuklardan bile öğrenecekleriniz vardır, etrafınızda gördüğünüz güzel davranışları kendi özellikleriniz arasına katmaya çalışın. Bunları yapabilmek için etrafınızı iyi gözlemeniz gerekiyor elbet.

Yapabilirseniz zaman zaman sevdiğiniz ya da beğendiğiniz bir sanatçı, politikacı ya da sporcu olduğunuzu düşünün kısa bir süre, ya da onların yanınızda olduğunu. O anda olmayı kafanızdan geçirdiğiniz kişi bir hayal kahramanı, çizgi film karakteri de olabilir.

Doğal davranın, kendiniz gibi olun, kendinizi yenileyin. Sorunların olumsuz etkileri bunlarla geçmiyorsa, eğer bir takım şeyler daha da ters gitmeye başlamışsa, yukarıdaki sayılan depresif belirtileri yaşamaya başlamışsanız, çabuk sinirleniyorsanız, çevresel ilişkileriniz olumsuz yönde etkilenmeye başlamışsa, beş kişiden birinde görülebilen depresif belirtileri yaşıyorsunuz demektir. Yapacağınız şey bir psikiyatr ile görüşmek olmalıdır. Unutmayın ki, herkes herşeyi her yaşta öğrenebilir, yapabilir. Kendinizden umudu kesmeyin, “enseyi karartmayın”, ufkunuzu geniş tutun. Sizin de kendi alanınızda ya da ilgilenip sevdiğiniz konularda büyük usta van Gogh olabilme şansınız vardır. Ancak daha uzun yaşamak ve kulağınızı kesmemeniz kaydı ile. Herkese daha canlı, hevesli ve sevimli günler dileklerimle.

alntdr

Related posts

Etiketler:

Korku Oyunları

Komik Videolar

Aşk Şiirleri