<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Ödev Sitesi, Performans ödevleri, dönem ödevleri, ödev kapakları</title>
	<link>http://www.superodev.com</link>
	<description>Ödev Sitesi</description>
	<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 10:37:21 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özlü Sözler-Anılar-Cumhuriyet Marşı</title>
		<link>http://www.superodev.com/sosyal-bilgiler/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-ozlu-sozler-anilar-cumhuriyet-marsi.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/sosyal-bilgiler/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-ozlu-sozler-anilar-cumhuriyet-marsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 10:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sosyal Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[29 ekim bayramı ile ilgili şiirler]]></category>

		<category><![CDATA[29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özlü Sözler-Anılar-Cumh]]></category>

		<category><![CDATA[29 ekim şiir ve yazıları]]></category>

		<category><![CDATA[29 ekim şiirleri]]></category>

		<category><![CDATA[cumhuriyet ile ilgili şiirler]]></category>

		<category><![CDATA[cumhuriyet marşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/sosyal-bilgiler/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-ozlu-sozler-anilar-cumhuriyet-marsi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Bu yazımızda: 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özlü Sözler-Anılar-Cumhuriyet Marşı yer almaktadır. Ayrıntıları aşağıda okuyabilirsiniz…
CUMHURİYET BAYRAMI – GÜZEL SÖZLER
 Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir.
 Türk ulusunun yaratılışına en uygun olan yönetim cumhuriyettir.
 Cumhuriyet erdeme dayanan bir yönetimdir.
 Cumhuriyet düşünce, beden ve bilim bakımından güçlü koruyucular ister.
CUMHURİYET MARŞI
Cumhuriyet, cumhuriyet, en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda: 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özlü Sözler-Anılar-Cumhuriyet Marşı yer almaktadır. Ayrıntıları aşağıda okuyabilirsiniz…</p>
<p>CUMHURİYET BAYRAMI – GÜZEL SÖZLER</p>
<p> Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi cumhuriyettir.</p>
<p> Türk ulusunun yaratılışına en uygun olan yönetim cumhuriyettir.</p>
<p> Cumhuriyet erdeme dayanan bir yönetimdir.</p>
<p> Cumhuriyet düşünce, beden ve bilim bakımından güçlü koruyucular ister.</p>
<p>CUMHURİYET MARŞI</p>
<p>Cumhuriyet, cumhuriyet, en güzel şey hürriyet<br />
Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet!<br />
Gazimin sen en büyük yadigarısın bana<br />
Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet!</p>
<p>Dalgalansın her tarafta şanlı Türk’ün bayrağı<br />
Korumaktır ve yüceltmek azmimiz bu toprağı!<br />
Bu vatan hiç sensiz olmaz, ey güzel cumhuriyet<br />
Milletim öyle demiştir ; ya ölüm, ya hürriyet!</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/29-ekim-bayrami-ile-ilgili-siirler" title="29 ekim bayramı ile ilgili şiirler" rel="tag">29 ekim bayramı ile ilgili şiirler</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-ozlu-sozler-anilar-cumhuriyet-marsi" title="29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özlü Sözler-Anılar-Cumh" rel="tag">29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özlü Sözler-Anılar-Cumh</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/29-ekim-siir-ve-yazilari" title="29 ekim şiir ve yazıları" rel="tag">29 ekim şiir ve yazıları</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/29-ekim-siirleri" title="29 ekim şiirleri" rel="tag">29 ekim şiirleri</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/cumhuriyet-ile-ilgili-siirler" title="cumhuriyet ile ilgili şiirler" rel="tag">cumhuriyet ile ilgili şiirler</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/cumhuriyet-marsi" title="cumhuriyet marşı" rel="tag">cumhuriyet marşı</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/sosyal-bilgiler/29-ekim-cumhuriyet-bayrami-ozlu-sozler-anilar-cumhuriyet-marsi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yükseltgenme-İndirgenme ( Redoks) Tepkimeleri</title>
		<link>http://www.superodev.com/kimya/yukseltgenme-indirgenme-redoks-tepkimeleri.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/kimya/yukseltgenme-indirgenme-redoks-tepkimeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2008 17:38:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>

		<category><![CDATA[tepkime]]></category>

		<category><![CDATA[Yükseltgenme]]></category>

		<category><![CDATA[İndirgenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/kimya/yukseltgenme-indirgenme-redoks-tepkimeleri.html</guid>
		<description><![CDATA[ Elektron alış-verişinin olduğu tepkimelere yükseltgenme-indirgenme yada redoks tepkimeleri denir.
Yükseltgenme Bir maddenin elektron vermesi olayıdır.
Zn0 &#8211;&#62; Zn+2 + 2e- burada Zn0 dan Zn+2 ye 2 e- vererek yükseltgenmiştir.
İndirgenme Bir maddenin elektron alması olayıdır.
Cu+2 + 2e- &#8211;&#62; Cu0 Cu0 bu olayda Cu+2&#8242; den 2e- alarak Cu0 a indirgenmiştir.
*Bu iki tepkimenin tek başına olması imkansızdır. Redoks tepkimelerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elektron alış-verişinin olduğu tepkimelere yükseltgenme-indirgenme yada redoks tepkimeleri denir.</p>
<p>Yükseltgenme Bir maddenin elektron vermesi olayıdır.</p>
<p>Zn0 &#8211;&gt; Zn+2 + 2e- burada Zn0 dan Zn+2 ye 2 e- vererek yükseltgenmiştir.</p>
<p>İndirgenme Bir maddenin elektron alması olayıdır.</p>
<p>Cu+2 + 2e- &#8211;&gt; Cu0 Cu0 bu olayda Cu+2&#8242; den 2e- alarak Cu0 a indirgenmiştir.</p>
<p>*Bu iki tepkimenin tek başına olması imkansızdır. Redoks tepkimelerinde mutlaka en az bir indirgenen ve birde yükseltgenen madde olmalıdır.</p>
<p>5Fe+2 + MnO4-1 + 8H+ &#8211;&gt; 5Fe+3 + Mn+2 + 4H2O<br />
yükseltgenme indirgenme yükseltgenme indirgenme</p>
<p>Yukarıdaki tepkime incelendiği zaman Fe+2 iyonu Fe+3 iyonuna yükseltgenirken Mn+5 iyonu da 3 elektron alarak Mn+2 iyonuna indirgenmiştir. Burada Fe+2 iyonu indirgendir; Çünkü Mn+5 iyonunu Mn+2 iyonuna indirgemiştir. MnO4- iyonu ise yükseltgendir; Çünkü Fe+2 iyonunu Fe+3 iyonuna yükseltgemiştir.</p>
<p>*Yukarıdaki ifadeye göre yükseltgenen madde inidirgen, indirgenen madde yükseltgen özellik gösterir diyebiliriz.</p>
<p>* Elektron veren madde yükseltgenir.(indirgendir)<br />
* Elektron alan madde indirgenir.(yükseltgendir)<br />
* En iyi elektron veren metaller en aktiftir.</p>
<p>Pil Redoks tepkimelerinin elektrik enerjisi üretebilecek şekilde düzenlenmesiyle yapılmış sistemlere elektrokimyasal pil denir. Elektronun akış yönü</p>
<p>Zn Cu</p>
<p>Anot Katot<br />
(elektrot) (elektrot)<br />
1 M Zn+2 1 M Cu+2<br />
Tuz köprüsü<br />
Elektrot Yükseltgenme ve inidirgenme olaylarının olduğu kısımlardır.<br />
Elektrolit Elektrik akımını ileten iyonik çözeltilerdir. Yukarıdaki pilde Zn+2 ve Cu+2 çözeltileri birer elektrolittirler.</p>
<p>Yukarıdaki pilin çalışabilmesi için anottan katota sürekli bir elektron akışının sağlanması gerekir. Burada Zn(k) çubuğun çözünerek Zn &#8211;&gt; Zn+2 + 2e- Zn elektron verecek ve zamanla Zn çubuğun kütlesi azalacak, 2. Kaptaki Cu+2 iyonları da bu elektronları alarak Cu+2 + 2 e- &#8211;&gt; Cu tepkimesine göre Cu çubuğun üzerinde toplanacak ve katotun kütlesi zamanla artacaktır.</p>
<p>Zn0 &#8211;&gt; Zn+2 + 2e- Anot yarı tepkimesi (yükseltgenme) E0= 0,76 volt</p>
<p>Cu+2 + 2e- &#8211;&gt; Cu0 Katot yarı tepkimesi (indirgenme)E0= 0,34volt &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
Zn + Cu+2 &#8212;&gt; Cu + Zn+2 (pil tepkimesi) Epil =1,10volt</p>
<p>Tuz köprüsü Zn nun bulunduğu kapta zamanla pozitif yük fazlalığı ve Cu ın bulunduğu kapta da negatif yük fazlalığı olacaktır. Bu yükleri iyon akışıyla dengeleyebilmek için kurulan içi genellikle iyonik tuzların çözeltisiyle dolu olan bir sistemdir.</p>
<p>Pil gerilimi Elektron alıp verme eğiliminin ölçüsüne pil gerilimi denir.</p>
<p>Epil = Eanot + Ekatot</p>
<p>İki yarı pil tepkimesinin yükseltgenme potansiyelleri verildiği zaman potansiyeli büyük olan her zaman anot, küçük olan ise katot olacak şekilde tepkimeler düzenlenerek (küçük olan ters çevrilerek) pil tepkimesi ve potansiyeli hesaplanabilir.</p>
<p>* Bir tepkime ters çevrildiğinde E0 işaret değiştirir.<br />
* Bir tepkime bir sayıyla çarpıldığında E0 bu sayıyla çarpılmaz, çünkü E0 pilin büyüklüğüne değil ortamdaki maddelerin derişimine bağlıdır.</p>
<p>Örnek Zn &#8211;&gt; Zn+2 + 2e- E0 = 0,76 volt</p>
<p>Ag &#8211;&gt; Ag+ + e- E0 = -0,80 volt</p>
<p>pil tepkimesi ve pilin potansiyeli ne olur ?</p>
<p>Çözüm Yükseltgenme gerilimlerine bakıldığı zaman Zn&gt;Ag olduğu görülür. O zaman Zn anot (yükseltgenecek), Ag ise katot(indirgenecek). Zn tepkimesi aynen alınırsa yükseltgenme olur, Ag tepkimesi ters çevrilirse indirgenme olur. Redoks tepkimelerinde alınan elektron sayısı verilen elektron sayısına eşit olmalıdır. Bu yüzden Ag nin olduğu tepkime 2 ile çarpılmalı fakat E0 bu sayıyla çarpılmamalıdır.</p>
<p>Zn &#8211;&gt; Zn+2 + 2e- E0 = 0,76 volt</p>
<p>2Ag+ + 2e- &#8211;&gt; Ag E0= 0,80 volt</p>
<p>Zn + 2Ag+ &#8211;&gt; Zn+2 + 2Ag Epil = 1,56 volt</p>
<p>*Yükseltgenme gerilimi büyük olan yükseltgenir, indirgenme gerlimi büyük olan indirgenir.<br />
* Epil &gt;0 ise pil kendiliğinden çalışır, küçükse çalışmaz.<br />
* Elektron daima anottan katota doğru akar.<br />
* Kütlesi azalan anottur.<br />
* + yüklü iyonlar tuz köprüsü vasıtasıyla her zaman anottan katota doğru akar.</p>
<p>Derişim Pilleri Anot ve katotun aynı maddelerden yapılmış olduğu pillerdir. Derişimi büyük olan kap anot küçük olan ise katottur. Bu piller her iki kaptaki çözeltilerin derişimleri eşit oluncaya kadar çalışırlar, derişimler eşit olunca pil gerilimi sıfır olur.</p>
<p>e- akışı<br />
Cr Cr</p>
<p>Anot Katot</p>
<p>2 M Cr+3 1 M Cr+3</p>
<p>Derişim pili</p>
<p>Elektroliz Kendiliğinden yürümeyen redoks tepkimelerinin dışarıdan enerji verilmesiyle gerçekleştirilmesine elektroliz denir. Elektroliz maddelerin saflaştırılmasında ve bileşiklerin elementlerine ayrıştırılmasında kullanılan kimyasal bir yöntemdir.</p>
<p>e- akış yönü + dan -</p>
<p>üreteç<br />
+ -</p>
<p>Anot Cl- Na+ Katot</p>
<p>2Cl- &#8211;&gt; Cl2 + 2e- Na+ + e- &#8211;&gt; Na</p>
<p>Şekilden de görüldüğü gibi anyonlar anoda, katyonlar katoda giderek açığa çıkmaktadır. Eğer ortamda su varsa suyunda elektroliz olacağı unutulmamalıdır. Suyun elektrolizinde anot ve katot reaksiyonları aşağıdaki gibidir.</p>
<p>Anot reaksiyonu : 2H2O &#8211;&gt; 4H+ + O2(g) + 4e-</p>
<p>Katot reaksiyonu : 2H2O + 2e- &#8211;&gt; H2(g) + 2OH-</p>
<p>Bir tepkimede 1 Faradaylık akım 1 eşdeğer ağırlıkta madde açığa çıkarır.<br />
1 Faraday 1 mol elektron= = 96500 coulomb dur.</p>
<p>Eşdeğer Ağırlık = Atom ağırlığı/ etki değeri</p>
<p>Örnek 1 Faradaylık akımla NaCl çözeltisi elektroliz edilse açığa çıkan Na miktarı = 23/1 = 23 gram .(Na=23)</p>
<p>Örnek 0,5 Faradaylık akımla CuCl2 çözeltisi elektroliz edilse( Cu=64) 1 Faraday = 64/ 2=32 gram.</p>
<p>1 Faraday 32 gram açığa çıkardığına göre 0,5 Faraday 16 gram Cu açığa çıkarır.</p>
<p>* Aktif olan element daima kendinden daha az aktif olan elementi serbest hale geçirebilir.<br />
M= Q= I.t 96500.n</p>
<p>ASİDİK VE BAZİK ORTAMLARDA REDOKS TEPKİMELERİNİN DENKLEŞTİRİLMESİ<br />
Redoks reaksiyonları elektron alış verişi olan reaksiyonlardır. Bunlara yükseltgenme - indirgenme reaksiyonları da denir. Böyle reaksiyonlarda, genellikle elektronun verildiği ve alındığı elementi bulmak için söz konusu reaksiyona giren her elementin yükseltgenme basamağının bilinmesi gerekir.</p>
<p>1- Oksijen bir kaç istisnayla ( OF2, H2O2, KO2 de -1) bütün bileşiklerinde -2 değerlik alır.<br />
2- Hidrojen bir kaç istisnayla ( CaH2, UH3 de -1 ) bütün bileşiklerinde +1 yükseltgenme basamağındadır.<br />
3- Flor bütün bileşiklerinde -1 yükseltgenme basamağındadır.<br />
4- Cl, Br, I, oksijenli ve kendi aralarında verdikleri bileşikler hariç, bütün bileşiklerinde -1 yükseltgenme basamağındadır.<br />
5- Alkali metaller (1A) +1, Toprak alkali (2A) metaller +2 yükseltgenme basamağında bulunurlar.<br />
6- Elementlerin yükseltgenme basamakları sıfırdır.<br />
7- İyonların yükü yükseltgenme basamaklarının topl***** eşittir.<br />
8- Moleküllerde yükseltgenme basamakları toplamı sıfırdır.</p>
<p>Asidik Ortamda İyonik Redoks Tepkimelerinin Denkleştirilmesi :</p>
<p>1- İskelet reaksiyon üzerinde elementlerin yükseltgenme basamakları tayin edilir.<br />
2- Alınan ve verilen elektron sayıları belirlenir.<br />
3- Redoks reaksiyonlarında alınan elektron verilen elektrona eşit olduğundan elektron sayıları uygun sayılarla çarpılarak eşitlenir.<br />
4- Yukarıda bulunan sayılar ilgili bileşik yada elementlere katsayı olarak yazılır.<br />
5- Redoks reaksiyonlarında atom sayılarının denkliğinden başka yük denkliğinin de korunması gerekir. Bunun için de uygun tarafa H+ iyonu oksijenin eksik olduğu tarafa da H2O eklenmelidir.</p>
<p>ÖRNEKLER<br />
3&#215;2 elektron<br />
+6 +3 +5<br />
1. Cr2O7-2 + NO2-1 &#8211;&gt; NO3-1 + Cr+3 (asidik ortam)</p>
<p>Cr2O7-2 + 3NO2-1 &#8211;&gt; 3 NO3-1 + 2Cr+3</p>
<p>Yük denkliği -2 + (-1.3) = -5 -3 + (2.3)= +3<br />
Yük denkliğinin sağlanabilmesi içn sol tarafa 8 mol H+ iyonun eklenmesi gerekir ki sol tarafta +3 olsun. Sağ tarafa da oksijen denkliği için 4 mol H2O eklenmelidir.<br />
8 H+ + Cr2O7-2 + 3NO2-1 &#8211;&gt; 3NO3-1 + 2 Cr+3 + 4H2O</p>
<p>+7 -1 +2 0<br />
2. MnO4-1 + H2O2 &#8211;&gt; Mn+2 + O2 (bazik ortam)<br />
İndirgenme yükseltgenme İndirgenme yükseltgenme ==&gt;5 indirgenme; 2&#215;1 yükseltgenme<br />
2MnO4-1 + 5H2O2 &#8211;&gt; 2 Mn+2 + 5O2 Yük denkliği ==&gt;-2= 2&#215;2 (denkliğin sağlanabilmesi için sağ tarafa 6OH- sol tarafa ve hidrojen oksijen denkliği için 2H2O eklenmelidir)<br />
2MnO4-1 + 5H2O2 &#8211;&gt; 2 Mn+2 + 5O2 + 6OH- + 2H2O</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/kimya" title="Kimya" rel="tag">Kimya</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/tepkime" title="tepkime" rel="tag">tepkime</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/yukseltgenme" title="Yükseltgenme" rel="tag">Yükseltgenme</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/indirgenme" title="İndirgenme" rel="tag">İndirgenme</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/kimya/yukseltgenme-indirgenme-redoks-tepkimeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Canlılardaki İnorganik Bileşikler</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/canlilardaki-inorganik-bilesikler.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/canlilardaki-inorganik-bilesikler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2008 17:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Bileşikler]]></category>

		<category><![CDATA[Canlılardaki]]></category>

		<category><![CDATA[İnorganik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/canlilardaki-inorganik-bilesikler.html</guid>
		<description><![CDATA[Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli olan mineral, tuz,su gibi inorganik molekülleri dışarıdan alırlar. Canlıların dışardan aldıkları bu moleküllere inorganik bileşik denir. Bu bileşikler ; 1-Su 2-Asit – Baz ve Tuzlar 3-Minerallerdir 1-SU Vücudumuzun en önemli maddelerinden biridir. Genel olarak organizmaların vücutlarının %70’i sudur. Su oranı dokulara ve canlıya göre değişir. Örneğin; insanda su yüzdesi kemikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli olan mineral, tuz,su gibi inorganik molekülleri dışarıdan alırlar. Canlıların dışardan aldıkları bu moleküllere inorganik bileşik denir. Bu bileşikler ; 1-Su 2-Asit – Baz ve Tuzlar 3-Minerallerdir 1-SU Vücudumuzun en önemli maddelerinden biridir. Genel olarak organizmaların vücutlarının %70’i sudur. Su oranı dokulara ve canlıya göre değişir. Örneğin; insanda su yüzdesi kemikte %20 beyin hücrelerinde %85’tir. Bütün hücreler bir sulu çözeltide bulunur. Canlı vücudunda su birçok işleve sahiptir. Suyun en önemli grevi ise fotosentezle besin yapımıdır. CO2 + H2O Besin + O2 SUYUN ÖNEMİ 1- Kimyasal tepkimelerde iyi bir çözücüdür. 2- Madde taşınmasını sağlar. (Kanın %90’ı sudur) 3- Metabolizma olaylarını hızlandırır. Enzimler sulu ortamlarda etkindirler. 4- Vücut için zararlı olan artık maddelerin seyreltilmesi ve vücuttan atılmasını sağlar. 5- Besinlerin sindiriminde parçalayıcı görev yapar. 6- Vücut ısısını düzenlemede faydalı olur. 7- Yağlayıcı olarak da suyun öneli özelliği vardır. Organların birbirine sürtünerek aşınmasını sıvı ortam önler. Kemiklerin eklem yerlerindeki sıvı ortamda su vardır. 8- Suyun katısı sıvısından daha az yoğunluktadır. Bu nedenle suda yaşam mümkündür. 2-ASİT – BAZ VE TUZLAR ASİTLER Suda çözününce Hidrojen ( H ) çıkaran bileşiklerdir. Turnusol kağıdını maviden kırmızıya çevirirler.tatları ekşidir. HCL (hidroklorik asit) , H2 SO4 (sülfürik asit) inorganik asitlerdir. BAZLAR Suda çözününce (OH) iyonu çıkaran bileşiklerdir. Turnusol kağıdını maviye çevirirler. NaOH (sodyum hidroksit) ve KOH (potasyum hidroksit) inorganik bazlardır. Bir sıvının asitlik ve bazlık derecesi pH terimi ile ifade edilir. pH, hidrojen iyon konsantrasyonunun eksi logaritmasıdır. Bir çözeltinin H iyon yoğunluğu ile OH iyonu yoğunluğu eşit ise çözelti nötrdür ve pH derecesi 7’dir. pH derecesi 7 den küçük olan çözeltiler asit (0-7) , pH derecesi 7 den büyük olan çözeltiler baziktir (7-14). Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi için ortam pH değerinin belli sınırlar içinde tutulması gerekir. Kuvvetli asit Nötr Kuvvetli baz Asitlik artar Bazlık artar ASİT VE BAZLARIN ÖNEMİ 1- Canlıda gerçekleşen reaksiyonların yürütücüsü enzimler belirli bir pH derecelerinde etkinlik gösterirler. pH derecesindeki en küçük değişiklik büyük olumsuzluklar yaratabilir. Bu sebeple pH derecesinin sabit kalması gerekir. Bunun için insanda özel yapılar bulunur. 2- Asitlerle bazların birleşmesinden tuzlar oluşur. TUZLAR HCI + NaOH NaCI + H2O ile gösterilir. TUZLARIN ÖNEMİ İnorganik tuzlar hücreyle çevresi arasındaki su alış verişinde önemli rol oynar. Eğer hücre içinde tuz oranı yüksekse hücreye su girer. Hücre dışındaki tuz oranı yüksekse hücre su kaybeder. 3-MİNERALLER Vücudumuzun kendi kendine oluşturamadığı su ve besinler yoluyla aldığımız inorganik tuzlardır. Bunlar vücutta ya tuz halinde bulunur ya da organik maddelerin (yağ, protein, karbonhidrat vb.) yapısına katılır. . Mineraller sağlıklı yaşam için gereklidir. Onlar olmadan vücut yaşaması için gerekli fonksiyonları sağlıklı bir şekilde sürdüremez. Sağlığımız için çok önemli olan 15ten fazla mineral vardır. Bunlardan bazıları ; KALSİYUM : Sağlıklı vücut yapısı için gerekli önemli minerallerden biridir. Bu mineral büyük oranda vücudumuzdaki kemiklerde bulunur. Eksikliği yüksek oranlara vardığında diş ve sırtta ağrılar,kemiklerde zayıflama, çatlama ve kolay kırılma görülür. Vücuttaki kalsiyum miktarı sadece kemikler için önemli değildir.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/bilesikler" title="Bileşikler" rel="tag">Bileşikler</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/canlilardaki" title="Canlılardaki" rel="tag">Canlılardaki</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/inorganik" title="İnorganik" rel="tag">İnorganik</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/canlilardaki-inorganik-bilesikler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Radyosyan ve Radyoaktivite</title>
		<link>http://www.superodev.com/kimya/radyosyan-ve-radyoaktivite.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/kimya/radyosyan-ve-radyoaktivite.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2008 17:48:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>

		<category><![CDATA[Radyoaktivite]]></category>

		<category><![CDATA[Radyosyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/kimya/radyosyan-ve-radyoaktivite.html</guid>
		<description><![CDATA[•RADYOAKTIVITE VE RADYOAKTIF MADDELERLE ÇALISAN KLINIKLERIN ÖZELLIKLERI /TEDBIRLER
•INSAN / RADYASYON ETKILERI
•RADYOAKTIF MATERYAL KULLANAN TIP CIHAZLARI / PRENSIPLERI VE YENI TEKNOLOJILER
•RIA
•RADYOTERAPI
•RADYOAKTIF MADDE ILE ÇALISANLARIN KORUNMA TEDBIRLERI / YASAL HAKLARI
RADYASYON VE RADYOAKTIVITE NEDIR?
Elementlerin kendi özelliklerini tasiyan en küçük parçalari olan atomlar,bir çekirdek ve etrafindaki yörüngelerde dönen elektronlardan meydana gelmis birimlerdir. Atomun çekirdek kismi,pozitif yüklü protonlar ve yüksüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>•RADYOAKTIVITE VE RADYOAKTIF MADDELERLE ÇALISAN KLINIKLERIN ÖZELLIKLERI /TEDBIRLER</p>
<p>•INSAN / RADYASYON ETKILERI<br />
•RADYOAKTIF MATERYAL KULLANAN TIP CIHAZLARI / PRENSIPLERI VE YENI TEKNOLOJILER<br />
•RIA<br />
•RADYOTERAPI<br />
•RADYOAKTIF MADDE ILE ÇALISANLARIN KORUNMA TEDBIRLERI / YASAL HAKLARI</p>
<p>RADYASYON VE RADYOAKTIVITE NEDIR?<br />
Elementlerin kendi özelliklerini tasiyan en küçük parçalari olan atomlar,bir çekirdek ve etrafindaki yörüngelerde dönen elektronlardan meydana gelmis birimlerdir. Atomun çekirdek kismi,pozitif yüklü protonlar ve yüksüz olan nötronlari içerir. Pozitif yüklü protonlarin sayisi atom numarasini (Z) gösterirken,adina nükleon da denilen proton ve nötronlarin toplami atomun kütlesini (A=Atom agirligi)olusturur. Elektronlar bütün elementlerde ayni yapi ve kütle özelliginde oldugundan,degisik elementlerin atomlari arasindaki farklilik tamamen nükleon ve elektron sayilari ile bunlarin dizilislerinin bir sonucudur. Bir elementin,atom numarasi ayni ancak atom agirligi degisik olan çekirdeklerine izotop adi verilir. Bütün izotoplar ayni atom numarasina sahip olduklarindan kimyasal özellikler bakimindan birbirlerine benzerler. Izotoplarin radyoaktif sekillerine radyoizotop denir.<br />
Kararli bir atomda,çekirdekteki pozitif yüklü protonlarin sayisi ile çekirdek çevresindeki yörüngelerde bulunan elektronlarin sayilari esittir. Böyle bir atomdan elektron koparildiginda yada elektron ilave edildiginde mevcut elektriksel yük dengesi bozulacak ve ilgili atom,pozitif(+) veya negatif(-) degerde yüklenerek iyon haline dönüsecektir. Atomda gelisen bu elektriksel yük degisikligine iyonizasyon adi verilir.<br />
Atomlarin çekirdeklerini teskil eden nükleonlarin orani hafif elementlerde 1 iken,agir elementlere dogru gidildikçe nötronlar lehine artmaya baslar ve bir noktadan sonra çekirdek içindeki kararlilik tamamen bozulur. Radyonüklid adi verilen bu tür çekirdekler bol miktarda nükleonlari nedeniyle kararsizdirlar ve bünyelerindeki fazla enerjiyi radyasyon yayarak düzenlemeye çalisirlar. Iste çekirdeklerin gerek bu dogal yol gerekse disaridan verilen bir uyarimla bombardimani neticesinde suni olarak parçalanmasina radyoaktivite veya radyoaktif parçalanma adi verilmektedir</p>
<p>1800&#8242;lerin sonlarina dogru, Alman Fizikçisi Wilhelm Röntgen, bir elektron demetinin cama çarpiginda, yeni ve garip bir isinin olustugunu kesfetti. Bu isinlar bilinmeyen bir yapida olduklarindan, &#8220;x isinlari&#8221; olarak isimlendirildi. Bu kesiften iki ay sonra, Fransiz Fizikçi Henri Becquerel, degisik elementleri siyah foto grafik plakalarla sardigi bir deney yapti. Amaç bu elementlerin isin yayip yaymadiklari idi. Becquerel, uranyum gibi bir kaç elementin herhangi bir enerji girisi olmadan enerjili isinlar yaydiklarini buldu. Becquerel&#8217;in deneyinin anlami, bazi dogal olaylarin bazi elementlerin enerjili x isinlari yaymalarindan sorumlu olduklaridir. Bu da göstermektedir ki, bazi elementler natürel olarak kararsizdirlar. Çünkü bu elementler, degisik enerji çesitlerini kendiliklerinden salmaktadirlar. X isinlari gibi, enerjili parçaciklarin kararsiz atomlarin bozunumlarindan salinmalarina radyoaktivite denir. Bundan sonra Fransiz fizikçiler Pierre ve Marie Curie, radyoaktivite üzerine çok egilmislerdir. Uzun seneler süren çalismalar sonunda, radyoaktif olaylardan (radyasyon) olusan birkaç degisik parçacik sinifi tanimlamislardir. Benzer radyoaktif özellikleri bulunan diger elementler üzerinde çalismaya baslamislar ve 1898 yilinda radyumu kesfetmislerdir.<br />
Radyasyon, dalga, parçacik veya foton olarak adlandirilan enerji paketleri ile yayilan enerjidir. Radyasyon, daima dogada var olan ve birlikte yasadigimiz bir olgudur. Radyo ve televizyon iletisimini olanakli kilan radyo dalgalari; tipta, endüstride kullanilan x-isinlari; günes isinlari; günlük hayatimizda aliskin oldugumuz radyasyon çesitleridir.<br />
Radyasyon madde içinde sogurulan ve transfer edilen enerjidir. Nükleer bölünme sonucunda ortaya çikan bu enerji partiküler radyasyon ve elektromanyetik olmak üzere iki ana gruba ayrilmaktadir. Radyasyon maddesel ortamlarda yayilirken önüne çikan atomlarla veya moleküllerle çarpisir. Sayet radyasyon fotonu yeterli enerjiye sahip degilse çarptigi atomdan en az bir elektronunu kaybeden atom iyonlasir. Iste bunu gerçeklestirebilecek enerjiye sahip radyasyon,iyonlastirici radyasyon olarak adlandirilir ve radyasyon ailesinin yüksek enerjili grubunu olusturur. Iyonlasma yaratma yeteneginden yoksun radyasyonlar ise zayif enerjili radyasyonlar grubunda siniflandirilirlar.</p>
<p>PARTIKÜLER(KORPUSKÜLER) RADYASYON<br />
Alfa( ) ve Beta() isinlari bu tür radyasyona örnektir. Yüklü taneciklerden ibaret olan bu iki örnekten  isinlari aslinda bir Helyum (He) atomudur. 2 proton,2 nötrondan olusur. Pozitif yüklüdür. Hizlari 15000-25000km/sn arasinda degisir. Delip geçtigi maddelerde kuvvetli bir iyonizasyona sebep olmaktadir.  isinlari ise negatif yüklü olup proton ve nötron ihtiva etmezler.  isinlari  isinlarina göre hem daha hizli hem de daha penetrandir. Hizlari 120000-299000 km/sn olup hemen hemen isik hizina yakindir. Gamma () isinlari ise kütlesi olmayan yüksek enerjili elektro manyetik bir dalga özelligindedir.</p>
<p>ELEKTROMANYETIK RADYASYON<br />
Bir tür enerji yayilimi olan elektromanyetik radyasyon,manyetik ve elektriksel olmak üzere iki vektöriyel yöne sahip sinüzoidal bir dalga seklindedir. Yayilmalari sirasinda belirli bir ortama ihtiyaç göstermeyen ve yollari üzerinde bir cisme çarpmadiklari sürece enerjilerinden bir sey kaybetmeyen elektromanyetik dalgalar boslukta yayilimlari sirasinda ayni hiza sahiptir (300.000km/sn). Ancak elektromanyetik radyasyonlar yollari üzerinde bir cisimle çarpistiklarinda enerji transferi gerçeklesir ve çarpisma sonrasi ikinci bir elektromanyetik dalga olustugunda ,ikinci dalganin enerjisi birinciye göre farklilik gösterir. Bütün elektromanyetik dalgalar ayni hiza sahip olmakla beraber frekanslari ile dogru, dalga boylari ile ters orantili olan enerji seviyelerine göre bir spektruma sahiptirler. Bu dizilimde dalga boyu en yüksekten en düsüge yada enerji seviyesi en düsükten en yüksege dogru elektrik dalgalari &gt; radyo dalgalari &gt; mikro dalgalar&gt; kizil ötesi(infrared) &gt; görülebilir isik&gt; mor ötesi(ultraviyole) &gt;X-isinlari&gt;gamma isinlari yer almaktadir. Spektrum içinde gamma isinlari,atomun çekirdeginden kaynaklanan radyasyona örnek teskil ederken,X-isini ile kizilötesi isik gruplar arasindaki atomun yörüngelerinden kaynaklanan radyasyonlara örnektir. X ve gamma isinlari iyonlastirici radyasyon olustururken spektrumdaki diger dalgalar iyonlasma yeteneginden yoksun zayif enerjili radyasyon etkisi yaratirlar.<br />
RADYASYON ILE ILGILI BAZI KAVRAMLAR<br />
Biyolojik dozun geleneksel birimi Roentgen Equivalent of man” sözcüklerinin bas harflerinden olusturulmus rem’dir. Rem,rad ile KF(Kalite Faktörü)’nün çarpimindan olusmaktadir. Rem’in Sl sistemdeki yeni birimi Sievert (Sv) olup Gray (Gy)’in KF ile çarpimindan elde edilmektedir. Yani Sv=1xGy (Sv=Gy) yada rem=1xrad (rem=rad)’tir. Bu birimlerin birlikte dönüsümü ise 1Sv=100 rem veya 10Sv=1 m rem seklindedir.<br />
RADYASYONUN ZARARLI ETKILERI<br />
Ömrü 250 bin yil ile 34 milyon yil arasinda degisen Plütonyum, Trityum, Iyot 129 ve Sezyum 137 gibi radyoaktif elementler tipki Kobalt 60 gibi nükleer reaktörlerin çalismasi sirasinda nükleer atik olarak ortaya çikar. Hepsinin ortak özelligi yaydiklari isinlarla üreme hücrelerinde, kromozomlarda kusaklar boyu süren genetik yikimlara, sakatliklara ve basta kanser olmak üzere birçok hastaliga yol açmalaridir.<br />
Radyasyonun canlilar üzerindeki zararli etkilerinin bilinmedigi yillarda,bu islerle ugrasanlarin yada radyasyona maruz kalanlarin ellerinde ülserasyonlarin,vücutlarinda geçmeyen yaralarin olustugunun görülmesi,cilt kanserleri ve hematopoetik sistem bozukluklari ile karsilastirilmasi ve iyonize radyasyonun insan sagligina zararli etkilerinin olabileceginin anlasilmasi üzerine radyasyondan korunmak amaciyla Uluslar arasi Radyasyondan Korunma Komitesi olusturulmustur. 1928 yilinda faaliyete geçen bu komite,1950 yilinda Radyolojik Korunmada Uluslar arasi Komisyon (ICRP) adi altinda yeniden sekillendirilerek günümüze kadar gelmistir. Bu komisyonun yaptigi çalismalar neticesinde teshis ve tedavi amaçli radyasyonun deterministik ve stokastik etkilere yol açtigi;bu türden zararli etkilerin olusmasi için kisa veya uzun süreli bir latent periyodun geçmesi gerektigi belirtilmistir. Ayrica radyasyonun,vücudun her doku veya organi üzerinde farkli tesirler yarattigi ve radyasyonun zararli etkilerinin vücudun tümü veya bir bölümünün isinlanmasina göre de degiskenlik gösterdigi ifade edilmistir. Radyasyonun canli dokular üzerindeki etkileri erken ve geç dönem etkiler olmak üzere iki ana baslik altinda toplanmaktadir.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktivite" title="Radyoaktivite" rel="tag">Radyoaktivite</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/radyosyan" title="Radyosyan" rel="tag">Radyosyan</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/kimya/radyosyan-ve-radyoaktivite.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Viroid</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/viroid.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/viroid.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 17:33:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Viroid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/viroid.html</guid>
		<description><![CDATA[Viroid, 1971 yılında ABD Tarım Biriminden T. O. Diener, patates kök kıvrığı hastalığı etkeninin belirli bir protein kılıfı olmayan halkasal yapıdaki küçük bir RNA olduğunu bulmuştur. Bu yapıya daha sonraları viroyid adı verilmiştir. Çok basit bir yapıya sahip olmasına karşın viroyid RNA, kendi kendini eşleyebilir ve çift sarmal halinde bir yapı oluşturabilir.
En büyük viroyit genomu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Viroid, 1971 yılında ABD Tarım Biriminden T. O. Diener, patates kök kıvrığı hastalığı etkeninin belirli bir protein kılıfı olmayan halkasal yapıdaki küçük bir RNA olduğunu bulmuştur. Bu yapıya daha sonraları viroyid adı verilmiştir. Çok basit bir yapıya sahip olmasına karşın viroyid RNA, kendi kendini eşleyebilir ve çift sarmal halinde bir yapı oluşturabilir.<br />
En büyük viroyit genomu 100 amino asitlik bir proteini kapsar. Bunlar tarafından oluşturulan herhangi bir enzim ya da ürünün varlığına dair bir kanıt yoktur.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/biyoloji" title="Biyoloji" rel="tag">Biyoloji</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/viroid" title="Viroid" rel="tag">Viroid</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/viroid.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bakterilerin Beslenmesi</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/bakterilerin-beslenmesi.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/bakterilerin-beslenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 17:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Bakterilerin]]></category>

		<category><![CDATA[Beslenmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/bakterilerin-beslenmesi.html</guid>
		<description><![CDATA[Bakterilerin Beslenmesi
01. Genel Bilgiler; Organizmaların enerji sağlayabilmesi, sellüler komponentleri yapabilmesi, gelişmesi, çoğalması ve yaşayabilmesi için beslenmesi ve bu nedenle de çeşitli gıda maddelerini alması gereklidir. Bu maddelerin bir bölümü doğrudan ortamlardan sağlanmasına karşın bir kısmı da hücre içinde sentezlenir. Böylece yaşam için gerekli olan mikro ve makro moleküller hazırlanır ve gerekli yerlerde kullanılır.
Mikroorganizmaların yapıları incelendiğinde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bakterilerin Beslenmesi<br />
01. Genel Bilgiler; Organizmaların enerji sağlayabilmesi, sellüler komponentleri yapabilmesi, gelişmesi, çoğalması ve yaşayabilmesi için beslenmesi ve bu nedenle de çeşitli gıda maddelerini alması gereklidir. Bu maddelerin bir bölümü doğrudan ortamlardan sağlanmasına karşın bir kısmı da hücre içinde sentezlenir. Böylece yaşam için gerekli olan mikro ve makro moleküller hazırlanır ve gerekli yerlerde kullanılır.<br />
Mikroorganizmaların yapıları incelendiğinde, kuru ağırlıklarının %95&#8242;inden fazla bir kısmını bazı temel elementlerin (karbon, oksijen, hidrojen, nitrojen, sülfür, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir) oluşturduğu görülür. Bunlara, aynı zamanda, fazla gereksinim duyulur ve bulundukları ortamdan fazla miktarlarda alınırlar. Bu maddelere, makro element (makro nütrient) adı da verilmektedir. Bunlardan ilk 6 tanesi (major elementler), protein, karbonhidrat, lipid, nukleik asit, vs. yapısında da yer almaktadırlar. Geri kalan 4 tanesi de (minör elementler), hücre içinde katyon olarak kalırlar ve çeşitli biyokimyasal olgularda görev alırlar.</p>
<p>Mikroorganizmalar tarafından daha az olarak ihtiyaç duyulan maddeler de bulunmaktadır. Bunlar, mikro element (mikro nütrient) olarak adlandırılmaktadırlar. Bunlar arasında, manganez, çinko, kobalt, molibden, nikel ve bakır bulunmaktadır. Bunlar, aynı zamanda, biyokimyasal reaksiyonların katalizasyonunda, bazı enzimlerin ve kofaktörlerin yapısında da yer alırlar. Ortamlarda çok az bulunan ve hücreler tarafından da çok az miktarda ihtiyaç duyulan böyle elementler, iz elementleri olarak tanımlanmaktadırlar.</p>
<p>Doğada, çok çeşitli beslenme özelliği olan mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bazıları, içinde çok az miktarlarda besin maddeleri bulunan minimal ortamlarda gelişebilmekte ve yaşayabilmektedir (prototrof). Buna karşın bir kısmı da özellikle, mutant suşlar, daha komplike ve zenginleştirilmiş besi yerlerinde yaşayabilmektedirler (oksotrof).</p>
<p>Gıda maddelerini incelemede bir kolaylık olması bakımından iki gruba ayırmada yarar bulunmaktadır. Bunlar da:</p>
<p>1- İnorganik maddeler<br />
2- Organik maddeler</p>
<p>02. İnorganik Maddeler<br />
Oksijen (O2): Mikroorganizmalar oksijene olan gereksinme durumlarına göre, aerobik, fakültatif, mikroaerofilik, aerotolerant ve anaerobik olmak üzere 5 bölüme ayrılırlar. Aerobiklerin, üremeleri için havada bulunan oksijene (moleküler O2) gerek vardır. (B. anthracis, B. subtilis, P. multocidae, M. tuberculosis, vs.). Bunlar oksijensiz ortamlarda gelişmezler veya üremeleri çok zayıf olur. Fakültatif mikroorganizmalar, kendilerinde bulunan özel enzimatik yapı nedeniyle, hem aerobik ve hem de anaerobik koşullarda gelişebilir ve üreyebilirler (enterobakteriler gibi). Mikroaerofiliklerin üremesi için ortamdaki oksijenin azaltılması gereklidir. Laboratuvarlarda bu amaç için %5-10 CO2 kullanılır. B. abortus ve C. fetus &#8216;un ilk izolasyonları için ekilmiş besi yerlerinin konulduğu etüv veya kavanozun havasına %10 CO2 ilave edilir. Anaerobik mikroplar, oksijenin toksik etkisi nedeniyle oksijeni çıkarılmış besi yerlerinde veya oksijen bulunmayan yerlerde gelişebilirler (klostridiumlar, S. necrophorus, vs.). Besiyerinin yüzeyi hava ile temas ettiği için, oksijen buradan içeri diffusyonla girerek erir ve üst kısımları, dip kısımlara oranla oksijenden zengin hale gelir. Bu nedenle de, sıvı besi yerlerinin yüzeyi, diplerinden, daha fazla oksijene sahiptir. Aerobik mikroorganizmaların sıvı kültürün her tarafında aynı tarzda ve iyi üremesi için, besi yerinin belli aralıklarla hafifçe çalkalanması (aerasyon) gereklidir. Bu işlem, ya elle veya otomatik aletler yardımı ile sağlanır. Katı ortamlarda üreyen mikroorganizmalar, havadaki, oksijenden yararlanırlar.</p>
<p>Karbondioksit (CO2): Mikroorganizmaların çoğu, havada bulunan kadar, karbondioksite gereksinme duyarlar ve fazlası genellikle gelişme ve üreme üzerine olumsuz etkide bulunur. Ancak, bazı mikroorganizmalar, oksijenin az, buna karşılık karbondioksitin, normal havadakinden fazla olması durumlarında izole edilebilmektedirler (PPLO, brusella, vibriola vs.) Bunlar, ilk ayrılmalarından sonra, normal laboratuar koşullarında (aerobik) üreyebilmektedirler.</p>
<p>Karbon (C): Karbon, bakterilerde bulunan mikro-ve makro-moleküllerin yapısına girdiğinden ihtiyaç duyulan önemli bir maddedir. ototrof mikroorganizmalar karbon kaynağı için, inorganik bileşiklerden ve heterotroflar da organik bileşiklerden yararlanırlar. Gerek inorganik ve gerekse organik karbonlu bileşiklerin ayrışmasından kendilerine lüzumlu olan enerjiyi de sağlarlar. Bazı mikroplar da, enzim yetersizliği veya kendilerindeki mutasyonlar sonu, ortamdaki karbonlu bileşiklerden yararlanamazlar ve bunu ancak özel kaynaklardan sağlarlar (paratroflar).</p>
<p>Nitrogen (N): Nitrogen, bakterilerdeki çeşitli moleküllerin yapısına girmesi yanı sıra, aynı zamanda enzimler, üretme faktörleri, nukleik asitlerdeki pürin ve pirimidin bazlarında da bulunurlar. Bu nedenle çok önemli bir elementtir ve bakteriler bunu çeşitli kaynaklardan temin ederler (amonyum tuzları, organik asitler, amino asitler, vs.). Bakterilerin nitrogene olan gereksinmeleri genellikle değişiklik gösterir. Bazı mikroorganizmalar, havadaki gaz halinde bulunan nitrogeni fikse ederek bundan organik moleküller yapabilmektedirler. (Azotobakterler, Rhizobium türleri, vs.). Nitrat ve nitritler de nitrogen kaynağı olarak kullanılan maddeler arasındadır. Besi yerlerinde inorganik nitrogenin kullanılması pH üzerine etkili olabilir. Nitratlar ayrışınca pH, genellikle yükselir.</p>
<p>Su (H2O): bakteri metabolizması ve hücrelerin gelişmesi su ile çok yakından ilişkilidir. Su olmayan veya yeterince bulunmayan ortamlarda, gıda alışverişi, bakteri içinde sentezlenen enzimlerin ve oluşan metabolitlerin dışarı çıkması güçleşir ve hatta durabilir. Bu durum da bakterinin ölümüne neden teşkil edebilir. Katı ortamlarda bulunan gıdanın koloni içinde bulunan mikroplara ulaşması difuzyonla olur. Bu gıda girişi de su ile mümkün olduğundan, suyun beslenmedeki önemi belirgin olarak ortaya çıkar. Bu nedenle, suyu fazla ve yarı katı olan ortamlar, suyu az olanlardan daha çok geliştirme özelliğine sahiptirler.<br />
Sıvı besi yerleri de bu bakımdan katı besi yerlerinden daha iyidir. Bakterilerin kurumaları sonu, içlerindeki suyun azalması da aynı şekilde beslenme üzerine etkilidir. Bakteri hücresi içindeki suyun düzeyi dış ortamla yakından ilişkilidir. Bakteri yapısında %70-90 kadar su bulunur ve bu miktarın sabit tutulması ve devam ettirilmesi gereklidir. Bakteri içinden fazla suyun çıkması bazı hallerde ölmelerine sebep olur. Bakterilerin kuruluğa dayanıklılığı türler arasında değişiklikler gösterir. Bazıları çok kısa zamanda ölebilir (spiroketler, streptokoklar, meningokoklar, vs.). Bazıları daha dayanıklıdır (E. coli, P. vulgaris, B. anthracis, vs.). Sporlarda su oranı %5-20 kadardır.</p>
<p>Diğer elementler: Mikroorganizmalardaki mikro ve makro moleküllerin yapısına giren veya metabolik faaliyetlere katılan inorganik elementler, mikroplar arasında oldukça farklıdır. En çok gereksinme duyulan, fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg), kükürt (S) ve kalsiyum (Ca)&#8217;dur. Daha az olarak da demir (Fe), manganez (Mn), bakır (Cu), kobalt (Co), çinko (Zn), molibdene (Mo) ihtiyaç gösterirler (iz elementler). Ancak, bu elementlere olan lüzum bakteriler yönünden kesin limitlerle ayrılmış değildir. Çok ihtiyaç duyulan maddeler genellikle bakteri yapısına fazla giren ve bulunan maddelerdir. İz elementler ise, enzimler için birer kofaktör olup enzim aktivitesi için gereklidir. Mineral madde noksanlığı veya azlığı bakterilerin üremeleri ve gelişmesi üzerine olumsuz yönde etkiler.</p>
<p>Besi yerlerine inorganik fosfatlar halinde katılan fosforun, bu ortamlarda oluşturduğu buffer etki ve ayrıca metabolizma için önemli olması gibi nedenlerle bakteriler tarafından çok ihtiyaç duyulur. Enerji isteyen sentez olayları için, enerjice zengin bağlar taşıyan fosfat moleküllerinden (ADP, ATP) yararlanılır. Nukleik asitlerin ve koenzimlerin yapısında da fosfat grupları bulunur (NAD, NADP). Hücrelerde enzimlerin aktivasyonu, osmotik basıncın ve elektriksel potansiyelin devam ettirilebilmesi için potasyum gereklidir.<br />
Kükürt organik bileşiklerin (sistin, sitein, metionin, vs.) yapısında bulunması ile önem kazanmaktadır. Ayrıca, sülfür ihtiva eden önemli moleküllerin (biotin, tiamin) sentezlerinde de prekürsör olarak iş görür. Magnezyuma birçok enzimlerin aktivasyonunda ve hücre duvarı metabolizmasında gereksinme duyulur. Kalsiyum, enzimlerin stabilitesi ve sporulasyon için gereklidir. Bazı moleküllerin yapısında bulunmasına karşın, sodyuma pek fazla ihtiyaç duyulmaz. İz elementlerden, demir, elektron transport mekanizması ve sitokrom sentezi için önemlidir. Bakteri toksinlerinin (difteri toksini) sentezinde görevi olan demir, purpul sülfür bakterilerin pigmentinde (bakterioklorofil) ve S. marcescens &#8216;in prodigiosin &#8216;inde de vardır. Nitratların redüksiyonu ve melanin sentezi için bakıra ihtiyaç duyulur. Kobalt, Vt. B 12&#8242;nin yapısı, manganez ve molibdan nitrat redüksiyonları için ve molibden ayrıca nitrogen fikzasyonu için gereklidir. Çinko, alkol dehidrogenase aktivitesinde ve sitokrom-c&#8217;nin sentezinde görev yapar.</p>
<p>03. Organik Maddeler<br />
Vitaminler: Vitaminler, koenzimlerin yapısına giren ve bunların prekürsörü olan maddelerdir. Bakteriler genellikle vitaminleri sentez edemezler ve bunları ihtiyaçlarına göre ortamdan alırlar. Ancak, mayaların B-vitaminlerini sentez kabiliyetleri vardır. Bu nedenle maya hidrolizat veya ekstratları halinde, üremeyi tenbih etmek için, besi yerlerine katılırlar. Thiamin (Vit.-B1): Kokarboksilase koenzim&#8217;in yapısında bulunan vitamin-B1 aktif bir moleküldür. Ayrıca, birçok biyokimyasal reaksiyonlarda da (dekarboksilasyon, transaldolasyon, transketolasyon) görevi vardır. Mikroorganizmalar thiamini fosforilasyona tabi tutarak aktif difosfo formuna çevirir. Biotin (Vit.-H): Vitamin-H, kokarboksilasyon, yağ asitleri metabolizması, bazı amino asitlerin deaminasyonu ve ürenin siklusu reaksiyonlarında önemli vazifeye sahip bir koenzimdir. Riboflavin (Vit.B2): Birçok bileşiklerin (FMN, FAD) prekürsörü olan riboflavin, flavoproteinlerin metabolizmasında oksidasyon - redüksiyon reaksiyonlarında, aerobik mikroorganizmalarda sitokrom elektron transportunda da önemli göreve sahiptir. Piridoksin (Vit.-B6): Piridoksin, kompleks bir vitamin olup birçok ilgili bileşikleri (pridoksin, piridoksal, piridoksamin) bulunur.<br />
Pridoksamin, transaminase, aminoasit dekarboksilase ve bazı amino asit resamezler için koenzimdir. Siyanokobalamin (Vit. –B12): Bu vitamin, thiamin sentezinde, transmetilasyonda ve organik asitlerin izomerizasyonunda görev alır. Pantotenik asit: Pantotenik asit, pantotenat olarak koenzim-A&#8217;nın bir parçasıdır. Koenzim-A, özellikle, karbonhidrat, amino asit ve lipid metabolizması ile yakından ilişkilidir. Bazı bakteriler, pantotenik asite, bir kısmı da pantoik asit ve beta-alanin&#8217;e ihtiyaç gösterirler. Nikotin amid: Pirimidin nukleotidlerin (DNA, NADP) bir parçası olan nikotin amid, oksidasyon ve redüksiyon olaylarında görev yapar. Folik asit&#8217;in bir parçası olan paraaminobenzoik asit (PABA), tertrahidrofolik asitin (koenzim) bir prekürsörüdür.</p>
<p>Üreme faktörleri: İnositol, mantar, maya ve actinomyces&#8217;ler; kolin, pnömokok ve mikoplasmalar; sterol, glutamin, asparagin, spermidin, putresin ve permin bazı bakteriler tarafından ihtiyaç duyulur. Üretme faktörlerinin ödevi yapısal olmaktan ziyade, kataboliktir.</p>
<p>04. Mikroorganizmaların Beslenme Tarzına Göre Klasifikasyonu<br />
Mikroorganizmaları beslenme tarzlarına göre sınıflandırmada bir çok kriterler esas alınmıştır. Hala, hepsi için geçerli olan bir klasifikasyon yapılamamıştır. Sınıflamada genellikle karbon kaynağı, enerji kaynağı ve hidrojen/elektron kaynakları esas tutulmaktadır ve ayrımlar da bunlara göre yapılmaktadır.</p>
<p>04.01. Karbon Kaynağına Göre Sınıflama<br />
Bütün mikroorganizmalar hücre komponentlerinin yapısında bulunan karbona olan ihtiyaçlarına göre başlıca iki grupta incelenmektedirler.</p>
<p>1) İnorganik karbondan yararlananlar: Bu grupta bulunan mikroorganizmalar kendileri için gerekli olan karbonu inorganik karbonlu bileşiklerden (Örn, CO2 gibi) yararlanırlar (ototrofik mikroorganizmalar). Bu karakterde olan mikropların, bir kısmı, karbondioksitin asimilasyonu için gerekli enerjiyi kimyasal maddelerden sağlarlar (kemotrof) ve bazıları da ışık enerjisinden yararlanırlar (fototrof).</p>
<p>2) Organik karbondan yararlananlar: Bu tür mikroorganizmalar karbon kaynağı olarak organik bileşiklerden (karbonhidrat, amino asit, vitamin, vs) faydalanırlar (heterotrofik mikroorganizmalar). İnsan ve hayvanlarda hastalık oluşturan mikroorganizmaların bir çoğu bu özellikle beslenme tarzına sahiptirler.</p>
<p>04.02. Enerji Kaynağına Göre Sınıflama<br />
Mikroorganizmalar biyosentez olaylarında gerekli olan enerjiyi başlıca iki kaynaktan sağlarlar.</p>
<p>1) Kimyasal enerji: Bir kısım mikroorganizmalar biyosentez olaylarında gerek duyulan enerjiyi inorganik maddelerin oksidasyonundan sağlamalarına (kemolitotrof) karşın, bazıları da organik bileşiklerden elde ederler (kemoorganotrof). Kemolitotrofik karakterdeki enerji metabolizması özellikle, pseudomonas familyasına ait türlerde rastlanmaktadır. Kemoorganotrofik mikroplar, organik maddeleri, ya aerobik veya anaerobik ayrıştırarak lüzumlu enerjiyi sağlarlar.</p>
<p>2) Işık enerjisi: Bu grupta bulunan mikroorganizmalar (fototroflar), biyosentez için gerekli enerjiyi ışıktan sağlarlar. Fotolitotrofik özellikteki mikroorganizmalar ışık kaynağını inorganik basit kaynaklardan yararlanmak için kullanmasına karşın, fotoorganotrofikler ise ışık enerjisini organik bileşiklerde kullanırlar.</p>
<p>04.03. Hidrojen/elektron (H/e-) Kaynağına Göre Sınıflama<br />
Bütün mikroorganizmalar metabolizmaları için elektron kaynağına ihtiyaç duyarlar. Bazıları, bu amaç için, elektron donörü olarak inorganik bileşikleri (kemolitotrofik mikroplar) ve bir kısmı da hidrojen vericisi olarak organik bileşikleri kullanırlar (kemoorganotrofik mikroplar).</p>
<p>05. Bakteriyel fotosentez<br />
Bazı mikroorganizmalarda (fotootroflar) bulunan fotosentetik pigmentler güneş ışığı ile yayılan enerjiyi absorbe etme özelliğine sahiptirler ve bunu kimyasal enerjiye çevirerek metabolik olaylarda kullanırlar. Böyle mikroorganizmalar, havadaki serbest (CO2)&#8217;i kendi yapılarında bulunan, hidrojen verici bileşiklerle (H2S) redükte ederek, organik bileşiklerin esasını oluşturan basit karbonhidratlı substansları (CH2O) sentezler (Fotosentez).</p>
<p>Işık enerjisi<br />
CO2 + 2H2S————› (CH2O)n + H2O + 2S<br />
fotosentetik pigment</p>
<p>Hücrelerde sentezlenen (CH2O), glukoz için temel madde olarak yararlanılır. Reaksiyon sonunda oluşan kükürt (S) hücrede birikir.</p>
<p>Yeşil bitkiler, hidrojen verici olarak, suyu kullanırlar, reaksiyonun sonunda oksijen açığa çıkar.</p>
<p>Işık enerjisi<br />
6CO2 + 6H2O ———› C2H12O2 + 6O2<br />
fotosentetik pigment</p>
<p>Fotosentezde hidrojen vericiler (donörler)</p>
<p>1- Su (H2O): Yeşil bitkiler ve bazı algler, CO2 &#8216;in fotosentetik redüksiyonunda hidrojen vericisi olarak suyu kullanırlar ve kendilerine organik sellüler bileşikleri sentez ederler.</p>
<p>Işık enerjisi<br />
CO2 + 2H2O ———› (CH2O) + H2O + O2</p>
<p>oksijen atmosfere çıkar.</p>
<p>2- Hidrojen sülfür (H2S): İki grup fototrofik bakteri (yeşil sülfür bakteriler), kendilerinde bulunan bakterioklorofil pigmentler yardımıyla, hidrojen alıcısı olarak H2 kullanılır, suyu kullanamazlar.</p>
<p>Işık enerjisi<br />
CO2+ 2H2S ———————› (CH2O)+ H2O + 2 S</p>
<p>Bu reaksiyonda oksijen çıkmaz, kükürt oluşur ve bu da intra veya ekstrasellüler olarak birikir.</p>
<p>3- Organik bileşikler: Fotosentetik bakteriler içinde çok az bir grup (fotoheterotroflar, Athiorhodaceae veya purpul sülfürsüz bakteriler), hidrojen vericisi olarak H2O veya H2S&#8217;i kullanamazlar. Bunlar organiklerden yararlanırlar.</p>
<p>Işık enerjisi<br />
CO2+4H-R ————› (CH2O)+H2O+4R</p>
<p>4- Moleküler hidrojen (H2): Birçok fototrofik bakteriler fotosentez olayında moleküler hidrojenden, CO2&#8242;i redükte etmek için yararlanırlar.</p>
<p>Işık enerjisi<br />
CO2+ H2 —————› (CH2O) + H2O</p>
<p>06. Organizmalar Arasında Karşılıklı İlişkiler<br />
Mikroorganizmalar doğada veya canlıların vücutlarında, genellikle, tek olarak değil, iki bazen de fazla etken türü ile birlikte oluşturduğu populasyon halinde bulunur, yaşar ve ürerler. Ancak, bu ifade, hiç bir zaman bütün patojenik ajanların tek olarak hastalık yapamaz anlamına gelmemelidir. Çünkü, bir çok mikroorganizma da canlılarda tek tür olarak infeksiyonu başlatabilir ve hastalık meydana getirebilir.</p>
<p>Bazı mikroorganizmalar, birlikte bulundukları süre içinde, daha kolay ve iyi bir tarzda gelişme ve üremelerine karşın, bunları tek olarak izole etmek genellikle zordur veya tek olarak üremeleri mümkün değildir. Çünkü, birlikte ve yaşadıkları zaman karşılıklı yararlar sağlayarak birbirlerinin üremelerini ve etkinliklerini desteklerler.</p>
<p>Birden fazla ve farklı organizmanın birlikte yaşamalarına, genel olarak, sembiyozis (symbiosis) adı verilmektedir. Organizmalar, doğada veya canlılarda birkaç şekilde sembiyotik bir yaşantı içinde bulunurlar. Eğer, organizmalardan biri (sembiont, sembiot), partneri olan organizmanın üzerinde yaşıyorsa buna ektosembiyozis, içersinde yaşıyorsa endosembiyozis olarak adlandırılır. Bu iki form da bulunan organizmalar yaşantıların türüne göre bazı kısımlara ayrılırlar.</p>
<p>1) Mutualizim: Bu tür bir sembiyotik yaşantı içinde bulunan organizmalar birbirlerine karşılıklı yararlar sağlarlar. Konakçı ve mutualist organizmalar birbirlerinin metabolitlerine gereksinim duyarlar yaşamaları ve üremeleri de bu tür karşılıklı ilişkiye bağımlıdır. Diğer bir ifade ile, biri olmazsa diğeri de olamaz. Bu bakımdan, böyle organizmaları tek olarak izole etmek ve üretmek oldukça zordur. Ancak, kendileri, partnerinin sağlayacağı metabolitlerin ortamda bulunması veya katılması kaydıyla üretilebilirler.</p>
<p>Bu tür yaşantı tarzına bakteriler, mantarlar, algler, parazitler, protozoa (protozoonlar) ve diğer organizmalar arasında gerek doğada ve gerekse canlıların vücudunda rastlamak mümkündür. Örn; fenil alanin içermeyen bir ortamda Lactobacillus plantarum ve Streptococcus faecalis tek başına gelişemez ve üreyemez. Bu iki mikroorganizma birlikte bulunursa her ikisinin de bolca ürediği görülür. Her bir mikroorganizma birbirinin gereksinim duyduğu faktörü sentezler ve böylece her ikisi de kolayca ürer (S. faecalis, fenil alanin &#8216;i ve L. plantarum &#8216;da pteroylglutamic asidi sentezler). Böylece mikroorganizmalar birbirlerinden karşılıklı yararlar sağlarlar.</p>
<p>Toprak bakterileri (Rhizobium cinsi), Legiminosae familyasına bağlı bitkilerin köklerinde bulunan yumrular içinde yaşarlar. Bu mikroplar atmosferik nitrogenden yararlanarak, organik bileşikler yaparlar. Baklagil bitkisi de bakterilerde bulunan bu nitrogenli bileşiklerin nitrogeninden faydalanır. Buna karşılık, bakteriler de kendileri için lüzumlu olan bazı organik maddeleri bitki öz suyundan alırlar.</p>
<p>Paramecium bursaria ile yeşil bir alg olan Zoochlorella arasındaki yaşantı da örnek olarak verilebilir. Paramecium &#8216;la birlikte bulunan alg, bunun metabolizma artıklarından ve karbondioksitinden yararlanarak organik bileşikler sentezler. Buna karşılık, paramecium da algin sentezlediği organik maddelerden yararlanır. Ayrıca oksijen de verir. Paramecium algi gıda ve ışık olan yerlere taşır ve onu çevresel faktörlerden korur. Alg paramecium&#8217;un içinde yaşar ancak, paramecium tarafından sindirilmez.</p>
<p>Ruminantların sindirim sisteminde bulunan mikroorganizmaların sellüloz ve diğer polisakkaridleri ayrıştırması sonu oluşan ara maddeler (asetik, propionik ve butirik asit) rumen duvarı hücreleri tarafından absorbe edilir. Bunlar sonradan okside olarak hayvan için enerji kaynağını teşkil eder.</p>
<p>Protozoonlardan olan flagellalı Trichonympha ile termitler (odun yiyen karıncalar) arasında da karşılıklı yardımlaşmaya dayanan (mutualism) bir yaşam tarzı bulunmaktadır. Termitlerin yedikleri ağaç parçacıklarını, bunların barsaklarında yaşayan protozoa da alarak sellülozu dijeste ederler. Bu sindirim sonunda oluşan asetatlar ve diğer ürünlerden de termitler yararlanırlar. Çünkü, termit&#8217;ler sellülase enzimi sentezleyemezler.</p>
<p>Buna benzer diğer örnek de, likenler ile bunların içinde bulunan ve fungal partneri olan yeşil algler gösterilebilir.</p>
<p>2- Komensalizm: Bu tür birlikte yaşantıda, mikroorganizmanın biri faydalanır, diğeri ise ne yarar ve ne de zarar görür. Bir kısım mikroplar besi yerinde bulunan gıdaların bazılarını ayrıştıracak enzimlere sahip değildirler. Bu nedenle bu maddelerden yararlanamazlar. Böyle bir ortamda birinci mikroorganizmanın ayrıştıramadığı maddeyi parçalayabilen ikinci bir mikrop bulunursa bu takdirde, gıda maddesi ikinci mikroorganizma tarafından ayrıştırılır. Oluşan ara maddelerden birinci mikroorganizma da yararlanır. Böylece her iki mikrop da yaşantısını sürdürür. Ancak ikincisi, birinciden bir yarar sağlamaz.</p>
<p>E. coli, dekarboksilasyonla, arginini agmatine ve ornitini de putresine çevirebilir. Ancak, arginini ornitine hidrolize edemez. Buna karşılık. S. faecalis ise arginini ornitine hidrolize edebilir, fakat, arginini agmatine veya ornitini putresine dekarboksile edemez. Sadece arginin içeren bir ortamdan ne E. coli ve ne de S. faecalis tek başına putresin oluşturamaz. Eğer bu iki mikroorganizma birlikte aynı besi yerinde üretilirse, S. faecalis, arginini ayrıştırarak ornitin oluşturur ve bu ara madde de E. coli tarafından ayrıştırılarak putresin meydana gelir. Bu yaşantı tarzında E. coli yararlanmış, S. faecalis ise herhangi bir fayda görmemiştir.</p>
<p>S. faecalis E. coli<br />
Arginin ———› ornitin ———› putresin</p>
<p>Konmensalizme hayvanların barsaklarında yaşayarak vitamin (Vit.B) ve amino asit sentezleyen mikroplar da örnek verilebilir. Bunlar, üzerinde yaşadıkları hayvanlara bu maddeleri hazırlayıp verirler. Buna karşılık kendileri hayvandan herhangi bir yarar sağlamazlar. İnsanların barsaklarında yaşayan bazı mikroplar da, K-vitamini yönünden yararlar sağlarlar. Likenler ile algler arasında da bu tarz bir yaşantı vardır.</p>
<p>3- Sinergizm: Sinergizm iki veya daha fazla mikroorganizmanın, birbirinin etkisini destekleyerek, birlikte oluşturdukları bir olguyu, infeksiyonu veya durumu ifade eder. Bu etkenlerin hiç biri tek başına aynı sonucu meydana getiremezler. İnsan ve hayvanlarda görülen bazı miks infeksiyonların bir kısmı sinergetik tarzda oluşturulmaktadır. Yani, iki veya daha fazla mikroorganizma birlikte çalışarak hastalığı meydana getirirler. Örneğin, insanların ağız mikroflorası arasında yer alan T.vincentii ile F.nucleatum mikroorganizmalarla birlikte Plaut Vincent anjini, gingivit, stomatit vs. bozukluklar meydana getirir. Domuzların influenzası, H. suis ile domuz influenza virusunun ortaklaşa dayanışması sonu; koyunların piyeteni, Sphaerophorus necrophorus ile F. nodosus ’un birlikte sinergetik yaşantısı neticesinde meydana gelmektedir. Kuzularda görülen bazı pnömoniler de aynı şekilde, PPLO + P. multocidae veya P. haemolytica ’nın ortaklaşa aktivitesi sonucu gelişirler. Bu verilen örneklerde adı geçen mikroorganizmalar tek başına tam klinik tablolu bir infeksiyon oluşturmamalarına karşın, az çok hafif bir hastalık meydana getirebilirler.</p>
<p>Bazı durumlarda, her birinin tek başına zararsız olduğu mikroorganizmalar, birlikte verildikleri zaman, hastalık oluşturabilirler.</p>
<p>4- Antagonizm: Bazı mikroorganizmalar, üredikleri ortama saldıkları bir takım eriyebilir maddelerin ya direkt (toksik maddeler, antibiyotikler, antifungal maddeler, bakteriosin, pyocyanin, v.s.) veya indirekt etkileri (ortamın pH ’sının, ozmotik basıncının, yüzey geriliminin değişmesi, vs.) ile diğer mikroorganizmaların üremelerine, gelişmelerine mani olabilir veya öldürebilirler. Örn; insanların nasofarinksinde bulunan S. viridans, patojenik olan C. diphtheriae üzerine olumsuz etkisi vardır. E. coli ’nin oluşturduğu colicin, P. aeruginosa ’nın sentezlediği pyocyanin bunları sentezlenmeyen etkenler üzerine inhibitör etkisi bulunmaktadır. Buna benzer örnekler B. subtitis ve B. brevis için de verilebilir.</p>
<p>Mikroorganizmaların metabolik artıkları (organik asitler, v.s.) genellikle ortamın pH &#8217;sını değiştirerek, pH düşmesine ve çok duyarlı mikropların üremelerine mani olurlar.</p>
<p>Mantarların oluşturduğu antibiyotikler birçok Gram pozitif ve Gram negatif mikropların üzerine bakteriostatik veya bakterisid etki yaparlar (antibiyozis).</p>
<p>5- Parazitizm: Bazı mikroorganizmalar üzerinde veya içinde yaşadığı konakçıdan yararlanırlar. Konakçıya hiç bir faydaları yoktur ve hatta direkt veya indirekt zararlı etki yaparlar. İnsanlar ve hayvanlarda hastalık yapan etkenleri bu yönlerden (bakteri, virus, mantar, helmint, v.s.) parazit olarak kabul edebiliriz. Bunlar konakçısının zararına, yaşantılarını sürdürürler. Bazı bakteriler (klamidia), bakteriyofajlar ve viruslar da birer hücre parazitidirler.</p>
<p>6- Oportunizm: İnsan ve hayvanların çeşitli sistemlerinde (sindirim, solunum, urogenital, v.s.) veya çeşitli yerlerinde normal olarak yaşayan, fakat hastalık oluşturamayan etkenler, konakçının sıhhatinin bozulması veya çevre koşullarının değişmesi sonu hastalık oluşturabilirler. Örn; insanların farinsklerinde bulunan ve hemolitik olmayan streptokoklar veya oral flora, dengenin konakçı zararına bozulması sonucu, kalp kapaklarında bozukluk yapabilirler. Candida albicans &#8216;lar, bazı özel durumlarda (antibiyotik sağaltımından sonra), hastalık oluşturabilecek duruma gelebilirler. Aynı tarz hastalanmalara, akciğerlerde, deride, sindirim kanalında, urogenital sistemde v.s. yerlerde rastlanabilir.</p>
<p>7- Kompetisyon (rekabet): Aynı gıda, reseptör, substrat, vs için iki etkenin karşılıklı rekabete girmesi, birinin yerini diğerinin alması tarzında ortaya çıkan bir yaşam tarzıdır. Bunun örneklerini, özellikle antibiyotiklerin karşılıklı etkileşiminde, veya barsaklardaki aynı reseptörü, gıdayı, kimyasalı, vs. paylaşan mikroorganizmalar arasında görmek mümkündür.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/bakterilerin" title="Bakterilerin" rel="tag">Bakterilerin</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/beslenmesi" title="Beslenmesi" rel="tag">Beslenmesi</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/bakterilerin-beslenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hayvanlarda üreme</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/hayvanlarda-ureme.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/hayvanlarda-ureme.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 17:16:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[üreme]]></category>

		<category><![CDATA[Hayvanlarda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/hayvanlarda-ureme.html</guid>
		<description><![CDATA[HAYVANLARDA ÜREME
Üreme sistemi+boşaltım sistemi ürogenital sistem adını alır. Erkekegamete sperm(n)i dişi gamete yumurta(n) adı verilir.
Hayvanlarda üç şekilde üreme-gelişme görülür:
1.Vivipar:İç döllenme ve iç gelişme yapan canlılardır (memeliler)
2.Ovipar:İç döllenme yaparlar fakat gelişme kabuklu yumurta içerisinde olur. (kuşlar, bazı sürüngenler)
3.Ovovivipar:Gelişme ana vücudunda ve yumurta içerisinde olur. Belli bir süre sonra canlı yumurtayı ve ana vücudunu terk eder ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HAYVANLARDA ÜREME<br />
Üreme sistemi+boşaltım sistemi ürogenital sistem adını alır. Erkekegamete sperm(n)i dişi gamete yumurta(n) adı verilir.</p>
<p>Hayvanlarda üç şekilde üreme-gelişme görülür:</p>
<p>1.Vivipar:İç döllenme ve iç gelişme yapan canlılardır (memeliler)</p>
<p>2.Ovipar:İç döllenme yaparlar fakat gelişme kabuklu yumurta içerisinde olur. (kuşlar, bazı sürüngenler)</p>
<p>3.Ovovivipar:Gelişme ana vücudunda ve yumurta içerisinde olur. Belli bir süre sonra canlı yumurtayı ve ana vücudunu terk eder ve doğuyormuş gibi gözükür. (bazı sürüngenler ve bazı balıklar)</p>
<p>İç döllenme:Kara hayvanlarında görülür. Döllenme dişinin vücudu içinde olur. Bu nedenle az sayıdaki üreme hücresi tür sürekliliği için yeterlidir. Bazı canlılar suda yaşamalarına karşın, yavru sayısını koruyabilmek için iç döllenme yapabilirler (köpek balığı, lepistes)</p>
<p>Başkalaşım(metamorfoz):Çok yumurta oluşturan bazı canlılarda yumurta içindeki besin maddesi (vitellüs) çok az olduğundan embriyo gelişimini tamamlamadan yumuırta larva halinde çıkar, dışarıda gelişerek ergin birey halini alır. Bu olaya metamorfoz denir. Kurbağalarda görülür.</p>
<p>Balık ve kurbağalarda üreme: Dış döllenme görülür, yumurtalarında kabuk oluşmaz. Dişilerde yumurtalıkta oluşan Müller kanalı yardımıyla kloak tan dışarı atılır. Erkeklerde ise testislerde oluşan spermler Wolf kanalı yardımı ile kloaktan dışarı atılır. Wolf kanalı,hem spermleri hem de boşaltım maddelerini taşır.</p>
<p>Sürüngen ve kuşlarda üreme:İç döllenme dış gelişme görülür. Embriyo gelişimini yumurta içinde tamamlar. Bazı yılan türlerinde faklılık görülebilir. Erkeklerde wolf kanalı yalnız spermleri taşır. Boşaltım maddeleri ise ayrı bir kanal ile kloak tan dışarı atılır.</p>
<p>Sürüngen ve kuş yumurtasındaki embriyonik örtüler:</p>
<p>1.Kabuk:Yumurtayı kuraklığa, bakterilere karşı korur.O2 ve CO2 alışverişini sağlar.</p>
<p>2Koryon:Embriyoyu korur ve gaz alışverişine imkan sağlar.</p>
<p>3.Amniyon kesesi:Embriyoyu basınca ve sıcaklık değişimlerine karşı korur. İçindeki sıvı hareket serbestliği sağlar.</p>
<p>4.Allantoyis:Embriyonun artık maddelerni toplar, memelilerde körelmiştir.</p>
<p>5.Vitellüs kesesi:Embriyonun besin maddesinin bulunduğu kesedir. Memelilerde yoktur.</p>
<p>Memelilerde üreme:İç döllenme, iç gelişme gözlenir. Gagalı ve keseli memeliler de yavru gelişimini ana vücudu içinde gerçekleştirir, besini yumurtadan alır. Plasentalı memelilerde, emriyo dişinin uterusu(döl yatağı) içinde gelişir. Vitellüs yeterli olmadığından beslenme, plasenta adı verilen özel bir yapı aracılığı ile anne kanından karşılanır.</p>
<p>Plasenta:Koryon uzantıları ile, uzantıların uterusa değdiği bölge plasentayı oluşturur. Plasenta, embriyoya besin ve O2 sağlar, CO2 ve diğer artık maddelerin anne kanına geçmesine yardımcı olur. Amniyon zarının kenarlarının birleşmesi ile oluşan GÖBEK BAĞI embriyo ile plasenta arasında bağlantıyı oluşturur. İçinde kan damarları bulunur.<br />
Hayvanlarda Gelişme</p>
<p>Gelişme evreleri:</p>
<p>1.Segmentasyon (Bölünme)</p>
<p>2.Gastrulasyon(Hücre hareketi)</p>
<p>3.Nörülasyon(Sinir borusu faklılaşması)</p>
<p>4.Organogenez(Organlaşma)</p>
<p>·Gelişmenin ilk devrelerinde zigotta görülen hızlı mitoz bölünmelere SEGMENTASYON denir.</p>
<p>Blastomer:İlk bölünme ile meydana gelen hücrelerin her birine blastomer adı verilir.</p>
<p>·Segmentasyonu MORULA, BLASTULA ve GASTRULA olmak üzere üç evre izler.</p>
<p>·Gastrula evresindeki embriyonik tabakalardan oluşan doku, organ ve sistemler şunlardır:</p>
<p>1.Ektoderm:Sinir sistemi, deri, saç, tırnak.</p>
<p>2.Mezoderm:İskelet-kas sistemi, taşıma, lenf, boşaltım ve üreme sistemi</p>
<p>3.Endoderm:Sindirim sistemi, solunum sistemi.</p>
<p>Rejenerasyon:Canlı organizmalarda kesilen veya kopan bir parçanın yeniden yapılmasıdır. Rejenerasyon da hücre bölünmesi ve hücre farklılaşması vardır.</p>
<p>Basit yapılı canlılarda rejenerasyon üreme olarak kabul edilir.</p>
<p>Doku kültürü (Hücre kültürü):Bir hücrenin içinde çeşitli besin maddeleri bulunan bir kültür ortamında yetiştirilmesi yöntemidir.</p>
<p>Embriyonik indüksiyon:Embriyodaki tabakaların birbirini etkileyerek organ ve sistemlerin nasıl oluştuğunun açıklanmasıdır.</p>
<p>Örn:Sini sistemi üst mezodermin ektoderm tabakasını etkilemesiyle oluşur.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/ureme" title="üreme" rel="tag">üreme</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/hayvanlarda" title="Hayvanlarda" rel="tag">Hayvanlarda</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/hayvanlarda-ureme.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>memeli kuş,kurbağa,balıkve böceklerin üremesi</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/memeli-kuskurbagabalikve-boceklerin-uremesi.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/memeli-kuskurbagabalikve-boceklerin-uremesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 17:14:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[üreme]]></category>

		<category><![CDATA[balık]]></category>

		<category><![CDATA[böcek]]></category>

		<category><![CDATA[kurbağa]]></category>

		<category><![CDATA[kuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/memeli-kuskurbagabalikve-boceklerin-uremesi.html</guid>
		<description><![CDATA[Omurgalı Hayvanların Üremesi
Omurgalı hayvanların tümü, insanlarda olduğu gibi eşeyli ürerler. Bütün omurgalılarda erkek ve dişi bireyler vardır.
Memeli Hayvanlar: Yumurta dişi bireyin üreme sistemi içinde döllenir. Buna iç döllenme denir. Embriyo burada oluşur ve yavru ilk etapta burada gelişir. Yavrular ilk günlerde dişi hayvanın meme bezlerinden salgılanan süt ile beslenir. Memelilerde analık duygusu çok gelişmiştir. Çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Omurgalı Hayvanların Üremesi<br />
Omurgalı hayvanların tümü, insanlarda olduğu gibi eşeyli ürerler. Bütün omurgalılarda erkek ve dişi bireyler vardır.</p>
<p>Memeli Hayvanlar: Yumurta dişi bireyin üreme sistemi içinde döllenir. Buna iç döllenme denir. Embriyo burada oluşur ve yavru ilk etapta burada gelişir. Yavrular ilk günlerde dişi hayvanın meme bezlerinden salgılanan süt ile beslenir. Memelilerde analık duygusu çok gelişmiştir. Çünkü yavru sayısı çok değil ve yavrular bakıma muhtaçtır.</p>
<p>Kuşlar: Memeli hayvanlar gibi yumurta hücresi dişi üreme organında döllenir. Embriyo burada oluşur. Ancak, çevresi besin ve sert bir kabukla sarılan embriyo daha sonra dışarı çıkarılır. Kuşlar yumurtanın üzerine yatarak sıcak tutarlar. Bu olaya kuluçkaya yatma denir. Yavru gelişip, ana babasına benzer bir duruma geldiğinde kabuğu kırarak dışarı çıkar.<br />
Nesillerini sürdürebilmek için kuşlar da yavrularını beslemek, korumak zorundadır.</p>
<p>Sürüngenler: Zigot, iç döllenme ile oluşur. Onlar da kuşlar gibi yumurtlar, ancak genellikle yavruları ile ilgilenmezler. Birçok sürüngen çok sayıda yumurta yapar. Yumurtalarını sıcak ve güvenli yerlere bırakır, kuluçkaya yatmaz. Yumurta içindeki besinler sayesinde gelişen embriyodan, anne babasının benzeri yavru çıkar. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra kendi başlarının çaresine bakmak zorundadır.</p>
<p>İki Yaşayışlılar: Kurbağa ve su semenderleri iki yaşayışlılar (amfibiler) grubuna girerler. Onlara bu ismin verilmesinin sebebi, yaşamlarının bir bölümünü su içinde, bir bölümünü de karada geçirmeleridir. Suda solungaç, karada akciğer solunumu yaparlar.<br />
Bu hayvanlar da yumurtlayarak çoğalır. Ancak, iki yaşayışlılarda yumurta ve sperm dişi hayvanın vücudunda değil, dışarıda buluşur. Bu olaya dış döllenme denir. Dişi hayvan yumurtalarını su içine bırakır, tam bu sırada dişinin üzerine tırmanmış olan erkek de yumurtalarını suya salar ve döllenme gerçekleşir.<br />
Anne babanın görevi buraya kadardır. Bir daha yavrularıyla ilgilenmezler. Yumurtadan çıkan yavrular ise ilk etapta anne babaya hiç benzemezler. Daha sonra başkalaşım geçirerek yetişkin hale gelirler.</p>
<p>Balıklar: Döllenme iki yaşayışlılarda olduğu gibi dış döllenmedir. Onlar da yavrularıyla ilgilenmezler. Yumurtadan çıkan yavrular, anne babasına benzer. İki yaşayışlılarda olduğu gibi çok miktarda yumurta yapılır. Yumurtadan çıkıp, sağ kalarak ergin hale gelenler ise oldukça azdır.<br />
Balıklarda da bazı aykırı türler vardır. Örneğin; kedi balıklarında yumurtalar dişi balığın içinde olgunlaşır. Engerek yılanı gibi onlar da doğum yapıyormuş sanılabilir.</p>
<p>Omurgasız Hayvanların Üremesi<br />
Omurgasız hayvanlar da genellikle eşeyli ürerler ve yumurta oluştururlar. Hayvanın türüne göre iç döllenme veya dış döllenme yapabilirler. Birçoğunda erkek ve dişi hayvan farklı bireylerdir. Bazı omurgasızlarda ise cinsiyet ayırımı görülmez. Hem sperm hem yumurta üretebilirler. Genellikle yumurta ile ürer, çok sayıda yavru yapar, yavrularıyla ilgilenmezler. Ancak karınca, bal arısı gibi koloni halinde yaşayan böceklerde larvalar ergin hayvanlar tarafından beslenir.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/ureme" title="üreme" rel="tag">üreme</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/balik" title="balık" rel="tag">balık</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/bocek" title="böcek" rel="tag">böcek</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/kurbaga" title="kurbağa" rel="tag">kurbağa</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/kus" title="kuş" rel="tag">kuş</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/memeli-kuskurbagabalikve-boceklerin-uremesi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sindirim Sistemimiz ve Sindirim Sistemi Sağlığımız</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/sindirim-sistemimiz-ve-sindirim-sistemi-sagligimiz.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/sindirim-sistemimiz-ve-sindirim-sistemi-sagligimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 17:12:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[sağlımız]]></category>

		<category><![CDATA[sindirim]]></category>

		<category><![CDATA[sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/sindirim-sistemimiz-ve-sindirim-sistemi-sagligimiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.
Sindirim büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere dönüştürülmesidir. Öyleyse vücudumuzda sindirim nasıl Gerçekleşir? Besinlerin hücrelerimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.<br />
Sindirim büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere dönüştürülmesidir. Öyleyse vücudumuzda sindirim nasıl Gerçekleşir? Besinlerin hücrelerimiz tarafından kullanılabilecek kadar küçük parçalar bölerek kana geçişini sağlamak sindirim sisteminin görevidir.<br />
Sindirim çiğnemeyle başlar. Besinlerin çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılması mekanik sindirimdir. Besinlerin enzim adı verilen bazı salgılar yardımıyla parçalanmasına ise kimyasal sindirim denir.</p>
<p>Sindirim: Büyük moleküllü besin maddelerinin, sindirim sistemi organlarında parçalanarak, kana geçebilecek hale gelmesine sindirim denir.<br />
Büyük moleküllü besin maddeleri:<br />
Karbonhidratlar &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&gt;Glikoz<br />
Proteinler &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&gt;Amino asit<br />
Yağlar &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&gt;Yağ asidi+ gliserol (gliserin)<br />
Şeklindeki küçük moleküller haline gelerek kana geçerler.</p>
<p>Sindirim faaliyetleri iki çeşittir: Mekanik sindirim ve Kimyasal sindirim</p>
<p>1) Mekanik Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan, yalnızca fiziksel olarak – dil, diş, mide, bağırsak hareketleri sayesinde- parçalanıp, küçük parçacıklar haline getirilmesidir. Yani besinlerin kesilmesi, parçalanması, mide ve bağırsaklarda salgılanan sular sayesinde boza kıvamına getirilmesidir.<br />
2) Kimyasal Sindirim: Parçalanmış ve sulandırılmış besinlerin enzimler yardımıyla ( tükürük, mide ve bağırsak öz suları, pankreas ve karaciğer salgılarıyla) kimyasal değişime uğrayıp, yapı taşlarına parçalanmasına denir. Kimyasal sindirimde mutlaka enzim ve su kullanılır.</p>
<p>Kimyasal Sindirimin Özeti</p>
<p>Salgılanan Yer Sindirdiği Sindirim Sıvısı Besinler Tükürük BezleriTükürükKarbonhidratlarMideMide öz suyu ProteinlerKaraciğer Öd (safra)YağlarPankreasPankreas öz suyuKarbonhidratlar ,Yağlar ,Proteinlerİnce bağırsakBağırsak öz suyu Karbonhidratlar Proteinler</p>
<p>Önemli NOT:</p>
<p>*Kimyasal sindirimde enzimlerin besin içerikleri küçük moleküllere parçalanmaktadır. Besin içeriklerinin her biri sindirim sırasında küçük moleküllere parçalanır.<br />
*Beslenme: Hücrelerin canlılığını koruması ,yeni bileşikler sentezlemesi enerji kaynağı olarak kullanması için dışardan karbonhidrat , yağ , vitamin su ve minerallerin alınması olayıdır.<br />
*Bir hücreliler , süngerler vb basit yapılı hücrelerin içindeki besinler kofullarında sindirilir.<br />
*Yutma:besinlerin ağızdan mideye ulaşması olayıdır. Yutma sırasında soluk borusuna besin kaçmasını önlemek için anlık olarak solunum durur.</p>
<p>Sindirim Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar</p>
<p>Ağız: Besinlerin mekanik sindirimi çiğneme ile gerçekleşir. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ise tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde başlar.<br />
Yanaklar, dudaklar, küçük dil ve damak tarafından çevrilmiş boşluktur. Ağızda dişler, dil ve tükürük bezleri bulunur.<br />
<img src="http://www.fenokulu.net/dislerresim.gif" border="0" />a)Dişler: Dişler besinleri parçalayıp öğüterek mekanik sindirimi başlatır. Yetişkin bir insanda 32 tane diş bulunur. Bir dişe dıştan bakıldığında taç, boyun, kök olmak üzere üç kısım vardır.<br />
Taç: Dişin dıştan görünen, beyaz kısmıdır. Mine ve dentin tabakaları buradadır.<br />
Boyun: Taç ile kök arasındaki, diş etlerinin sarıldığı kısımdır.<br />
Kök: Dişin çene kemiğine yerleştiği kısımdır.<br />
Not: Dentin (fildişi ) tabakasının içinde diş özü bulunur ve canlıdır. Mine tabakası, sıcak, soğuk ve sert şeylerden çatlar. Bu çatlağa yerleşen mikroplar dişin çürümesine yol açar. Çürük, diş özüne ulaşırsa ağrı yapar.<br />
b) Dil: Ağızda lokmayı çeviren ve dişlere sevk eden kısımdır. Çizgili kastan yapılmış olup, üzerinde tad alma hücreleri vardır. Dil, aynı zamanda konuşma organımızdır.<br />
c) Tükürük Bezleri: Tükürük bezleri yüz kasları arasına yerleşmiş, üzün salkımı şeklindeki bezeler olup, tükürük salgılar. Tükürük, çoğu sudan ibaret olan bir sıvıdır. İçerisinde mukus, amilaz (pityalin) enzimi ve madensel tuzlar bulunur.<br />
Tükürük bezleri üç tanedir: 1- Kulak altı 2- Dil altı 3- Çene altı. Kulak altı bezlerinin iltihaplanması kabakulak hastalığıdır.<br />
<img src="http://www.fenokulu.net/yutakresim.gif" border="0" /><br />
Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.Yutakta sindirim olmaz.<br />
<img src="http://www.fenokulu.net/yemekborisi.gif" border="0" /><br />
Yemek Borusu: Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.Yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.<br />
<img src="http://www.fenokulu.net/mideres.gif" border="0" />Mide: Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.<br />
Mide, karın boşluğunun sol tarafında, diyaframın altında yer alan, çaydanlık biçiminde bir torbadır. Mide, üst taraftan mide ağzı (kardia kapakçığı ) ve alt taraftan mide kapısı (pilor kapağı) ile on iki parmak bağırsağına bağlanır.<br />
Midenin yapısı üç tabakadır: en dışta zar (periton) , ortada kas, en içte ise mukoza tabakaları bulunur.<br />
Midenin en içindeki mukoza tabakasında bulunan mukoza hücreleri, şekil değiştirerek mide bezlerini oluşturur. Mide bezleri önemlidir çünkü mide öz suyu salgılarlar.<br />
Mide öz suyunda; hidroklorik asit (HCl), pepsin enzimi ve lap enzimleri bulunur.<br />
*Hidroklorik asit hem diğer enzimlerin etkinliğini artırır, hem de besinlerle gelen mikropları öldürür. Midemiz bu asitten etkilenmez çünkü mukoza tabakasının ürettiği mukus mide çeperini korur. Aksi halde mide delinir ve ülser oluşur.<br />
*Ayrıca mukus sayesinde ve mide kaslarının hareketi sayesinde mideye gelen besinler yumuşar. Bu da midede gerçekleşen mekanik sindirimdir.<br />
*Proteinlerin kimyasal sindirimi ilk olarak midede gerçekleşir. Mide öz suyu, pepsin ve lap enzimleri sayesinde proteinler yapı taşlarına ayrılmaya başlar.<br />
Midede sindirim besinlerin çeşidine göre 1- 4 saat sürer. Bu süre içinde mide alt kapısı pilor, ara ara açılarak besinlerin, ince bağırsağın on iki parmak bağırsağı kısmına aktarılması sağlanır.</p>
<p>İnce Bağırsak: Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. B esinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.<br />
İnce Bağırsak7- 8 m. Uzunluğunda, 2–3 cm genişliğinde olup, mide kapısından sonra gelen kısımdır. Yapısı mide gibi üç katlıdır: En dışta periton ( zar), ortada kaslar, en içte bağırsak epiteli bulunur.<br />
Onikiparmak bağırsağı: İnce bağırsağın mide ile birleşen ilk kısmına onikiparmak bağırsağı denir. ( ilk 20 -25 cm’lik<br />
kısım) . Kıvrımlı bir yapıya sahiptir. İnce bağırsağın en önemli kısmıdır. Buraya karaciğerin safra salgısı (koledok kanalı ile) ve pankreasın sindirim enzimleri (virsung kanalı ile ) boşaltılır.<br />
*Onikiparmak bağırsağında karbonhidrat, protein ve yağların sindirimi gerçekleşir. Yağların sindirimi, karaciğerden gelen safra salgısının etkisiyle ilk kez burada başlar. ( safra bir enzim değildir. Yağları yapı taşına ayırmaz, yağ damlacıklarına dönüştürür.)<br />
Onikiparmak bağırsağından sonra gelen ince bağırsağın diğer kısımları kıvrımlar yaparak uzanır. İnce bağırsağın iç yüzeyinde salgı bezleri ile villus denilen ve sayıları 5 milyonu bulan tümürler vardır.<br />
Salgı bezleri, karbonhidrat, protein ve yağların sindirimini sona erdirecek enzimler üretir. Kimyasal sindirim ince bağırsakta son bulur. Villuslar sayesinde ise emilim yüzeyi artmış olur ve sindirilmiş besinlerin emilimi kolaylaşır.</p>
<p>İnce Bağırsağının Görevi:Ağızda kısmen sindirilmiş karbonhidratlar ile midede kısmen sindirilmiş proteinlerin ve sindirimi henüz başlamamış olan yağların sindirimini gerçekleştirmek ve tamamlamaktır. Diğer görevi ise, villuslar sayesinde sindirilen besinlerin emilmesini ve böylece kana karışmasını sağlamaktır.</p>
<p>Böylece şimdiye kadar anlattığımız süreçte:<br />
Proteinler &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;&gt;amino asitlere<br />
Karbonhidratlar &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;&gt;glikoza<br />
Yağlar &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;&gt;yağ asidi ve gliserin ( gliserol) e dönüştürülmüş olur.<br />
Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramazlar.<br />
<img src="http://www.fenokulu.net/kainbag.gif" border="0" /><br />
Kalın Bağırsak: Besinler içerisinde kalan su, kalın bağırsak tarafından emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.</p>
<p>Kalın Bağırsak İnce bağırsaktan anüse kadar yaklaşık 6 cm çapında, 1,5 m uzunluğunda bir borudur. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yerde kör bağırsak bulunur. Kör bağırsaktan çıkan parmak şeklindeki uzantıya apandis denir. Apandisin iltihaplanmasına ise apandisit denir. Kalın bağırsağın dışa açılan kısmına anüs denir.</p>
<p>Sindirilen Besinlerin Kana Geçmesi<br />
Besin maddelerinin sindirimi tamamlandıktan sonra dolaşım sistemine aktarılmasına emilim denir. İki yolla olur:<br />
1- Kılcal Kan Damarlarıyla: Glikoz (şeker) , amino asit, mineraller, suda çözünen vitaminler (B ve C ) ve su, villuslar tarafından emilerek, kılcal kan damarlarına geçer. Ve kan damarları aracılığıyla önce karaciğere taşınır. Karaciğerde zehirlerinden arındırılır. Protein – şeker oranı ayarlanır. Kandaki şeker dengesi sağlanır. Buradan kalbin sağ kulakçığına taşınır.<br />
2- Lenf Yoluyla: Yağ asidi ve gliserin ve yağda çözünen vitaminler (A,D,E,K ), villuslardaki lenf damarlarıyla emilir. Lenf sistemine karışır. Bu yolla kalbin sağ kulakçığına taşınır.<br />
Yağ asidi ve gliserin, lenf damarlarından geçerken üzerleri ince bir protein kılıfla kaplanarak yağ molekülü oluşturulur. Çünkü gliserin alkol özelliği taşır. Alkol, hücre zarını erittiğinden doğrudan kana karışması zararlıdır</p>
<p>!!!! Kalın bağırsakta kimyasal ya da mekanik sindirim yapılmaz !!!!</p>
<p>Yalnızca ince bağırsakta sindirilemeyen atıklar buraya taşınır. Gelen atıklara karışan su ve mineraller gibi yararlı maddeler emilerek kana verilir. Arta kalan maddeler, kalınbağırsağın son kısmı olan rektuma gelir ve anüsten dışarı atılır.</p>
<p>Sindirim sisteminin her yerinde bulunan çürükçül bakteriler en çok kalın bağırsakta bulunur. Dışkının rengi ve kokusu bu bakterilerden kaynaklanır. Ayrıca kalın bağırsakta yaşayan yararlı bakteriler B ve K vitamini sentezler.</p>
<p>Anüs: Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümü anüs yoluyla atık madde olarak vücuttan uzaklaştırılır.</p>
<p>Sindirime Yardımcı Organlar</p>
<p>Karaciğer: Safra adı verilen bir salgı üretir. Safra salgısı bir kanal yoluyla, yağların kimyasal sindirimini gerçekleştirmek üzere ince bağırsağa gönderilir.</p>
<p>Karaciğer Vücudun en büyük organı olup ( yaklaşık 2 kg kadar), karın boşluğunda ve sağ üst kısmında yer alır. Karaciğer sağ lob ve sol lob olmak üzere iki kısma ayrılır. Loblarda öd salgısı ( safra ) üretilir. Karaciğerden ayrılan bir kanal, loblarda üretilen safrayı safra kesesine taşır.<br />
Safra kesesinden çıkan koledok kanalı ise, safra salgısını on iki parmak bağırsağına taşır. Burada safra salgısı yağları yağ damlaları şeklinde inceltmek ve böylece yağların sindirim yüzeyini artırmak için kullanılır.<br />
Safra salgısı yavaş yavaş suyunu kaybederse safra taşları oluşur. Bu durumda koledok kanalı tıkanabilir. Safra geri emilerek kana karışır ve kan yoluyla dokulara taşınır. Böylece, sarılık hastalığı oluşur.<br />
Karaciğerin Görevleri:<br />
Karaciğerin 400 ‘e yakın görevi vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:<br />
1- Yağların sindirimini hızlandıran ve rektumda zararlı bakterilerin üremesini engelleyen safra sıvısı üretmek.<br />
2- A, D, E, K , B 12 vitaminlerini depolamak, A vitamini üretmek.<br />
3- Enerji kaynağımız olan glikozu, karaciğerde glikojen şeklinde depolayıp, insülin hormonu denetiminde kana vermek.<br />
4- Bazı zararlı maddeleri zararsız hale getirmek.<br />
5- Kanın pıhtılaşmasında görev alan proteinleri üretmek.<br />
6- Protein, yağ ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlemek. Proteinlerin karbonhidrat ve yağa dönüşmesini sağlamak.<br />
7- Lenf yapımında görevlidir.<br />
8- Proteinlerin parçalanması sonucu açığa çıkan amonyağı, daha az zehirli olan üre haline dönüştürmek.<br />
9- Yaşlı alyuvarların parçalanması ile açığa çıkan demiri depolamak. Ve alyuvar hücresi üretmek.</p>
<p>Pankreas: Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.<br />
Midenin sol alt kısmında yer alır. Uzunca bir yaprağı andırır. Ortasında boydan boya uzanan bir kanal vardır. Pankreas hem hormon, hem de enzim salgılayan karma bir bezdir.<br />
* Pankreas, ince bağırsağın uyarması sonucu öz su salgılar. Pankreas öz suyunda lipaz, amilaz ve tripsinojen enzimleri bulunur.<br />
Lipaz, amilaz ve tirpsinojen enzimleri, protein, yağ ve karbonhidrat sindiriminde etkilidir. Pankreas, bu enzimleri virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarır.<br />
* Pankreas aynı zamanda insülin ve glukagon hormonlarını salgılar ve doğrudan kana verir. İnsülin kandaki şeker oranını azaltıcı etki yapar. Glukagon ise kandaki şeker oranını artırıcı etki yapar. İnsülin hormonunun çeşitli sebeplerle yeterince salgılanamaması şeker hastalığına yol açar. Çünkü böyle bir durumda kandaki şeker miktarı yükselir.</p>
<p>Önemli NOT:<br />
*Ağızda Mekanik Sindirim: Ağza alınan besinlerin tükürük sıvısıyla ıslatılıp, dişler yardımıyla parçalanması olayıdır.<br />
*Ağızda Kimyasal Sindirim: Ağza alınan nişastalı besinlere, tükürük sıvısı içindeki pityalin enzimi etki ederek, nişastayı bir çeşit şekere (glikoza ) çevirir. Nişastalı besinlerin ağzımızda tatlanmasının sebebi budur. Yani karbonhidratların sindirimi ağızda başlar.<br />
*Sindirim sistemi yapı ve organlarına sırası ile ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüs dür.<br />
*Sindirimin sadece midede gerçekleşmez. Besinlerin ağız ve midede mekanik, ağız, mide ve ince bağırsaklarda ise kimyasal sindiriminin gerçekleşir.<br />
*Enzim:Canlılarda meydana gelen kimyasal reaksiyonları hızlandıran protein yapısındaki maddelerdir. Sindirim sırasında kimyasal sindirimde görev alırlar.<br />
*Karaciğer yalnızca sindirimde görev almaz. Karaciğerin vücuttaki diğer görevleri ise; Zehirli maddelerin zehirsiz hale getirilmesi , A vitamini sentezlenmesi , kanın pıhtılaşmasını önleyici madde üretimi , yaşlı alyuvar hücreleri parçalama ve fazla karbonhidrat ve proteinleri yağa dönüştürmektir.<br />
*Midede karbonhidrat sindirimi görülmez<br />
*Ağızda protein sindirimi yoktur.<br />
*Yağların sindirimi yalnızca ince bağırsakta gerçekleşir. Ağız ve midede yağ sindirimi olmaz..</p>
<p>Yukarıdaki şekilde Enzimler, büyük moleküllü karbonhidrat , protein ve yağları (besin içeriklerini ) küçük moleküllere dönüştürür.Tespihi tanelerine veya tarağı tırnaklarına ayırmak gibi bir olaydır.</p>
<p>Üstteki şemada sindirim sistemimizde besin içeriklerinin kimyasal sindirim sırasında geçirdikleri değiiim görülmektedir.(örnek olarak tespih gibi giren karbonhidratın tanelerine parçalanışını sindirim organlarına göre gözleyebilirsiniz)</p>
<p>Önemli NOT:<br />
*Besin içeriklerinden karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sindirime uğrar ve ince bağırsaktan emilerek kana geçer.<br />
*Su, vitamin ve minerallerin sindirime uğramadan kalın bağırsaktan emilir ve kana karışırlar.</p>
<p>Yukarıdaki şemada sindirime uğrayan besinlerin bağırsaklardan kana, kandan da vücut hücrelerine geçişi görülmektedir.</p>
<p>Önemli NOT:<br />
*Besinlerin Taşınması:İnce bağırsağın yüzeyindeki villüsler içindeki kılcal kan damarları ile protein ve karbonhidratların yapı taşları , lenf kılcalları ile yağların yapı taşları taşınır</p>
<p>Sindirim Sistemimizin Sağlığını Korumak</p>
<p>Doğru Beslenmeyi Öğrenmek:<br />
Dengeli ve yeterli beslenmemiz gerektiğini uzmanlardan ve büyüklerimizden sıkça duyarız. Dengeli ve yeterli beslenmek niçin bu kadar önemlidir? Vücudumuzun günlük enerji gereksinimini karşılamak, büyümemiz ve gelişmemizin sağlıklı olabilmesi için dengeli ve yeterli beslenmemiz gerekir. Yemek yemek temel ihtiyaçlarımızdandır. Ancak vücudumuz besinlerin ihtiyacımızdan fazla olan kısmını harcayamaz ve bunları yağa dönüştürerek depolar. Depolanan yağlar ise zamanla şişmanlığa sebep olur.</p>
<p>Dengeli ve yeterli beslenme besin içerikleri olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral ve suyun, ihtiyacımızı karşılayacak oranda ve birlikte alınmasıdır.<br />
Stres ile dengesiz ve yetersiz beslenme sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerdendir. Lifli besinleri tüketmek ve dengeli ve yeterli beslenmek ise sindirim sisteminin sağlığını olumlu etkiler.</p>
<p>Sindirim sistemimizin sağlığını korumak için:<br />
• Çok sıcak ve çok soğuk şeyler yiyip içmemeliyiz.<br />
• Lokmaları iyice çiğnemeli ve yavaş yemeliyiz.<br />
• Sofradan tam olarak doymadan kalkmalıyız.<br />
• Yemek sırasında ve yemekten sonra fazla su içmemeliyiz.<br />
• Yemekten sonra bir saat kadar istirahat etmeliyiz.<br />
• Yemeğe çiğ salata veya taze meyve ile başlamalıyız.<br />
• Kafeinli ve asitli içeceklerden uzak durmalıyız.</p>
<p>Sindirim Sistemi Hastalıkları:</p>
<p>Ülser: Mide öz suyunun mide ve onikiparmak bağırsağını aşındırmasıdır.<br />
Tifo: Kirli su ve mikroplu yiyeceklerle geçen basillerin oluşturduğu bir hastalıktır.<br />
Dizanteri: Basillerin ya da amiplerin kalın bağırsağa yerleşerek yol açtıkları bir hastalıktır.<br />
Kolera: Yiyecekler veya dışkıyla bulaşan virgül şeklindeki bakterilerin oluşturduğu bir hastalıktır.<br />
İshal: Bütün bulaşıcı hastalıklar, bağırsak parazitleri, beslenme ve emilim bozukluklarında ortaya çıkan bir hastalıktır.<br />
Gıda zehirlenmesi: Bozulmuş, mikroplu veya kirli besinlerin yol açtığı bir hastalıktır.<br />
Apandisit: Kör bağırsaktaki apandisin iltihaplanmasıdır.</p>
<p>Alkolden ve Sigaradan Uzak Durmak:<br />
Alkol, midenin iç yüzeyini örten tabakayı tahriş ederek gastrite ve kusmaya yol açabilir. Midenin üst bölümüyle yemek borusunun alt bölümünde küçük yırtıklara sebep olabilir. Alkolün uzun süre kullanılması özellikle B vitaminlerinin ve diğer besinlerin emilimini engelleyebilir. Ayrıca yüksek miktarda tüketilen alkol, karaciğer için önemli bir tehdit oluşturur. Sigara içme alışkanlığı da benzer sorunlara yol açar. Sindirim sistemimiz yediğimiz besinlerin sindirilmesini ve bu besinlerin ince bağırsak tarafından emilerek kanımıza geçmesini sağlar. Sindirim sonucu oluşan küçük moleküller dolaşım sistemimiz aracılığıyla hücrelerimize kadar taşınır. Vücudumuz besin içeriklerini enerji üretmek, yapım ve onarımını gerçekleştirmek ve faaliyetlerini düzenlemek için kullanır. Vücudumuz bu önemli görevlerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu besin içeriklerini besin gruplarından sağlar. Aşağıdaki metni okuyarak besin gruplarının yeterli ve dengeli bir şekilde tüketilmesinin vücudumuz ve sindirim sistemimizin sağlığı için önemini kavrayalım.</p>
<p>DENGELİ VE YETERLİ BESLENMENİN ÖNEMİ<br />
Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi, vatandaşlarımızın beslenme konusunda bilinçlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla “Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi”ni hazırlamıştır. Rehberde, her gün alınması gereken temel besinler, yandaki dört yapraklı yonca şekli üzerinde gösterilmiştir. Yoncanın her bir yaprağı bir besin grubunu göstermektedir. Her bir besin grubu ve bunların vücudumuz için önemi aşağıda belirtilmiştir.</p>
<p>SÜT GRUBU<br />
Süt yoğurt, peynir ve süt tozu gibi sütten yapılan besinlerdir. Bu besinler kalsiyum minerali ve yağ içerir. Yetişkinlerin günde iki, çocukların ve gençlerin ise üç-dört porsiyon süt ve süt ürünü tüketmeleri gerekir. (Bir orta boy su bardağı süt veya yoğurt ile iki kibrit kutusu büyüklüğündeki peynir bir porsiyondur.)</p>
<p>Vücudumuz İçin Önemi</p>
<p>• Süt ürünlerinde bulunan kalsiyum, kemiklerimizin ve dişlerimizin sağlıklı gelişmesini sağlar.<br />
• Hücrelerimizin çalışmasında önemli rol oynar.<br />
• Yoğurt yemek ve tuzlu ayran içmek, ishal tedavisinde hayati önem taşır.</p>
<p>ET, YUMURTA VE KURUBAKLAGİL GRUBU<br />
Et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, nohut, mercimek, ceviz, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlu besinler bu grupta yer alır. Bu besinler protein, mineral, vitamin, yağ ve karbonhidrat içerir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubundan günde iki porsiyon alınmalıdır.<br />
Bu besinlerin her gün tüketilmesi gereken miktarları şöyledir:<br />
- Et, tavuk, balık vb. 50-60 g (iki ızgara köfte kadar)<br />
- Kuru baklagiller 90 g (bir çay bardağının alabileceği kadar)<br />
- Yumurta haftada üç-dört adet</p>
<p>Vücudumuz İçin Önemi</p>
<p>• Büyümeyi ve gelişmeyi sağlar.<br />
• Hücrelerimizin yenilenmesini ve dokularımızın onarımını sağlar.<br />
• Kan yapımında görevli önemli besin içeriklerini sağlar.<br />
• Sinir ve sindirim sistemlerimiz ile derimizin sağlığında görev alan besin içerikleri en çok bu grupta bulunur.<br />
• Hastalıklara karşı direncimizi artıran besin içeriklerini sağlar.<br />
• Özellikle protein ihtiyacının arttığı bebeklik ve çocukluk dönemlerinde, bu gruptaki besin içeriklerinin alınması önemlidir.</p>
<p>SEBZE VE MEYVE GRUBU</p>
<p>Bitkilerin yenebilen her türlü kısmı, sebze ve meyve grubu altında toplanır. Sebze ve meyvelerin içeriklerinin önemli bir kısmını su oluşturmaktadır. Bunun yanında mineral ve vitamin bakımından zengindir. Sebze ve meyve günde en az beş porsiyon (Bir orta boy elma, muz, portakal veya iki fincan pişmiş sebze bir porsiyondur.) sebze ve meyve tüketmemiz gerekir.</p>
<p>Vücudumuz İçin Önemi<br />
• Hücrelerimizin yenilenmesini ve dokularımızın onarımını sağlar.<br />
• Büyümemize ve gelişmemize yardım eder.<br />
• Deri ve göz sağlığımız için önemlidir.<br />
• Diş ve diş eti sağlığımızı korur.<br />
• Hastalıklara karşı direncimizi artırır.<br />
• Kalp-damar hastalıklarının ve bazı kanser türlerinin oluşma ihtimalini azaltır.<br />
• Bağırsaklarımızın düzenli çalışmasına yardımcı olur.<br />
• Vücuda zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.</p>
<p>EKMEK VE TAHIL GRUBU<br />
Buğday, pirinç, mısır, çavdar ve yulaf gibi tahıllar ve bunlardan yapılan ürünler bu grup içinde yer alır. Bu besinler vitamin, mineral, protein, yağ ve karbonhidrat içerir. Tahıl ürünleri günde altı porsiyon tüketilebilir. (Bir dilim ekmek veya dört yemek kaşığı pilav bir porsiyondur.)</p>
<p>Vücudumuz İçin Önemi<br />
• Vücudumuzun enerji kaynağıdır.<br />
• Çavdar ve yulaf gibi lif içeriği yüksek olan besinlerin tüketimi, bağırsaklarımızın düzenli çalışmasını sağlar.<br />
Yeterli ve dengeli beslenebilmek için dört farklı besin grubundaki bu yiyeceklerden her gün yeteri kadar tüketmeliyiz. Besin gruplarında yer alan herhangi bir besin içeriğinin yetersiz alınması durumunda, vücutta o besin içeriğinin görevi yerine getirilemez. Bunun sonucunda da vücudun çalışması aksar ve bazı hastalıklar ortaya çıkar. Sağlığımızı korumanın ve hastalıkları önlemenin temel şartı yeterli ve dengeli beslenmektir.</p>
<p>.</p>
<p>Sindirim ile ilgili hikaye ve şiirler</p>
<p>BÜSKİVİCİK…………………….</p>
<p>Merhaba benim adım bisküvicik aslında bisküviydi. Takı o sabaha kadar o sabah beni biz kız çocuğu ağzına attı bir demlik çayı da üzerime içti. Ben bir yandan sıcak çayla uğraşıp bir yandan da takır takır çalışan dişlerle mücadele ediyordum ama nafile sıcak cay beni yumuşattı ve dişler ise bir güzel parçaladı daha sonra ise tükürük bir güzel ıslattı ben bunlar ile uğraşırken birden bir kapak açıldı ben yutağa ve oradan yemek borusuna geçtim Allah o kapağı açandan razı olsun diye düşünürken bir den başka bir kabakçık açıldı. Ama ben bu kapağı açan için pek de güzel şeyler düşünmedim her neyse bu kapaktan geçerek mideye düştüm. mide beni öz suyuyla bir güzel parçalayıp bulamaç haline getirdi sonra inçe bağırsağa gittim orada sindirimimi tamamladım. Faydalı kısmım villüslara oradan ise kana geçti. Kalan parçalarım ise kalın bağırsağa gönderip dışarıya yolladılar<br />
İşte küçük bisküviciğin hikayesi bu</p>
<p>ŞAPUR ŞUPUR ÇİĞNESEN</p>
<p>Şapur şupur beni ye<br />
Çıtır Çıtır beni ye<br />
Sonra bir güzel çiğne<br />
Gönder yutak kardeşe</p>
<p>Yutak kardeş baksana<br />
Sesimi bir duysana<br />
Otobüsüm kalkacak<br />
Yerimi ayırtsana</p>
<p>Yetiştim yetişmesine<br />
Bindim otobüsüme<br />
İncecik bir kavşaktan<br />
Vardım istenen adresime</p>
<p>Vardım varmasına da<br />
Karşılayan olmadı<br />
Orda ta kaldım derken<br />
Bir ses imdadıma koştu</p>
<p>Ortalığa bakarken<br />
Bir den ısı yükseldi<br />
Küresel ısınmadır dedim<br />
Fakat öyle olmadı</p>
<p>Gözümü açtığımda<br />
Karşımda inçe tüyler<br />
Soramadan sorumu<br />
Gösterdiler yolumu</p>
<p>Neymiş efendim<br />
Sağa dön<br />
İnçe yerden geç<br />
Kalın yere ulaş</p>
<p>Dediklerini yaptım<br />
Ulaşınca o yere<br />
Karşıladılar beni<br />
Dediler ki hoş geldin<br />
Zamanında da geldin<br />
Koşu birazdan başlar sana ihtiyacımız var</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/saglimiz" title="sağlımız" rel="tag">sağlımız</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/sindirim" title="sindirim" rel="tag">sindirim</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/sistemi" title="sistemi" rel="tag">sistemi</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/sindirim-sistemimiz-ve-sindirim-sistemi-sagligimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fermantasyon</title>
		<link>http://www.superodev.com/biyoloji/fermantasyon.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/biyoloji/fermantasyon.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 18:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>post</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Fermantasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/biyoloji/fermantasyon.html</guid>
		<description><![CDATA[Fermantasyon, bir maddenin bakteriler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla, genellikle ısı vererek ve köpürerek kimyasal olarak çürümesi olayıdır.[1] Fermantasyon anaerobik şartlarda, yani oksidatif fosforilasyon olamadığı durumlarda, glikoliz yoluyla ATP üretimini sağlayan önemli bir biyokimyasal süreçtir. Biyokimyanın fermantasyonla ilgilenen dalı zimolojidir.
Fermantasyonda glikoz (veya başka bir bileşik) hidrojenlerini teker teker kaybederek enerji üretimini sağlar. Oksijen olmadığı için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fermantasyon, bir maddenin bakteriler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla, genellikle ısı vererek ve köpürerek kimyasal olarak çürümesi olayıdır.[1] Fermantasyon anaerobik şartlarda, yani oksidatif fosforilasyon olamadığı durumlarda, glikoliz yoluyla ATP üretimini sağlayan önemli bir biyokimyasal süreçtir. Biyokimyanın fermantasyonla ilgilenen dalı zimolojidir.</p>
<p>Fermantasyonda glikoz (veya başka bir bileşik) hidrojenlerini teker teker kaybederek enerji üretimini sağlar. Oksijen olmadığı için bu parçalanma sonucunda ortaya çıkan basit organik bileşikler hücrenin kullanabileceği nihai elektron alıcısı ve hidrojen alıcıları olurlar.</p>
<p>Fermantasyonun son adımı (pirüvatın fermantasyon ürünlerine dönüşmesi) enerji üretmese dahi, bu süreç anaerobik bir hücre için önemlidir çünkü glikozun pirüvata dönüşmesi sırasında harcanan nikotinamit adenin dinükleotit&#8217;in (NAD+) yenilenmesini sağlar; glikolizin devamı için bu gereklidir. Örneğin alkol fermantasyonunda pirüvattan oluşan asetaldehit, NADH + H+ tarafından etanola dönüşür, bu da hücreden dışarı atılır.</p>
<p>Glikozun fermantasyonunda genelde en sık üretilen basit bileşik pirüvat veya ondan türemiş bir veya bir kaç bileşiktir: bunlar arasında etanol, laktik asit, hidrojen, bütirik asit ve aseton sayılabilir. Şeker ve amino asitlerin fermantasyonu çeşitli canlılarda görülmekle beraber, bazı ender organizmalar alkanoik asitler, pürinler, pirimidinler ve başka bileşikler de fermente edebilir. Çeşitli fermantasyon tipleri ürettikleri ürünlere göre adlandırılırlar.</p>
<p>Fermantasyon terimi biyokimyada oksijen yokluğunda enerji üreten reaksyonlar için kullanılmasına karşın, gıda sanayisinde daha genel bir anlam taşır, mikroorganizmaların oksijen varlığında yaptığı parçalama reaksiyonlarını da kapsar (sirke fermantasyonu gibi). Biyoteknolojide bu terim daha da genel kullanılır ve büyük tanklarda büyütülen mikroorganizmalara yaptırılan her türlü üretime (proteinler dahil) fermantasyon denir.</p>
<p>Türleri [değiştir]<br />
Glikozun Fermantasyonu [değiştir]<br />
Alkol fermantasyonuGlikoz fermantasyonu sırasında pirüvat çeşitli bileşiklere dönüşür:</p>
<p>Alkol fermantasyonu pirüvatın alkol ve karbon dioksite dönüşümüdür.<br />
Laktik asit fermantasyonu iki tipli olabilir:<br />
homolaktik fermantasyon, pirüvattan laktik asit üretimidir; Bakteriler arasında Streptokoklarda (örneğin Streptococcus lactis) ve laktobasillerde (örneğin Lactobacillus casei, L. pentosus) görülür. Kaslar da yeterince oksijen almadıkları zaman laktik asit üreterek kısa süreli olarak enerji üretimini sürdürürler. Glikoz başına 2 ATP üretilir.<br />
heterolaktik fermantasyon (veya heterofermantasyon) ise laktik asit ile diğer asit ve alkollerin üretimidir. Örneğin E. coli, fosfoketolaz yoluyla glikozdan laktik asit + etanol + CO2 üretip, bu yolla 1 ATP elde edebilir [2].<br />
Laktik asit fermantasyonunun nihai ürünü laktik asittir. Glikoz fermantasyonu ile yalnızca laktik asit üreten organizmalara homofermantatif denir. Glikozu birden çok nihai ürüne (asetik asit, etanol, formik asit, karbon dioksit gibi) fermante eden organizmalar ise heterofermantatif denir. Bu özelliğe sahip olan Lactobacillus, Leuconostoc ve Microbacterium türleri, Enterobacteriaceae familyasından bakteriler (örneğin Escherichia coli, Salmonella, Shigella ve Proteus türleri), ve zorunlu anerobik Clostridium türleri, fermantasyonla CO2, H2 ve çeşitli asitler (formik, asetik, laktik, süksinik gibi) veya nötür ürünler (etanol, 2,3-butilen glikol, bütanol, aseton, vd.) üretirler.</p>
<p>Karışık asit fermantasyonu: Enterobacteriaceae grubunda görülür. Pirüvat&#8217;tan asetat ve format, veya pirüvat, suksinik asit ve formik asit meydana gelir ve glikoz başına 3 ATP elde edilir. Düşük pH&#8217;de (pH 6&#8242;dan küçük) formik asit CO2 + H2&#8242;ye dönüşür. Clostridium türleri de karışık asit fermantasyonu yapar [3]<br />
butirik asit fermantasyonu: Asidojenik bir bakteri olan Clostridium tyrobutyricum ATCC 25755 başlıca fermantasyon ürünleri olarak bütirat, asetat, CO2 ve H2 meydana getirir. [4]<br />
solvent fermantasyonu: Bazı Clostridium türleri şekerleri asetik asit ve bütirik aside dönüştürüp sonra bunlardan aseton ve butanol yaparlar. [5]<br />
bütandiol fermantasyonu Erwinia-Enterobacter-Serratia grubunun özelliğidir, son ürün olarak bütandiol oluşur. [6][7]<br />
Propionik asit fermantasyonu Bu fermantasyonda pirüvat oksaloasetik asite dönüşür, bu süksinik asite indirgenir, o da propionik aside dönüşür. Bu süreçte 9 karbondan sadece 1 ATP oluştuğu için bu yolu kullanan bakteriler çok yavaş büyür.</p>
<p>Amino asit fermantasyonu (Stickland Fermantasyonu) [değiştir]Bu fermantasyon türü çürüme sırasında olur ve karbonhidrat yokluğunda, proteinden beslenen Clostridium cinsi bakteriler tarafından yapılır. Bazı amino asitler elektron alıcısı, bazıları da elektron vericisi olarak işler ve reaksiyon sonunda çeşitli kötü kokulu ürünler oluşur. Amino asit başına 3 ATP molekülü üretilir&#8230;.</p>
<p>Enerji üretimi [değiştir]Glikoliz, anaerobik şartlarda ATP&#8217;nin tek kaynağıdır. Fermantasyon ürünleri tamamen oksitlenmemiş olduklarından kimyasal enerji barındırırlar. Ancak, oksijenin (veya başka daha yükseltgenmiş elektron alıcılarının) yokluğunda bunlar daha fazla metabolize olamadıklarından hücre için artık üründürler. Bu yüzden fermantasyon yoluyla ATP üretimi, pirüvatın kabon dioksite kadar tamamen yükseltgendiği oksidatif fermantasyona kıyasla daha az verimlidir. Fermantasyonda glikoz başına iki ATP molekülü üretilmesine karşın, aerobik solunumda bu rakam 36-38 civarındadır. Enerji randımanı düşük olsa da, oksijen eksikliğinde yaşama olanağı sağladığından dolayı fermantasyon pek çok canlıya bir avantaj sağlar.</p>
<p>Tarihçesi [değiştir]Fransız kimyageri Louis Pasteur 1857&#8242;de fermantasyon etmeninin canlı maya hücreleri olduğunu bulmuştur. 1907 Nobel <a href="http://www.superodev.com/tag/kimya" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimya">Kimya</a> Ödülünü kazanan Eduard Buchner, fermantasyonun canlı hücrelere has bir olay olmadığını, maya hücrelerinin parçalanması sonucu elde edilen öz suyun da fermantasyon gücüne sahip olduğunu göstermiştir</p>
<p>Buchner&#8217;in bu sıvıda fermantasyon gücüne sahip etmene &#8220;zimaz&#8221; adını vermişti. Zimaz&#8217;ın aslında tek bir etmen olmadığı, izleyen yıllarda keşfedilen alkol dehidrojenaz, pirüvat dekarboksilaz, heksokinaz, glikoz fosfat izomeraz, pirüvat kinaz, enolaz, fosfofrüktokinaz ve aldolaz gibi enzimleri ortaya çıktı. Danimarka&#8217;daki Carlsberg araştırmacılarının bira mayalanması üzerindeki çalışmaları sayesinde hem maya hem de fermantasyon hakkında pek çok bilgi edinildi.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/biyoloji" title="Biyoloji" rel="tag">Biyoloji</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/fermantasyon" title="Fermantasyon" rel="tag">Fermantasyon</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/biyoloji/fermantasyon.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
