<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Ödev sitesi, ödevi, bedava ödev, matematik ödevleri,edebiyat ödevleri, ödev indir, bedava ödev</title>
	<link>http://www.superodev.com</link>
	<description>ödev indir, ücretsiz dönem ödevi ödev kapakları, ödevi, soruları,ödev sitesi,ödev siteleri,ödev kapakları,yıllık ödev,tez</description>
	<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 15:25:52 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Genetik Hastalıklar</title>
		<link>http://www.superodev.com/saglik-tip/genetik-hastaliklar.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/saglik-tip/genetik-hastaliklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 15:25:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık - Tıp]]></category>

		<category><![CDATA[dna]]></category>

		<category><![CDATA[genetik]]></category>

		<category><![CDATA[genetik hastalıklar]]></category>

		<category><![CDATA[kromozom sayısı]]></category>

		<category><![CDATA[renk körlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/saglik-tip/genetik-hastaliklar.html</guid>
		<description><![CDATA[GENETİK HASTALIKLAR
DNA, zincirin halkaları şelinde birimlerin birbirine eklenmesinden yapılmış ve spiral şeklinde kıvrılmış iki iplikten ibaret dev bir moleküldür.
DNA yı bir kitaba benzetebiliriz.Bu kitapta bütün harfler, sözcükler, deyimler, cümleler, manalı bir zincir oluşturacak şekilde birbirine bağlanır. Organizmanın bütün bölümleri ve fonksiyonları böylece tanımlanır. Her hücre bu bilgiden kendi görevi ile ilgili kısmı okur. Bu benzetmede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GENETİK HASTALIKLAR</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/dna" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with dna">DNA</a>, zincirin halkaları şelinde birimlerin birbirine eklenmesinden yapılmış ve spiral şeklinde kıvrılmış iki iplikten ibaret dev bir moleküldür.</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/dna" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with dna">DNA</a> yı bir kitaba benzetebiliriz.Bu kitapta bütün harfler, sözcükler, deyimler, cümleler, manalı bir zincir oluşturacak şekilde birbirine bağlanır. Organizmanın bütün bölümleri ve fonksiyonları böylece tanımlanır. Her hücre bu bilgiden kendi görevi ile ilgili kısmı okur. Bu benzetmede bir harfin veya noktalama işaretinin karşılığı nükleotid, bir cümlenin karşılığı ise gendir.Bazen öyle cümleler vardır k; bir noktalama işaretinin yerinin değişmesi, bir harfin silinmesi o cümlenin manasını değiştirir. İşte bu mana kaymasına mutasyon denir.</p>
<p>Genlerde meydana gelen mutasyonlardan veya cinsiyet hücrelerinin meydana gelmesi esnasında kromozomların dengesiz dağılımından dolayı <a href="http://www.superodev.com/tag/genetik-hastaliklar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with genetik hastalıklar">Genetik Hastalıklar</a> meydana gelmektedir.</p>
<p>Hastalık Sebep Moleküler Sonuç Semptomları Görülme Sıklığı<br />
1- Otozomal Kromozomlar Üzerinde Resesif Allelin Sebep Olduğu Hastalıklar Thalassemia 16. kromozom veya 11. kromozom üzerinde mutant allel Hemoglobini alfa veya beta zinciri yok anemi(kansızlık), kemik ve dalak büyümesi İtalya&#8217;da<br />
1/10<br />
Orak hücreli anemi 11. kromozom üzerinde mutant allel anormal hemoglobin orak hücreli alyuvarlar, anemi, kan dolaşımının tıkanması Amerikan zencileri arasında  1/625<br />
Fenilketonuri 12. kromozom üzerinde mutant allel fenilalanin hidroksilaz enzimi yoktur zeka geriliği Beyaz ırkta<br />
1/10,000<br />
Albinism 11. kromozomda bilinmyen bir çeşit <a href="http://www.superodev.com/tag/genetik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with genetik">genetik</a> anomali melanin pigmenti sentezi için gerekli pigment(tirozinaz) yoktur pigmentsiz cilt, saç ve gözler 1/22,000<br />
2- x kromozomu üzerinde resesif allelin sebep olduğu hastalıklar Hemofili x kromozomu üzerinde mutant allel kan pıhtılaşa faktörünün eksikliği  kontrol edilemeyen kanama 1/10,000<br />
Renk körlüğü<br />
a- Deuteran tip</p>
<p>x kromozomu üzerinde mutant allel</p>
<p>Yeşile hassas koni bozuk</p>
<p>Yeşili kırmızıya benzer görürler</p>
<p>En yaygın tip</p>
<p>b- Protan tip x kromozomu üzerinde mutant allel Kırmızıya hassas koni bozuk Kırmızıyı yeşile benzer görürler 1/4 oranında<br />
c- Tritan tip x kromozomu üzerinde mutant allel Maviye hassas koni bozuk Mavi renk görülmez Çok nadir<br />
3- Otozomal kromozomlar üzerinde dominant allelin sebep olduğu hastalıklar Huntigton hastalığı 4. kromozom üzerinde mutant bir allel bilinmiyor ileri derecede zihinsel ve sinirsel hasar 1/2,500<br />
4-Kromozom değişikliklerinden kaynaklanan hastalıklar Down Sendromu (Mongolism) Ayrılmama 21. kromozomun üç kopyası bulunur zeka geriliği, kalp anomali 1/800<br />
Turner sendromu ayrılmama tek x kromozomlu dişi (xo) boyunlarının iki yanında kalın deri kıvrımları bulunur, kısırdırlar 1/16,000<br />
Klinefelter sendromu ayrılmama iki x kromozomlu erkek cinsiyet farklılaşmasında bozukluk 1/2,000</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/dna" title="dna" rel="tag">dna</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/genetik" title="genetik" rel="tag">genetik</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/genetik-hastaliklar" title="genetik hastalıklar" rel="tag">genetik hastalıklar</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/kromozom-sayisi" title="kromozom sayısı" rel="tag">kromozom sayısı</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/renk-korlugu" title="renk körlüğü" rel="tag">renk körlüğü</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/saglik-tip/genetik-hastaliklar.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Petrol</title>
		<link>http://www.superodev.com/madencilik/petrol.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/madencilik/petrol.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 15:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Madencilik]]></category>

		<category><![CDATA[petrol]]></category>

		<category><![CDATA[petrol çıkarılan yerler]]></category>

		<category><![CDATA[petrol damıtma]]></category>

		<category><![CDATA[petrol nasıl oluşur]]></category>

		<category><![CDATA[petrol nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/madencilik/petrol.html</guid>
		<description><![CDATA[PETROL
Çok koyu renkli, özgün kokulu bir doğal mineral olan petrol katı halde çok uzun süredir bilinmekle birlikte, ilk olarak ancak 19. yüz yılın ortalarında ABD’de, Edwin Drake’in Kızılderililerin romatizma ve damla hastalığına karşı ilaç olarak sattıkları ‘taş yağı’nı yerin derinliklerinde aramayı düşünmesiyle ve ilk petrol kuyusunu açarak Kaliforniya’daki ‘altına hücum’a benzeyen en büyük serüvenlerden birini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">PETROL</a><br />
Çok koyu renkli, özgün kokulu bir doğal mineral olan <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> katı halde çok uzun süredir bilinmekle birlikte, ilk olarak ancak 19. yüz yılın ortalarında ABD’de, Edwin Drake’in Kızılderililerin romatizma ve damla hastalığına karşı ilaç olarak sattıkları ‘taş yağı’nı yerin derinliklerinde aramayı düşünmesiyle ve ilk <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> kuyusunu açarak Kaliforniya’daki ‘altına hücum’a benzeyen en büyük serüvenlerden birini başlatmasıyla, sıvı halde ele edilmeye  başlandı. 1870’de John Rockefeller, ilk <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> şirketi Standart Oil’i kurdu. 19. yüz yılın sonunda, <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>ün sanayi yöntemleriyle çıkarılması, Avrupa ülkelerinde ve Rusya’ da da yaygınlaştı. Ortadoğu’daysa <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>, ilk olarak Birinci Dünya Savaşı öncesinde bulundu ve İran’da çıkarılmaya başlandı; onu Irak ve Kuveyt izledi.<br />
OLUŞUMU<br />
<a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a>, deniz hayvanları, bitkiler ve plankton tipi organizma çökeltilerinin, deniz dibinde, kum içinde yavaş yavaş mayalanmasından doğmuş, kahverengiye çalan kara renkli, yağımsı bir maddedir. Birkaç milyon yıl sonra,yer bilim tabakalarının kayması sonucunda bu hammadde, yerini karmaşık bir karbonhidrojen karışımına bırakmıştır. Bu karışım, sıvı haldeyken <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>ü, gaz haldeyken doğal gazı oluşturmaktadır.<br />
Milyonlarca yıl boyunca yer kabuğunun geçirdiği sarsıntılar, <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>ün, doğduğu deniz kayaçlarından dışarı çıkmasına yol açmış, böylece komşu kayaçlara sızdıktan sonra açık havaya ulaşan <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> sızıntıları, bitüm örtüleri oluşturmuştur. Ama genellikle, geçirimsiz sert kayaçlarla karşılaşarak, alttaki tabakalara sızıp kararlı bir hal almış ve yoğunluk sırasına göre yayılmış, böylece, sünger gibi gözenekli kayaçlar içine yerleşerek, ‘<a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> yatakları’nın doğmasına yol açmıştır.<br />
ARANMASI VE ÇIKARILMASI<br />
Bir yatağın yerini belirlemek için, havadan çeşitli fotoğraflarla bölgenin oluşumu incelenip, yüzeyden yada derinden alınan kayaç örnekleri, X ışınlarıyla kimyasal çözümlemeden geçirilir. Kayaç tabakalarının konum ve doğasını belirlemek için sismik yöntemlere baş vurulur; dinamit patlatılarak küçük çaplı yer sarsıntıları yaratılır ve sismograf üzerindeki kayıtlar incelenir. Ayrıca, magnetometre, gravimetre, Geiger sayacı gibi araçlardan yararlanılır. Yatağın yeri belirlendikten sonra, yer kabuğunu delecek güçte kuyu açma gereçleriyle çalışmalara başlanılır ve büyük bir kule kurulur.<br />
40-50 metre yüksekliğinde olan <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> kulesi, 100 tonu aşan ağırlıkta donanım taşır. Bir matkap, 9 metre boyunda içi oyuk çelik çubuk dizisinin ucuna bağlanır. Bu çubuklar, derine inildikçe birbirlerine vidalanır.yüzeyde dakikada 50-250 turluk hızla döndürülen bir dönel tabla, matkabın çalışmasını sağlar.<br />
Kuyu açma sırasında çubukların içinden özel bir çamur yollanır; delme noktasına ulaşan çamur, o yeri yağlar; araçları soğutur ve matkap ağzında toplanan döküntülerin boşalmasını sağlar. Ayrıca, ağırlıyla <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>ün yada gazın fışkırmasını engeller.<br />
<a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a> derinliğine ulaşıldığında, kuyu ağzına sağlam bir kapak yerleştirilir. Bu kapağın, yatak basıncına dayanacak ve gaz yada <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>ün ölçülü bir basınçla akışını sağlayacak nitelikte olması zorunludur.<br />
İran’da açılan ilk kuyudan (1980) <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> 350 metre yüksekliğe kadar fışkırmıştır; günümüzde böyle bir fışkırma kaza sayılır ve bir vanalar düzeniyle kuyu kapatı- larak, aşırı <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> akışı önlenilir.<br />
İnsanoğlu, beş kıtada da <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> bulduktan sonra, ‘kara altın’ bakımından zengin yeni bir alan olan deniz dibi yataklarına da el atmış, sözgelimi Kuzey denizinde, pek çok kuyu açılmıştır. Kuleler, kuyu açma platformunu oluşturan dev dubalarla yada kazık ayaklarla su üstünde tutulmaktadır.<br />
200 metreyi aşan derinliklerde, yalnızca kuyu açma gemileri çalışabilir.                          Gemi, gövdesine yerleştirilen ses ötesi vericiler sistemiyle, demir atmadan su üstünde durabilir.<br />
TAŞINMASI VE İŞLENMESİ<br />
<a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a> çıkarılır çıkarılmaz boru hatlarıyla ya da tankerlerle rafinerilere ulaştırılır.<br />
<a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a> yataklarından çıkan ham <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>, rafinerilerde elde edilen ürünlerden ( akaryakıt, yağ ) çok değişiktir. Ham <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>, yataktan yatağa ayrılık gösteren bir çok hidrojen karbürün karışımıdır. Çok büyük moleküllerden oluşan ‘ağır’ hidrojen karbürler, bitüm ya da parafin gibi aşağı yukarı katı olan maddeler verirler. Daha küçük moleküllerden oluşanlar ise, gazları sağlarlar. Dolayısıyla, ham <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>ün, katkı maddelerinden arındırıldıktan sonra, çeşitli hidrojen karbürlere ayrıştırılması gerekir. Bu nedenle, 40-60 metre yükseklikteki kuleler- de kısmi ( ayrımsal ) damıtmadan geçirilir. <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a>ün bileşenleri, kaynama noktasına getirilip ayrıştırılır.<br />
Kulelerin çeşitli katlarında gazlar ( propan ya da bütan ), renksiz benzin, hafifçe sarı renkte kerosen ya da gaz yağı ( uçaklarda kullanılır. ), daha koyu sarı mazot ( dizel yakıtı ) toplanır. Kulenin altında ise, ham petrolden daha kalın bir çökelek kalır.<br />
Yakın döneme kadar fuel oil ve ağır mazotun ticari alanda değerlendirile- mediği günlerde benzinden daha bol miktarda ağır ürünler elde eden rafinerilerde, ağır moleküller kraking denilen bir işlemden geçirilmiştir.<br />
Bu işlem, sıcaklık ( 500 derece dolayında ) ve basıncın ( 50 kg / santimetre küp ) birlikte etkisiyle, ağır molekülleri kimyasal olarak parçalayıp, daha hafif moleküller ( gaz, benzin ) elde etmek için uygulanılır. Bir başka işlem olan reforming ile de benzin gibi hafif maddeler, sözgelimi gazlar elde edilir.<br />
Damıtmadan sonra ortaya çıkan <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> ürünleri, katışıklardan ( kükürt, azot ) arındırılmıştır. Bundan sonra benzin, sodyum hidroksit ya da sülfürik asit banyosunda yıkanır. Gazlar temizlenir ve yağlar filitreler yardımıyla süzülür. Böylece, çağdaş dünya ve sanayi için vazgeçilmez olan arındırılmış ürün elde edilir.<br />
ELDE EDİLEN ÜRÜNLERİN KULLANIM ALANLARI<br />
<a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a>ün bütün türevleri günümüzde büyük önem taşımaktadırlar ve her ürünün ya da yan ürünün bir kullanım alanı vardır. Benzin, patlamalı motorlarda yakıt olarak kullanılır. Isıl gücü fazla olan kerozen ( metre küpte 10,5 termiden çok ) tepkimeli uçak yakıtıdır. Gazyağı yanmalı motorlarda kullanılır. ( ağır yağlı diesel motorları ) ilk damıtma kalıntısı bir sıvı olan mazot, önemli bir yakıttır; çoğu durumda taşkömürü- nün yerini almıştır. Yağlardan mekanik yağlamada yararlanılır. Ham  <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a>, kimi kez, tedavide kullanılır ( uyuza karşı ovma işleminde, safra taşına karşı iç kullanımda ). Parafinden kağıt üretiminde yararlanılır. Vazelin, pomatların bileşimine girer. Vazelin yağının büyük bir çözücü gücü vardır; kabızlığa karşı yararlı olduğu kadar, zehirsiz bir mikrop kırıcıdır da. Katran tortusunun yüksek sıcaklıkta yükseltgenmesiyle elde edilen bitüm ya da asfalt, su geçirmez yol kaplamaları hazırlamaya yarar. <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">Petrol</a>, kimya sanayisinin bir dalı olan petrokimya için de önemli bir hammadde kaynağıdır. Ayrıca günümüzde petrolden, yapay lif, gübre, kozmetik ürünleri, filmler, plakalar, besin maddeleri, vb 80.000 ürün elde edilir. Hidrojen karbür ( hidrokarbon ) ürünlerinin beslenmedeki önemi de gün geçtikçe artmaktdır.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" title="petrol" rel="tag">petrol</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol-cikarilan-yerler" title="petrol çıkarılan yerler" rel="tag">petrol çıkarılan yerler</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol-damitma" title="petrol damıtma" rel="tag">petrol damıtma</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol-nasil-olusur" title="petrol nasıl oluşur" rel="tag">petrol nasıl oluşur</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol-nedir" title="petrol nedir" rel="tag">petrol nedir</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/madencilik/petrol.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TİCARET HUKUKU</title>
		<link>http://www.superodev.com/muhasebe-maliye/ticaret-hukuku.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/muhasebe-maliye/ticaret-hukuku.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 14:48:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Muhasebe &amp; Maliye]]></category>

		<category><![CDATA[çek alma]]></category>

		<category><![CDATA[bono çeşitleri]]></category>

		<category><![CDATA[ticaret hukuku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/muhasebe-maliye/ticaret-hukuku.html</guid>
		<description><![CDATA[TİCARET HUKUKU
KIYMETLİ EVRAK:
Hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz ileri sürülemediği,bir başkasına devredilemediği senetlerdir.
UNSURLARI:
1-    Senet: Her kıymetli evrak bir borç senedidir.
2-    İktisadi değer taşıyan bir varlığın olması:para ile ölçülebilen bir hakkın söz konusu olması
•    Bir anonim şirkette ortaklık hakkı(sisse senedi)
•    Çek,bono
•    Konişmento(deniz ticaretinde kullanılan evrak)
•    Malı temsil eden bir hak
3-    Hak ile senet arasında kuvvetli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TİCARET HUKUKU</p>
<p>KIYMETLİ EVRAK:<br />
Hakkın senede bağlı olduğu ve senetsiz ileri sürülemediği,bir başkasına devredilemediği senetlerdir.</p>
<p>UNSURLARI:<br />
1-    Senet: Her kıymetli evrak bir borç senedidir.<br />
2-    İktisadi değer taşıyan bir varlığın olması:para ile ölçülebilen bir hakkın söz konusu olması<br />
•    Bir anonim şirkette ortaklık hakkı(sisse senedi)<br />
•    Çek,bono<br />
•    Konişmento(deniz ticaretinde kullanılan evrak)<br />
•    Malı temsil eden bir hak<br />
3-    Hak ile senet arasında kuvvetli bir bağ: Hakkın devri veya ileri sürülmesi için senedin de gösterimi,devri gerekir.</p>
<p>Kıymetli evrak için özel şekil kuralları vardır.Bu sayede kaybedilen çek mahkeme kararı ile iptal ettirilebilir.Yatırım fonu,katılma belgesi,hazine bonosu,hisse senedi.</p>
<p>İLKELER:<br />
1-    Soyutluk İlkesi(mücerretlik): Kıymetli evrakın düzenlenmesine sebep olan bir hukuki işlem söz konusudur. Kıymetli evrakın düzenlenmesine sebep olan hukuki ilişki kıymetli evrakın kendisinden bağımsızdır.Kıymetli evrak kendisine teşkil eden hukuki ilişkiden soyuttur.Fakat bu soyutluk ilkesi sadece emre yazılı kıymetli evrak açısından geçerlidir.(Saatin var,satıyorsun.500 milyon,çek alıyorsun.Sat bunu bana,al:satış sözleşmesi-kıymetli evraka temel teşkil eden konu.Çek ile bu konu bağımsız.Yani sözleşme iptal olsa bile çek geçerli.)</p>
<p>KIYMETLİ EVRAK TÜRLERİ ( Devir Şekillerine Göre) :<br />
1-    Hamiline yazılı kıymetli evrak<br />
2-    Nama yazılı kıymetli evrak<br />
3-    Emre yazılı kıymetli evrak</p>
<p>Çek hamiline yazılı olarak düzenlenen kıymetli evrak:<br />
Senedin metin veya şeklinden hamili kim ise onun hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak,hamiline yazılı kıymetli evraktır.Devir şekli senedin teslimidir.Devir için senedin tek  başına teslimi yeterli ve zorunludur.<br />
Nama yazılı kıymetli evrak:<br />
Belli bir kimsenin namına yazılı olan ve onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen emre yazılı senet olmayan kıymetli evraktır<br />
a-    isme düzenlenecek<br />
b-    emre kaydı olmayacak<br />
c-    kanunen emre yazılı bir senet olmayacak<br />
Alacağın devri için senedin teslimi ve beyan gerektirir.<br />
Emre yazılı kıymetli evrak:<br />
Ciro: Emre yazılı senedin devir şekli.Senet ve hak sahibi olan kimse ciro yolu ile bir başkasını hak sahibi olarak gösterebilir ve o senedi devredebilir.Def’i:İtiraz<br />
Cironun farklılığı ,cironun borçluya verdiği defi haklarıdır.<br />
Emre düzenlenmiş ve ciro ile devredilmiş senet borçlusu senet alacaklısına karşı sadece belirli bazı def’iler ileri sürebilir.<br />
Senet 3. kişiye devredilmiş ise,nama yazılı olması durumda 3. kişiye itiraz edilebilir.<br />
Emre yazılı ise borçlu 3 tür def’i ileri sürebilir:<br />
1-    Senet metninden anlaşılan def’iler(Ör:vadenin henüz gelmemiş olması)<br />
2-    Ödeme taahhüdünün geçersizliğine ilişkin def’iler(18 yaşından küçüklerin veli izni olmadan borçlanması gibi)<br />
3-    Senet hamiline karşı sahip olunan şahsi defiler(borçlununda alacaklıdan alacağının olması durumunda takas söz konusu olabilir.)</p>
<p>BONO</p>
<p>Emre yazılı kıymetli evrak türlerinden biridir.Ciro ile devredilebilir.Borçlu , lehtar  (lehine senet düzenlenen kişi-alacaklı) bellidir.Bir ödeme vaadi söz konusudur.</p>
<p>Şekil Şartları:</p>
<p>1-    Senedin metninde bono olduğunun ifade edilmesi<br />
2-    Lehtarın gösterilmesi<br />
3-    Ödeme yerinin gösterilmesi<br />
4-    Vade<br />
5-    Meblağı kayıtsız şartsız ödeme vaadi<br />
6-    Keşide(düzenleme) yeri ve tarihi<br />
7-    Keşidecinin imzası</p>
<p>Bononun Vade Çeşitleri:</p>
<p>1-    Belirli bir günde ödeme<br />
2-    Keşide tarihinden belli bir süre sonra ödeme<br />
3-    Görüldüğünde ödeme-Keşide tarihinden itibaren 1 yıl içinde ibrazı gerekir-<br />
4-    Görüldüğünden belli bir süre sonra ödeme</p>
<p>-    Vade gösterilmemiş ise ,görüldüğünde ödenecek;<br />
-    Ödeme yeri belirtilmemiş ise ,düzenlendiği yerde ödenecek;<br />
-    Aynen ödeme kaydı yoksa-meblağ olarak yabancı para birimi gösterilebilir.</p>
<p>Vize Sonrası:</p>
<p>Bonoya faiz şartı,görüldüğünde ve görüldüğünden belli süre sonra ödenecek bonolarda mümkündür.</p>
<p>Beyaz Bono:<br />
Vade,bedel gibi sonradan belirlene durumunda olan şekil şartlarının boş bırakıldığı bono şeklidir.Eksiklikten dolayı geçerli değildir,ama vade tarihinde doldurularak ibraz edilir yani geçerli hale gelir.Boşlukların anlaşmaya aykırı doldurulması durumunda,keşideci bunu hamile karşı ileri süremez,ama hamil senedi kötü niyetle iktisap etmiş ise veya iktisabında ağır kusur var ise,keşideci senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ileri sürebilir.(Ör: Z saati 100 TL’ye X’e satar.X bonoyu,Y’ye ,1000 TL yazarak verdi,Y bunun haksız olduğunu biliyor;ama Z’den 1000 TL talep etti.Bu durumda,Z,Y’nin gerçek değeri bildiğini ispatlarsa sadece 100TL öder.)</p>
<p>Ciro,yazılı bir beyan şeklidir.Senedin arkasına veya alonj denen ve senedin arkasına bağlanan kağıda yazılır.Sözlü ve kısmi olarak yapılamaz.</p>
<p>Amaca Göre Ciro Türleri:</p>
<p>1-    Devir Cirosu: Senetteki hakkı devretmek amacıyla yapılır.<br />
2-    Rehin Cirosu: Senetteki hak üzerinde rehin hakkı kurmak amacıyla yapılır.<br />
3-    Tahsil Cirosu: Devredilen kişiye senet bedelinin tahsili konusunda yetki vermek amacıyla yapılır.</p>
<p>Keşideci (K) düzenledi.Lehtar (L) aldı.L,bu bonoyu C’ye devretmek için:<br />
Tam ciro ile:Senedin arkasına: C’ye ödeyiniz/İmza L<br />
-Ciro yapan kişiye ciranta denir.İlk ciranta L’dir- C senedi C2’ye beyaz ciro ile devretmek için senedin arkasına: Ödeyiniz/İmza C2 yazar.</p>
<p>Haklı hamil,düzgün bir ciro silsilesinde ilk ciroda ciro edilen kişinin ertesi ciroda ciro eden kişi olarak gözükmesi durumundaki son hamildir.<br />
Beyaz ciro ile devralan kişinin 5 devir imkanı var:<br />
1-    Senede hiçbir şey yazmadan teslim edebilir,<br />
2-    En son yapılan beyaz ciroyu ,ciro yapacağı kişi lehine tam ciroya çevirebilir,<br />
3-    Beyaz ciroyu kendi lehine tam ciro haline çevirebilir,<br />
4-    Beyaz ciro yapabilir,<br />
5-    Tam ciro yapabilir.</p>
<p>Cironun Fonksiyonları:<br />
Devir cirosunun 3 fonksiyonu vardır:<br />
a-    Devir Fonk.: Yapılan ciro ile senetteki hak devredilmiş olur.<br />
b-    Teşhis Cirosu: Düzgün bir ciro silsilesi ile senedi elinde bulunduran kişi haklı hamil olarak kabul edilir.<br />
c-    Teminat Fonk.: Cirantalar kendisinden sonra gelen hamillere karşı senet bedelinin ödenmemesinden sorumludurlar.</p>
<p>Rehin Ve Tahsil Ciroları:</p>
<p>C1’e ödeyiniz.Bedeli rehin içindir./İmza CRehin Cirosu,<br />
C1’e ödeyiniz.Bedeli tahsil içindir./İmza CTahsil Cirosu(Hamil adına tahsil edilmesi amacıyla)</p>
<p>Keşideci senedin ciro edilmesini yasaklayamaz.Böyle bir kayıt geçersizdir.Ama cirantalar senedin devrini yasaklayabilir,ama bu ibare sonraki ciroları geçersi hale getirmez.Bu yasağı koyan ciranta sonraki hamillere karşı bedelin ödenmemesinden sorumlu değildir.Sadece kendisinin ciro ettiği kişiye karşı sorumlu olur.Her ciranta ciro sırasında “sorumsuzluk kaydı” da koyabilir,yani senet bedelinin ödenmemesinden sorumlu olmayacağını açıkça belirtir.Böylece kimseye karşı sorumlu olmaz.<br />
Keşideci ödemeden önce ciro silsilesine bakmalı ve kimlik sormalıdır.</p>
<p>Bono nama değil emre yazılıdır.Bonoda ödeme talebi keşideciye yöneltilir.Bu vade günü veya,<br />
1-    görüldüğünden belli bir süre sonra,<br />
2-    keşide tarihinden belli bir süre sonra,<br />
3-    belirli bir tarihte<br />
ödenecek olan bonolarda vadeyi izleyen 2 işgünü içinde talep edilir.İbraz,yasal haklar için,bu süreler içinde gerçekleştirilmelidir.Hamil zamanaşımı dolmadığı sürece ödeme talebinde bulunabilir.<br />
4-    Görüldüğünde vadeli bonolarda ise keşide tarihini izleyen 1 yıl içerisinde ibraz zorunludur.Keşideci ödemezse avalist ve cirantalara başvurulur.<br />
1,2,3’te bono vade günü ya da izleyen 2 işgünü içinde ödenmek üzere keşideciye ibraz edilmelidir.Bu sayede keşideci ödemezse müracaat borçlularına “rücu” edilebilir.Ödeme talebi için bononun keşideciye ibrazı şarttır.Bu ödeme ibrazı “temerrüt ihtarı” niteliğindedir ve keşideciye borçlu temerrüdüne düşülür.<br />
Keşideci hamile bononun yalnızca bir kısmını ödeyebileceğini belirtirse ,bu reddedilemez. Ama senedin geri kalan bedeli için müracaat borçlularına başvurabilir.Keşideci yaptığı ödeme üzere bono üzerine,hamilin bir “ibra şerhi” yazmasını ve bonoyu iadesini talep etmelidir.Kısmi ödeme ise bono üzerine yazılır,bono hamilde kalır,ama hamil keşideciye makbuz verir.<br />
Bononun vadesi geldiği halde ödeme talebi gelmezse,keşideci bono bedelini,opsiyonel olarak,notere tebliğ edebilir.</p>
<p>Bonoda Müracaat Hakkı:</p>
<p>KLC1C2C3Hamil<br />
Müracaat hakkı emre yazılı olduğu durumlarda geçerlidir.Müracaat borçluları cirantalar ve avalistlerdir.<br />
Keşideci ödemezse,hamil müracaat borçlularına başvurur,bunlar öder ve ödedikleri tutarı keşideciden talep ederler.Müracaat Hakkını kullanabilmek için:<br />
1-    Senedinin  süresi içinde keşideciye ibrazı<br />
2-    Keşidecinin ödememe beyanı üzerine,ödememe protestosu<br />
a.    Görüldüğünde ödeneceklerde keşide tarihini izleyen 1 yıl içinde<br />
b.    Görüldüğünden belli süre sonra ödeneceklerde veya belirli bir tarihte ödeneceklerde vadeyi izleyen 2 işgünü içinde çektirilmelidir.<br />
Müracaat hakkının kullanılabilmesi için “protestodan muafiyet” durumu:<br />
1-    Keşideci ciranta veya avalistin bono üzerine “Masrafsız İade” veya “Protestosuz” ya da buna benzer bir kayıt düşmesi halinde(Keşideci koyarsa tüm müracaat borçlularını kapsar,ciranta veya avalist koyarsa sadece kendisini ilgilendirir.)<br />
2-    Bono ,vadeden itibaren 30 gün içinde savaş vs. gibi bir zorlayıcı sebep nedeniyle ibraz edilememiş veya edilmiş ama protesto çektirilememiş ise ,zorlayıcı sebep ortadan kalktıktan sonra müracaat hakkı senedin ibrazına ve protestoya gerek kalmaksızın kullanılabilir.</p>
<p>Müracaat Borçlularının Sorumluluğu:<br />
Cirantalar bononun hamiline karşı müteselsilen sorumludurlar.Hamil keşidecinin ödemediği bonoyu cirantalardan talep edilebilir.Ciranta sırası önemsizdir.Bononun hamili cirantalardan:<br />
1-    bononun ödenmemiş olan bedelini<br />
2-    vade tarihinden itibaren işleyen temerrüt faizini<br />
3-    protesto masraflarını<br />
4-    bono bedelinin 3/1000’ini aşmamak üzere komisyon<br />
talep edebilir.<br />
Ödemeyi yapan ciranta da keşideciden veya kendisinden önceki cirantalardan:<br />
1-    Hamile ödemiş olduğu tutarın tamamını<br />
2-    Bu tutarı ödediği tarihten itibaren işlemiş olan temerrüt faizini<br />
3-    Ödeme için yaptığı masrafları<br />
4-    Bono bedelinin 2/1000’ini aşmamak üzere komisyon<br />
Talep edebilir.</p>
<p>Kıymetli evraklar bir tür kambiyo senetleridir.Kambiyo senetleri 3’e ayrılır:<br />
•    Poliçe<br />
•    Bono<br />
•    Çek</p>
<p>Kambiyo senetleri para alacağını içeren kıymetli evraklardır. Kambiyo senedinin borçlusu,hamiline senet üzerinde yazılı olan tutarı ödemeyi taahhüt eder.</p>
<p>1-    POLİÇE: Kanunen emre yazılı bir kambiyo senedidir.Keşidecinin poliçe üzerinde yer alan tutarı lehtara ödemesi için muhatap adı verilen bir kişiyi yetkilendirmesi ve lehtarı da senet bedelini muhataptan tahsil etmesi için yetkilendirmesidir.Bu çifte yetkilendirme borçlar hukukundaki havale işleminin özel bir bölümüdür.Poliçe nama yazılı hale dönüştürülebilir.Ama hamile yazılı poliçe geçersizdir.Poliçenin özelliği muhatabın işlevlerindedir.Lehtar poliçeyi muhataba kabul etmesi için ibraz eder.Muhatap “kabul şerhini” düşüp altını imzalayınca “senedin asıl borçlusu” haline gelir,keşideci “müracaat borçlusu” haline itilir.Muhatap gerçek veya tüzel kişi olabilir, ama poliçeyi kabul yükümlülüğü yoktur.Uygulamada,anacak keşideciye bir borcu varsa kabul eder.İbraz edilen poliçenin  muhatap tarafından kabul edilmemesi durumunda, lehtar “kabul etmeme protestosu” çektirip,ödemeyi keşideciden talep etmelidir.Eğer muhatap kabul eder ama ödemeyi geciktirirse,hamil “ ödememe protestosu” çektirir ve müracaat borçlularına(ciranta,keşideci,avalist) başvurur.<br />
2-    ÇEK: Çifte yetkilendirme içerir.Muhatabın işlevleri poliçeden farklıdır.Kanunen emre yazılıdır ama poliçe ve bonodan farklı olarak hamile yazılı olarak da düzenlenebilir.(lehtar kısmına “Bay L veya hamiline” yazılır)Hamile yazılı çek elden teslim yoluyla devredilir.Cirantalar müracaat borçlusu konumundadırlar.Çekte muhatap sadece bir banka veya özel finans kurumu,bunlar dışında bir gerçek veya tüzel kişi gösterilmesi halinde çek yalnızca borçlar kanununda düzenlenen basit bir havale değerindedir.Çek karneleri bankalar tarafından bastırılır.Keşideci banka ile çek anlaşması yapmalı ve çek ile işleyen bir hesap açtırmalıdır.Çek anlaşması veya bankada karşılık olmazsa çek geçersiz olmaz.Banka kendisine ait olmayan bu çeki ödemez,hamil keşideciye başvurma hakkına sahip olur.Çekte muhatap yalnızca bir vekildir.Muhatabın yazacağı kabul kaydı geçersizdir.Esas borçlu daima keşidecidir.<br />
Bir senedin çek olabilmesi için:<br />
i.    Çek kelimesini ,<br />
ii.    Kayıtsız şartsız belirli bir tutarın ödenmesi için havaleyi,<br />
iii.    Muhatap bankanın ticari unvanını<br />
iv.    Keşide tarihini ve yerini,<br />
v.    Ödeneceği yeri(yoksa muhatabın unvanının yanındaki adresi)<br />
vi.    Keşidecinin imzasını<br />
içermelidir.<br />
Çek kanunu,bankaların bastıracakları çek karnelerinin her yaprağına çek ile işleyen hesabın bulunduğu şubenin adının ve keşidecinin hesap numarasının yazılmasını emreder.Ama bunları içermeyen çek geçersiz olmaz.<br />
Çek vade içermez,görüldüğünde ödenir.Çek bankanın herhangi bir şubesine ibraz edilebilir.İbraz süreleri belirlidir.Süre içinde itiraz gerçekleşmezse cirantalar başvurulamaz.İbraz süreleri:<br />
a-    Çek keşide edildiği yerde ödenecekse 10 gün,<br />
b-    Başka yerde ödenecekse 1 ay,<br />
c-    Keşideden başka ülkede ödenecekse 1 ay<br />
d-    Keşideden farklı kıta ise 3 ay<br />
e-    İbraz süreleri çek üzerinde gösterilen keşide tarihinde başlar.Vadeli çekte keşide tarihinin ileri bir tarih olarak gösterilmesi söz konusudur.Ama çekin,bankadan, bu tarihten önce ödenmesi istenirse,ve hesapta o bedel mevcutsa banka ödeme yapmak zorundadır.Banka,hesabın başka şubede olmasını ileri süremez.Keşideci ibraz süresi içinde çekten cayamaz. Yani muhataba verdiği ödeme yetkisini geri alamaz.<br />
Keşideci çekin,kendisinden rızası olmadan çıktığını ileri sürerek ödemeden men talimatı verebilir.Bu talimat ibraz süresi içinde de verilebilir.Keşideci bu durumda çekin iptali için dava açmalıdır.Hamil ödemen men talimatı veremez,keşideciye başvurmak durumundadır.Ama hamil çekin iptali için dava açabilir.Süresi içinde banka tarafından ödenmeyen çek için müracaat borçlularına başvurulabilir.Bankanın ödeme yapmadığı durumlarda:<br />
•    Bankanın çek üzerine düştüğü kayıt,çekin ibrazı ve ödenmeme sebebi<br />
•    Banka böyle bir kayıt düşmeyi reddederse ,noterden çekilecek ödememe protestosu<br />
•    Bir takas odasının çek süresinde teslim edildiği halde ödenmediğini tespit eden beyan<br />
•    Ödememe protestosu ibraz süresi gelmeden yapılmalıdır ama çekin ibrazı sürenin son gününde ise protesto ertesi işgünü çektirilebilir.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/cek-alma" title="çek alma" rel="tag">çek alma</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/bono-cesitleri" title="bono çeşitleri" rel="tag">bono çeşitleri</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/ticaret-hukuku" title="ticaret hukuku" rel="tag">ticaret hukuku</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/muhasebe-maliye/ticaret-hukuku.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Mimari</title>
		<link>http://www.superodev.com/mimarlik-ic-mimarlik/modern-mimari-2.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/mimarlik-ic-mimarlik/modern-mimari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 14:44:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mimarlik - İç Mimarlık]]></category>

		<category><![CDATA[fütürizm]]></category>

		<category><![CDATA[fonksiyonalizm]]></category>

		<category><![CDATA[modern mimari]]></category>

		<category><![CDATA[neo plastisizm]]></category>

		<category><![CDATA[pürizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/mimarlik-ic-mimarlik/modern-mimari-2.html</guid>
		<description><![CDATA[MODERN MİMARİ
-20.Yüzyılın Modern Mimarlık Akımları:
1897 yılında  J.J. Thomson elektronu buldu. Artık atom Grek asıllı adından sanıldığı gibi bölünmez değildi ve böylelikle yeni bir çağ açılmış ve beraberinde modern fiziğin temelleri atılmış oluyordu. Sanat tarihçiler modern sanatla modern fiziğin aynı zamanda doğduğunu çünkü ikisinin de aynı düşünceden başladığını savunurlar. Mimari akımların her birinin de yaşandığı dönemde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MODERN MİMARİ</p>
<p>-20.Yüzyılın Modern Mimarlık Akımları:</p>
<p>1897 yılında  J.J. Thomson elektronu buldu. Artık atom Grek asıllı adından sanıldığı gibi bölünmez değildi ve böylelikle yeni bir çağ açılmış ve beraberinde modern fiziğin temelleri atılmış oluyordu. Sanat tarihçiler modern sanatla modern fiziğin aynı zamanda doğduğunu çünkü ikisinin de aynı düşünceden başladığını savunurlar. Mimari akımların her birinin de yaşandığı dönemde görülen sanat akımlarıyla bağlantıları vardır.</p>
<p>1-FÜTÜRİZM: (1909)</p>
<p>20.yüzyılın ilk on yılı içinde gelişen sanat ve mimarlık dünyasının en ilerici , en yenilikçi , özgün ve ileri hareketidir. 20 şubat 1909 ‘da yayınlanan 1.fütürist manifestosu (bildirgesi) onların estetik anlayışlarını şöyle ifade eder. “Biz tehlike , enerji ve yalınlığın şarkısını söyleyeceğiz ve açıklıyoruz ki dünya yeni bir güzellikle zenginleşmektedir. Hızın güzelliğiyle, yılankavi egzos borularından çıkan patlayıcı nefesiyle bir yarış otomobili kükreyerek giderken makinalı tüfek gibi sesler çıkaran bir otomobil antik güzelliğin simgesi olan Yunan heykellerinden kat kat güzeldir. “ Mimari  alanda Antonio Santella ve Mario Chiattone fütürizmin anlayışına uygun eserler ortaya koymağa çalışırlar. Santella projelerini hazırladığı Citta Nuova ‘da göktırmalıyanlar, metrolar, asansörler, farklı boyuttaki trafik şeritleri gibi ilginç ve yeni fikirler kullanmıştır ve konuyla ilgili olarak “Modern kentlerimizi muazzam bir tershane gibi yaratıp yeniden inşa etmeliyiz. Her yer hareketli ve dinamik, modern binalar ise dev bir makine gibi olmalıdır.” Ancak onun bu radikal ve ilerici görüşleri 50 yıl sonra Paris’teki Pompidou iş merkeziyle bir ölçüde gerçekleşecektir. Ona göre mimarlık sadece fayda ve pratikliğin kuru bir birleşimi olmayıp bir sanattır. Buda sentez ve ifade demektir. Santella geçmişin klasik ve statik estetiğine karşı çıkmakta ve taraftarlarıyla beraber  “ Mimari Dinamizm “ dediği değişim ve hızdan kaynaklanan canlı bir estetiğe ulaşmaya çalışmaktadır. Yine ona göre eğik ve eliptik çizgiler öz tabiatlarından dolayı dinamik olup dik ve yatay çizgilere göre bin kat fazla duygusal güce sahiptir ve dinamik bir mimari onlarsız düşünülemez.</p>
<p>2- NEO-PLASTİSİZM : ( De Stil ) (1917)</p>
<p>20. yüzyılın anti-natüralist soyut sanat anlayaşındaki topluluklardan biride Hollanda’da Piet Mondrian gibi ressamlar, Gerrit Rietveld gibi mimarlar, heykeltraş Vantangerlo, Hugo Ball, Jean Arp gibi şairlerin başını çektiği grup 1917 yılında çıkardıkları De Stil dergisinde görüşlerini ifade ederler. Topluluk elemanlarından Doesburg ve Mondrian yeni hareketin teorik ilkelerini ortaya koyma ve bu ilkeler doğrultusunda eserler vermekte grubun önde gelen kişileri olmuşlardır.<br />
Mondrian’ın tüm resimlerinde aynı espri hakimdi. Beyaz bir fon üzerinde nötr biçimler olarak adlandırdığı kareler, dikdörtgenlerden oluşan kompozisyonlar yapıyor, daima dik açılı düzende çalışıyor ve bunları kırmızı, mavi, sarı renklerle boyuyordu. Ara çizgilerde siyah, beyaz veya griden oluşuyordu. Mondrian’ın bu ısrarlı tutumunu daha da uç noktalara götüren Kasimir bütün tual üzerine tek bir kare koyarak total rasyonalizme ulaşmıştır.<br />
De Stil’ in etkileri mimarlık alanında önemli olmuş ve onun değerleri ön plana alınarak Bauhaus ekolüne kadar ulaşmıştır. 1920’lerde Le Corbusier tarafından savunulan Punizm, Mies Van der Rohe tarafından daha da ileri götürülmüş ve Mondrian-Kasimir etkileşiminde olduğu gibi Le Corbusier – Van der Rohe etkileşiminde I.T.T. mimarlık okulu binasında total bir mekana yani tüm binanın bir dikdörtgen prizma mekan şeklindeki ifadesine ulaşılmıştır. Yani saf, yalın, soyut, geometrik, dik açılı, biçimlerle kompozisyon yaratmak.<br />
Doesburg mimarilerini karşıt-kübik olarak niteleyerek şöyle açıklar : Buda fonksiyonel mekan hücrelerini kapalı bir küp içinde dondurmaya çalışmaktan kaçınmak demektir. Bunun yerine taşan düzlemlerden balkonlarda olduğu gibi fonksiyonel mekan hücrelerini küp yada yapı merkezinden dışarı doğru merkezkaç kuvvetin etkisiyle fırlatır ve böylece yükseklik, genişlik, derinlik ve zaman yaklaşımlarıyla yeni plastik ifadeler elde edilir. Böylece mimaride aşağı –yukarı uçan bir görünüm kazanır ki buda doğanın yer çekim yasalarına karşı gelmektir, harekettir. Doesburg bu ifadesiyle bilinen geometrik formlara karşı çıkmaktadır.<br />
Amerikalı Frank Lloyd Wright , Doesburgun teorisini geliştirmiş ve onu “kutunun parçalanması” diye adlandırmıştır. Ayrıca Wright ünlü Şelale Evini de bu teorinin ışığında tasarlamıştır. Teoriyle ilgili olarak Doesburg “önceden kararlaştırılmış tip” form anlayışına diğer deyişle tümdengelim yaklaşımına karşı çıkmakta ve “dıştan” kaynaklanan geleneksel estetik ağırlıklı mimari tasarım yöntemini reddetmektedir. ona Göre mimar yaratacağı binasının bitmiş formunu önceden tayin etmemelidir. Çünkü bu durum tümdengelim bir davranış olup bazı estetik formülleri peşinen kabul etmek demektir. Doesburg mimarın pratik yaşam isteklerinden yola çıkmasını ister. Böylece içten dışa gelişen mantıksal adımlarla problemi parçalara bölerek çözüm arama yöntemi gelişir ki bu işlevci ve tümevarımcı bir yaklaşımdır. Bu yöntem sonucunda mimari forma ulaşılır. Bu nedenle tümdengelim yönteminde form verme söz konusu iken, tümevarımda ise form bulma söz konusudur. Ancak mimarlık hem fonksiyona hem de estetiğe cevap vermek üzere çift amaçlıdır. Dolayısıyla mimari bir eserin başarılı sayılabilmesi için işlevsellik ve güzellik kriterlerini bir arada bulundurmalıdır. Ancak yinede De Stilcilerin yönteminde bile tasarım aşamasının sonunda inşaat aşamasına geçmeden form belirlenmiştir.<br />
Fran Lloyd Wright’ın 1936’da Pennysylvania’ da gerçekleştirdiği Şelale Evinde Doesburg’un teorisinde belirttiği gibi fonksiyonel mekan birimleri küpün yada yapının merkezinden dışarı doğru fırlamış ve mimari eser uçan bir görünüm kazanmıştır.<br />
Tarih boyunca geleneksel şekilde toprağa bağlanmış tüm kütlesiyle yere oturmuş binalar bu kütlelerde olduğu gibi topraktan kurtulma çabasında olup tıpkı bir ağaçta olduğu gibi toprağa minimum temas eden ve yukarı doğru genişleyen bir biçim kazanmaktadır. Betonarme, çelik gibi çağdaş malzeme ve teknolojilerle bu yeni fikirler hayata geçirilmeye başlanmıştır.<br />
Portoghesi ve Vittoria Gigliotti’nin StMarinella’daki apartmanı ve Mashe Safdie’nin Montreal’deki toplu konut yapılarında önceden belirlenen bir form anlayışı yoktur. Ana kitleden fırlayan fonksiyonel mekan birimleri bütüne yada mimari forma dinamizm kazandırmaktadır. Önceden belirlenmemiş bu tasarım yöntemiyle varolacak sonuçta bir defaya özgü orijinal bir form olacaktır.<br />
Bazı mimarlarda bina cephelerini bir Mondrian ve Doesburg resmi gibi ele almışlardır.  Gerrit rietveld’in Hollanda Utrecht’teki Schröder evi, De Stil grubunun mimari ölçekte iki boyutlu ifadesi vardır. Dikdörtgen ve karelerle yapılan dik açılıcephe kompozisyonunda, renklerde aynı espri çerçevesinde kullanılmıştır. Sarı, kırmızı, mavi. Bu tutumun aşırı bir örneği olarak bina cephesini adeta soyut bir Mondrian resmi gibi ifade eden Paul Rudolph’un tasarladığı evi gösterebiliriz. Binaya dıştan bir eklenti niteliğinde olan ve iç fonksiyondan kaynaklanmayan bu tür biçimci bir tutumun mimari başarı kriterleri arasında yer alması kuşkuludur.</p>
<p>3- FONKSİYONALİZM:</p>
<p>İşlevsellik çağdaş mimarinin dayandığı temel tasarım ilkelerinin en önemlilerinden olup Amerikalı mimar Louis Sullivan tarafından mimarlıkta kullanılan “biçim işlevi izler” sloganına dayanır. Gerçektende pratik işlevlere çözüm arayarak yola çıkan bir tasarımcı işlevsel yöntemle bir biçime ulaşır. Ve bu biçim yada form mimarlığın ana kriterlerinden ilki olan işlevselliği yerine getirir. Eğer bu biçim sağlam inşa edilmişse rüzgar, zelzele gibi güçlere dayanabiliyorsa işlevsel bir form yani bir bina yaratılmış demektir. Ancak bu yapının estetik değerlerinin büyüklüğü onun mimari değerlerinin de ölçütü olacaktır. Bu değer yüksek düzeydeyse mimarlıkta yüksek, orta ise mimarlıkta ortadır. Eğer bu değer olumsuz ise mimarlıkta olumsuzdur. Dolayısıyla ortada güzel olmayan mimarlıktan uzak bir yapı vardır.</p>
<p>4- PURİZM:</p>
<p>Bu akım Le Corbusier ve Amedeé Ozenfant tarafından yaratılan bir hareket olup ikili düşüncelerini 1918’de beraber yayınladıkları Aprés Le Cubism (kübizmin sonrası) adlı kitapta açıklamışlardır. Bu kitap Volter’in bir ifadesi ile başlar; ”Gerileyiş işin kolayına kaçmanın , iyi yapmaktaki tembelliğin, güzele olan ilgisizliğin ve acayip zevklerin bir ürünü olarak ortaya çıkar.” Kitabın son cümlesi ise puristlerin konuya yaklaşımını verir. Bir sanat eseri “Rastlantısal, seri dışı, izlenimci, tepkici ve pitoresk(sevimli) olmamalı ama bunlara karşın genelleşmiş , statik ve değişmezliğin bir ifadesi olmalıdır.” Açıkça belirtildiği üzere bu ikili sanatta evrenselliği, durağanlığı savunmakta, kişiselliğe ve dinamik davranışlara sırt çevirmektedir. Bu kitapta ilginç bir değerlendirme vardır. “Bana Amerika’dan getirdiği fotoğrafları gösterdi –buğday siloları- bunlar sanatçılar tarafından değil ama tanınmamış mühendisler tarafından tasarlanmıştı. Onların üstün güzelliği beni çarptı. Zaten az olan süslemelerini boya ile örtünce purist bir tasarım meydana geldi. Purizmin ideolojisi içinde güzellik; saf, yalın birincil formlarda bulunmuştu. Küpler, koniler, silindirler, piramitler en güzel formlardır.” Corbusierin güzellik anlayışının kökleri antikiteye kadar gider. Sümerlerden, eski Mısır, eski Yunan’dan gelen Rönesans’ta tekrar ortaya çıkan ve genelde klasik olarak adlandırılabilen bu anlayış 20 yüzyıl sanatında Corbusierin öncülüğünde Purizmadı altında devam etmektedir. “Yalınlık yoksunluk demek değildir; amacı saflıktır, arındırmaktır.”<br />
Puristler için form birincil ve ikincil olmak üzere ikiye ayrılır. Örneğin bir küp herkes için aynı plastik anlamı taşır. Oysa spiral bir form bazıları için yılanı ve bazıları içinde bir girdabı anımsatabilir. Bu tür formlarda ikincil formlardır. Birincil formlar purist yapıların esası olarak kabul edilir. Corbusier 1911’de İstanbul’a geldiğinde camilerin bir analizini yapmıştır. “kütlelerinde geometrinin disiplini vardır:kare-küp-küre, planda ise tek eksene göre dikdörtgenvari bir kompleks. Dolayısıyla Corbusier’in Osmanlı Mimarisinde purizm ilkelerini bulduğunu söyleyebiliriz. Purizmin formları kişisel formlar olmayıp anonim, evrensel, genel-geçer, rasyonel formlardır ve bunlarla yapılan sanat eserleri ve kompozisyonlarda evrensel olacaktır. Böylece purizm rasyonalizme yol açıyor ve giderek “uluslar arası mimarlık akımı” doğuyordu.<br />
LE CORBUSİER:Corbusier’in purist-rasyonalist karakterde verdiği eserler 1920-1950 arası onun klasik dönemini içerir. Bu eserler arasında Citrohan Evi(1920), Centro Soyuz(Moskova-1928) ve göreceğimiz eserler sayılabilir.</p>
<p>VİLLA SAVOYE: (1929-1931)-Poissy<br />
Ev yerden yükseltilmiş bir kutudur ve çepeçevre şerit şeklinde olan sürekli pencereleri vardır. Le Corbusier yapıda U biçiminde olan 1.kat planını bir kareye tamamlamış böylece oluşan kübün pencereleme şeklini de yatay bantlar şeklinde ifade etmiştir. Diğer bir deyişle binaya dıştan baktığımızda üstü açık balkon bölümünü göremeyiz. Çünkü bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilmiştir. Kübün 4 cephesinde kesintisiz dönen yatay pencere bantlarının arkasında farklı hacim ve işlevler yer almıştır. Küp formu yalnızca çatı katındaki güneşlenme yerini çevreleyen silindirik duvarlarla bozulmakta ve statik değişmez kütle bir ölçüde hareket(dinamizm) kazanmaktadır. Bina geometrik oranlarıyla geçmişe bağlanırken geleneksel yapılarda olduğunun tersine yere bağlanmamış yerden koparılıp ince kolonlar üzerine alınarak adeta uzayda-boşlukta durması sağlanmıştır. Renk olarak beyazın seçilmesi doğanın ve gökyüzünün değişen renkleriyle bir tezat oluşturması ve yapının uzaklardan fark edilmesini sağlamıştır.</p>
<p>Corbusier’in bu yapısı çağdaş mimari ve teknolojiyle , çağdaş konstrüksiyon arasında 5 noktada bağlantı kurmuştur:<br />
1-Kolonlar bütün yükleri alarak taşırlar ve duvarları taşıyıcı olmaktan kurtarırlar.<br />
2-Yapının taşıyıcı iskeleti ve duvarları fonksiyonel yönden birbirinden bağımsızdır.<br />
3-Bağımsız plan:Betonarme iskelet sadece bir teknik özellik olarak değil aynı zamanda estetik bir öğe olarak kullanılmıştır. Bölme duvarları ise iç mekanı tanımlayıcı öğelerdir ve bu tarz yapıların çok katlı örneklerinde kat planlarının her katta değişik olarak düzenlenebilmesi mümkün olmaktadır.<br />
4-Bağımsız cephe.<br />
5-Çatı bahçesi:Bu yapıyla düz çatılar kullanılabilir hale gelmiştir. Ayrıca çatıda binanın zeminde kapladığı kadar bir alanda bahçe yapma imkanı doğmuştur.</p>
<p>Corbusier Paris’teki İsviçre talebe yurdu binasının da saf dikdörtgen prizmatik kütleyi güçlü kolonlar üzerinde yükselterek zemini boş bırakmıştır. Bu binada  merdiven, asansör, tuvalet gibi ikincil işlev elemanları(servis mekanları) ikincil formlarla ayrı bir parça olarak ana kitleye bağlanmıştır. Böylece “saf prizma” etkisi ikincil formlarla zenginleştirilirken tasarım yöntemi de tümevarım yönünde ağırlık kazanmıştır.</p>
<p>Corbusierin Marsilya’da gerçekleştirdiği toplu konut binası da önceki yapılarla aynı ilkelere dayanır. Saf  prizma, sağlam kolonlar üzerinde yükseltilerek zeminden koparılmıştır. Prizmanın dış örtüsü ise balkonlar ve güneş kırıcılar dolayısıyla üç boyutlu olup bu cephelere gölge ışık etkisinin hareketliliğini kazandırmıştır.</p>
<p>LUDWİG MİES VAN DER ROHE:</p>
<p>FARNSWORTH EVİ:</p>
<p>Bu yapı Corbusier’in yapılarında olduğu gibi geleneksel şekilde temel duvarlarıyla yere bağlı olmayıp çelik kolonlar üzerinde topraktan ayrılmış camdan, saf, yalın, dikdörtgen bir prizmadır. Sanatçı bütün eserlerini en ince noktasına kadar düşünmüş ve tasarladığı  “cam kutular” usta bir kuyumcunun yonttuğu kristaller gibi değerlendirilmiştir.</p>
<p>Van der Rohe’un eserlerini iki şekilde inceleriz:</p>
<p>1-1937yılına kadar süren Avrupa’daki çalışmaları:</p>
<p>Berlin       (1919-1921) : 2cam gökdelen projesi<br />
Stuttgart           (1927) : Weissenhof Sitesi<br />
Krefeld             (1928) : Lange evi<br />
Barcelona         (1929) : Almanya Pavyonu<br />
Çekoslavakya  (1930) : Tugerdhat Evi<br />
“    (1931-1938) : Avlulu Ev Projeleri</p>
<p>2-1937 yılında politik baskılar sonucu Almanya’yı terk edip ABD’ye yerleşir ve çalışmalarını burada sürdürür.</p>
<p>İllinois Teknoloji Enstitüsü<br />
Chicago Konutlar (1948-1951-1957)<br />
Farnsworth Evi (1950)<br />
Almanya  (1953) : Mannheim Tiyatro Binası<br />
Chicago   (1954) : Kongre Salonu Projesi<br />
Küba       (1959) : Bacardi Bürosu<br />
Newyork             : Citrohan<br />
Berlin      (1968) : Milli Galeri</p>
<p>Rohe tüm bu eserlerde daima dikdörtgen prizmatik formları yalın ve saf biçimde kullanmış ve düşüncesini şöyle açıklamıştır “Biz formel problemlerle uğraşmayı kabul ediyoruz.” Böylece mimari formu en baştan kabul eden sanatçı için formel problemler gerçekten söz konusu değildir. Sanatçı yaptığı işi “ilginç olmak istemiyorum, iyi olmak istiyorum” sözleri ile özetler. Oysa dönemin ünlü bir eleştirmeni sanat eserini şöyle tanımlar:” sanat eseri dinamik olmalıdır seyircinin dikkatini çekmeli, heyecanlandırmalı, belli bir duyguyu hayata geçirmelidir.”</p>
<p>WALTER GROPİUS:</p>
<p>Fogus ayakkabı Fabrikası: (Alfeld) : Sanatçının ilk önemli eseridir. Adolf Mayerle birlikte tasarladıkları yapıya esas itibariyle cam ve metalden oluşan bir perde cephe giydirilerek yalın, saf, net bir çözüm elde edilmiştir. Simetri, statik denge gibi ilkeler kompozisyona hakimdir.</p>
<p>Bauhaus Binası : (1926) : Burada ise bu kez birden fazla yalın dikdörtgen prizmayı birbirine ekleyerek daha dinamik bir kompozisyon elde etmiş ve kendi deyişiyle simetrinin yapmacık anlamsızlığı yerini serbest asimetrik gruplaşmanın canlı ve ritmik dengesine terk etmiştir.</p>
<p>5- Ekspresyonizm: (1918) (Dışavurumculuk)</p>
<p>20. yüzyılın başlarında özellikle Almanya’da gelişen ve kubizm, putirzm, neoplastitizm gibi bir sanat akımı olarak karşımıza çıkar. Ekspresyonistlere göre sanat eserlerinin tümünde ifade vardır. Cümleyi ters çevirirsek ifade sanat eserinde olması gereken bir niteliktir ve ifadesiz bir sanat eseri olamaz. Bir sanat eserinin ortaya konmasında farklı aşamalardan geçilir. İlk aşamada doğadan alınan izlenimlerin etkisi görülür. İkinci aşamada orijinal tinsel bir sentez söz konusudur. Üçüncü aşamada bu özgün ifadeye bir haz duygusu katılır. Son aşamada sanatçı yarattığı bu alt yapıyı ses, taş, beton gibi fiziksel elemanları kullanarak somut hale sokarak sanat eserini yaratır. Bu aşamalardan geçen ,orijinal ifade gücü yüksek mimari eserlerde üstün estetik değerlere sahip olarak nitelenir. Bu türden bir yapının sahip olması gereken kriterleri Naun Gabo “mutlak form” olarak adlandırır. Ona göre kendi hayatı olan, kendi dilini konuşan, kendine özgü duygusal bir etkisi olan, duygusal gücü tek,ani, dayanılmaz ve evrensel olan sadece akıl ile anlaşılmayan formlar mutlak formlardır.<br />
Ekspresyonist mimarlar modern mimarlığın gelişme aşamalarından geçmişler modern mimarlığın 1920-1930’larda klasikleşen kuralları çerçevesinde eserler verdikten sonra kendi kişiliklerini yansıtan özgün ifadeli eserlere girişmişlerdir.<br />
Modern mimarlığın klasik devresinin olumsuz bir klişe haline gelerek uluslar arası uslup adı altında kişilikten yoksun monoton gelişmesi sonucu bölgesel ve kültürel farkları yok eden bu mimariyi Frank Lloyd Wright “telefonla nakledebilinecek mimari” diyerek hafife alıyordu. Ana çizgileri ile incelemeye çalıştığımız ekspresyonist mimari yönelimlerin hepsi rasyonel mimarlığın katı geometriciliği şematizmi ile kesin bir çatışma halinde olup irrasyonel bir tutum içerir. Ekspresyonist yapılar rasyonel, uluslar arası üsluba tezat oluştururken mimariye getirdiği özgünlük, atılganlık, canlılık, dinamizm ve tek defalılık kentlerin monoton görünümünü değiştirdiği gibi onları röper noktası konumuna da getirecektir. Örneğin Sdney Opera Binası, Eyfel Kulesi, yalnızca bulundukları şehirlerin değil bulundukları ülkelerinde simgesi durumundadırlar.</p>
<p>ERICH MENDELSOHNN:</p>
<p>*Einstein Kulesi: Potsdam – Almanya (1920)</p>
<p>Mendelsohnn’un erken dönem yapıları ekspresyonizmin güçlü örneklerini içerir. İrrasyonel bir biçim gösteren yapı tek bir kütleden oyularak yaratılmış özgün bir heykeli andırır. Mimarı da yapı için Einstein’ın izafiyet teorisinin araştırması için inşaa edilmiş yapı aynı zamanda onun anısına dikilmiş bir anıttır. Dolayısıyla yalnızca bir mimari eser olmayıp bir heykeldir de.</p>
<p>FRANK LLOYD WRİGHT:</p>
<p>*Guggenheim Müzesi: (1943-1959)</p>
<p>Biçimsel analizi yapıldığında yatay bir platform üzerinde yükselen müzeyi oluşturan ters bir kesik koni ile idare kısmından oluşan bir yapı olduğu görülür. Müze mekanı zeminden helezonik şekilde yükselen bir rampa ile ortasındaki boşluktan ibarettir.bu iç mekan ve helezonik hareket dış yapıya da aynen  yansımıştır. Yani iç mekan ve dış kütle özdeştir, birdir. Ters kesik koni geometrik bir formdur. Spiral ince pencere bandları içerlek olup formun bütününü bozmaz. Bu form antik ve geleneksel yığma inşaat teknolojisine yani zeminden düşey yükselen form anlayışına terstir. Aşağıda dar fakat yukarıya doğru genişleyen bir form. Çağdaş teknoloji ile geliştirilebilen bu form yeni özgün ve heyecan vericidir. Tüm yapı tek bir malzemeden beyazımsı bej betonite ile kaplanmış. Brüt betondan yapılma pürüzsüz yüzeylerden oluşturulmuştur. Tıpkı heykeltraşın külden yaptığı bir heykel gibi. Yapı eleştirmenler tarafından “Wright’ın kente vurduğu son tokat” olarak tanımlanır.</p>
<p>LE CORBUSİER:</p>
<p>*Ronchamp Tapınağı: (1950-1953)</p>
<p>Yeşil bir tepe üzerine inşaa edilen yapı duvarlarının beyaz rengi, çevresindeki yeşil örtü ve gökyüzünün değişen renkleriyle tezat yaratarak binayı belirgin hale getirmektedir. 1944’te yıkılan eskinin yerine yapılan bu kilise yalnızca 200 kişiliktir. Ancak önemli açık hava dini törenlerinde kullanılmak üzere doğu cephesinde bir apsis ve vaaz yeri bulunmaktadır. Yapı içinde kuleleri aracılığıyla tepeden aydınlatılan 3 küçük şapel vardır. Eserin en çarpıcı yanı dik açıyla alakası olmayan eğrisel yüzeylerle kavranan bir iç mekandan oluşan formudur. İrrasyonel form kişiyle doğada oluşmuş masif bir kaya etkisi uyandırır. Yapı duvarları topraktan fışkırmış masif görünümler içerir ve bu duvar üzerinde boşluk oranı %3’ü geçmeyen farklı boyutlarda çok sayıda pencere açılmıştır. Yapının duvarları kesin kanıtı olmasa da Akdeniz mimarisinden esinlenmiş görülür. Ancak masif duvar görüntüsüne karşı duvarların yığma olmadığı çelik bir iskelet üzerine taş örülerek yapıldığını bilmekteyiz ki bu durum mimarinin 1920’lerden beri özellikle Villa Savoy’da uyguladığı yapı iskeleti ve duvarların görevsel olarak birbirinden bağımsız olma ilkesi ile çelişir. Ayrıca Villa Savoy2un zeminden koparılmış görüntüsüne karşın burada doğa ile bütünleşmiş bir yapı ilkelerle çelişmektedir. Yapının çatı örtüsü mimarın anlatımıyla 1946’da Newyork yakınındaki Long Island’da bulduğu bir yengeç kabuğundan esinlenerek tasarlanmıştır. Kalın salt betondan yapılmış görünen bu çatı örtüsü aldatıcı bir görünüm içerir. Gerçekte çatı birbirinden 2.26. mesafede 6cm. kalınlığındaki betondan mamul yapılmış çift cidardan oluşmaktadır ve her iki tabaka arasındaki bağlantı kirişlerle sağlanmıştır. Corbusier 1920’lerde getirdiği purizmin ilkeleriyle nasıl rasyonel mimarlığın öncülerinden olmuşsa mimarlığı statikten dinamiğe yönelten Ronchamp Tapınağı ile ekspresyonizmin öncülerinden olmuştur. Le Corbusier’in bu yapısı bir heykel gibi nitelenebilir ve bu başarısının sırrını mimarlığının yanı sıra ressam ve heykeltraş olmasında aramak gerekir. Yapıda geleneksel klasik simetri ve statik denge anlayışı yerine dinamik bir denge görülür.</p>
<p>JOHN UTZON:</p>
<p>*Sdney Opera Binası: (1956-1973)</p>
<p>Sanatçı bu eseri ile mimarlık dünyasını sarsmıştır. Utzon seçimini baştan yaparak irrasyonel duygusal yönü seçmiştir. Yapı için düşünülen yer denize uzanan küçük bir çıkıntıdır. Bu alanda yapılacak bina için mimarının yaratı ve hayal gücü ona rüzgarda yelkenleri şişmiş bir gemi görünümü veren eskizleri çizdirmiştir. Yapının görünen imajının esas hareket noktası budur. Mimarına göre “yapıda çatının önemi büyüktür. Çünkü bu bina yukarıdan da görülecek bir yapıdır. Bu nedenle ben kare bir heykel tasarladım. Kabuk çatı örtülerinin beyaz yelken gibi biçimlerinin limanla olan ilişkileri yatların yelkenleri gibi doğaldır ve bu yarım adada daha güzel bir siluet düşünmek güçtür.”</p>
<p>HANS SCHARUN:</p>
<p>*Berlin Flarmoni Binası: (1963)</p>
<p>Projenin esas çıkış noktası geleneksel konser salonlarında görülen sahnenin yerinin değiştirilmesi sahnenin ortaya alınarak dinleyici sıralarının onu dairesel biçimde kuşatması esas alınmıştır. Mimar biçimi önceden kararlaştırılmış bu yapıda irrasyonel karşıt geometrik anlayışla içten dışa doğru gelişen bir tasarımla yapının kitlesini oluşturmuş. İki katlı yatay bir platform üzerinde yükselen amorf irrasyonel formuyla doğadan kendiliğinden oluşmuş masif bir kaya yada buzdağı görünümündeki yapının insanların alışageldiği geometrik formlarla hiçbir ilgisi yoktur. Yapıda anti-simetrik ve dinamik denge anlayışı başta gelen özelliktir.</p>
<p>EERO SAARIEN:</p>
<p>*Twa Binası: Newyork (1956-1961)</p>
<p>Yapının hareket noktası mimarın 1956’da bir restoranda yemek yerken menü kartına çizmiş olduğu krokilerdir. İrrasyonel anlayışla yapılan çizimlerde yapının formu kanatlarını simetrik olarak açmış iki ayağı üzerinde henüz yere konmuş büyük bir kuş görünümündedir. Ancak yapı bir kuşa benzediği için değil Gabo kriterlerini yerine getirdiği için estetik değeri yüksek mimari bir eser sayılacaktır. Yapı tasarım safhasında “esin’in” önemini vurgulayan bir örnektir.</p>
<p>6- POST MODERNİZM:</p>
<p>Post modernizm (1972) özgün bir mimarlık akışı olmayıp modern klasik devrin uluslar arası üslubuna bireysel ölçekte tepki gösteren mimarların oluşturduğu bir harekettir. Ancak birbirinden habersiz bu mimarlar arasındaki tek ortak nokta uluslar arası üsluba karşı çıkmak tepki göstermektir. Dolayısıyla yaklaşımın özgün bir felsefesi teorisi olmayıp yalnızca tepkisel niteliktedir. Ancak haklı tepkilerine karşı tuttukları yol yanlıştır. Philip Johnson, Mies Van Der Rohe’un öğrencisidir ve ustası için “Mies bir dahidir ama artık yaşlandım ve sıkıldım benim yönüm bellidir. Eklektik gelenek tarih boyunca sevdiğim şeyleri seçmeye çalışıyorum tarihi bilmezlikten gelemeyiz” der. Son yapılardan olan A.T.T. Bina’sının ön cephesi çatıda Barok çizgilere sahipken büro pencereleri aşamasında purizmin kübik kütlesini zemin kattaki lobi girişinde ise rönesansın ünlü yapılarından Pazzy Şapelinin ( Brunaccellhi) cephesinden izler görülür. Bu eklektik anlayış kuşkusuz geriye dönük bir çabanın olumsuz ürünüdür. İnsanoğlu ileri dönük, yaratıcı, yenilikçi çabalarıyla mağaralarda yaşamaktan bugüne gelmiştir ve artık geriye dönemez. Philip Johnson ve Michel Graves ve beraberindeki mimarlar tüm çaba ve eskizlerinde eskinin cephe anlayışlarını taklit etmişlerdir.</p>
<p>7- KONSTRÜKTİVİZM:<br />
Bu akım ikisi de heykeltraş olan Naum Gabo ve Antoine Pewsner tarafından geliştirilmiş olup ilkeleri 1920’de yayınlanan “realist manipeshto” adı altında açıklanmıştır. Gabo bir heykelin geleneksel şekilde bir kütleyi yontarak meydana getirebileceğimiz gibi çeşitli elemanların birbirine bağlanması yöntemiyle de konstrüktiv bir şekilde gerçekleştirilebileceğini söylüyordu. Konstrüktivizm estetik açıdan “mekanik bir estetik” ön plandadır ve bu akımın mimarlığı çağdaş teknolojiyle dayanır. ressam heykeltraş ve mimar Vilademir Tatlin, ressam Kasimir, ressam ve mimar Lissitzky bu akımın önde gelen sanatçılarıdır. Lissitzky ileri teknoloji olanaklarının potansiyelini geniş, cesur, konsol kirişlerle ifade eden binalar öneriyordu.<br />
Gabo’nun konstrüktiv heykelleri heykel sanatında bir devrim yaratırken bu tür bir yaklaşım mimarlık için normal bir olgudur. Ancak burda yeni olan konstrüktif elemanların estetik ögeler olarak değerlendirilmesidir. Yoksa strüktür elemanlarının açıkça gösterildiği mimarileri biz daha önce gotik mimaride görmüştük.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/futurizm" title="fütürizm" rel="tag">fütürizm</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/fonksiyonalizm" title="fonksiyonalizm" rel="tag">fonksiyonalizm</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/modern-mimari" title="modern mimari" rel="tag">modern mimari</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/neo-plastisizm" title="neo plastisizm" rel="tag">neo plastisizm</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/purizm" title="pürizm" rel="tag">pürizm</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/mimarlik-ic-mimarlik/modern-mimari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Asitler ve Özellikleri</title>
		<link>http://www.superodev.com/kimya/asitler-ve-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/kimya/asitler-ve-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 14:39:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>

		<category><![CDATA[asit nedir]]></category>

		<category><![CDATA[asitler]]></category>

		<category><![CDATA[kuvvetli asit]]></category>

		<category><![CDATA[zayıf asit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/kimya/asitler-ve-ozellikleri.html</guid>
		<description><![CDATA[&#8211; ASİTLER &#8211;
Suda çözündüğünde H+  iyonları  veren  hidrojenli  kimyasal  türe  ASİT denir. Asitler ,  en  eski  çağlardan  bu  yana  tanınan  maddelerdir. Sözgelimi ,  alkol mayalanmasının  yanı  sıra ,  asetik  mayalanma ,  yani  mikroorganizmaların  etkisiyle  alkolün  sirkeye  dönüşmesi  daha  o  dönemlerde  biliniyordu. Sirke ,  bir  başka  deyişle  asetik  asit ,  XIII. yy’a  kadar  bilinen  tek asitti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8211; ASİTLER &#8211;</p>
<p>Suda çözündüğünde H+  iyonları  veren  hidrojenli  kimyasal  türe  ASİT denir. <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">Asitler</a> ,  en  eski  çağlardan  bu  yana  tanınan  maddelerdir. Sözgelimi ,  alkol mayalanmasının  yanı  sıra ,  asetik  mayalanma ,  yani  mikroorganizmaların  etkisiyle  alkolün  sirkeye  dönüşmesi  daha  o  dönemlerde  biliniyordu. Sirke ,  bir  başka  deyişle  asetik  asit ,  XIII. yy’a  kadar  bilinen  tek asitti. Günümüzde  kimya  sanayisinin  büyük  bir  bölümü ,  az  sayıda  asidin  ( sözgelimi  sülfürik, nitrik, asetik ve hidroklorik <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a> )  üretimine  ya da  kullanımına  dayanır. Antoine Laurent Lavoisier ( 1743-1794 )<br />
bazı  maddelerdeki  asit niteliğinin , oksijen ( asit doğrudan anlamına gelir ) kapsamalarından  kaynaklandığını  düşünüyordu. Ama Sir Humphrey  Davy  ( 1778-1829 ) hidroklorik asitte  oksijen  bulunmadığını  kanıtlayıp , asit özelliğinin  hidrojenin  davranışından  kaynaklanabileceğini  ileri sürdü. 1887’de  Svante  Arrhenius ,  asitlerin ,  bazların ve tuzların  sudaki  çözeltilerinin  elektriksel  davranışlarını  açıklamak  için  bir  iyon  ayrışması  kuramı  geliştirdi. Elektrolit  adını  verdiği  maddeleri  şöyle  tanımladı :  Erimiş  ya da  suda  çözünmüş  bu maddeler ,  elektriği  iletir  ve  elektrik  onları  ayrıştırır. <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">Asitler</a>  H+   iyonları  veren  elektrolitlerdir ;  bazlarsa  tersine ,  OH-  hidroksil  iyonlarını  oluşturur. Bu ,  bütün  asitlerin ,  topluca  asit  işlevini  oluşturan  bir  özellikler  kümesi  taşıdığını  ortaya  koyar.</p>
<p>H+ iyonu ,  elektronumu  yitirmiş  ( e-  ) bir  hidrojen  atomudur. Artı  yüklü  bu  iyonu , anyonlar , özellikle  de  eksi  yüklü  hidroksil  iyonları  çeker. Karşıt  yüklü  bu  iki  iyon  karşılaştıklarında , çok  kararlı  bir  su  molekülü  oluşur ( 555 milyon  su molekülünden yalnızca biri ayrışır ). Ayrıca  su  molekülünün  oluşumu  sırasında , bir  litre  suyun  sıcaklığını  10oC’tan  23,6oC’ta  yükseltecek  ölçüde  ısı  açığa  çıkar. Bir  litre  suda  bir  mol ( 6,02 * 1023 molekül )  hidroklorik asit  çözündürülürse , elde  edilen  çözeltinin  55 su  molü  içinde  bir  mol H+  iyonu  ve  bir  mol  CI-  iyonu  yer  alır. Bu , güçlü  ya da  bütünüyle  çözünen  bir  asittir. Ama  bir  mol  asetik  asit , ancak  bir  molün  binde  4,2’si  kadar H+  iyonu  sağlar ; dolayısıyla  bu , zayıf  ya da  bütünüyle  çözünmeyen  bir  asittir.  Söz  konusu  olaylar , bir  çözeltide  açığa  çıkan  H+   iyonu  sayısının   yalın  ve  kolay  bir  biçimde  dile  getirilmesini  gerektirir ; bu  nedenle  pH’yi ( ya da  hidrojen potansiyeli )  tanımlama  yoluna  gidilir.</p>
<p>Bir  litre  çözeltide  bulunan H+  iyonunun  mol  sayısı  10-a ‘yla  gösterilirse , a’nın  değeri  pH’yi  verir. Dolayısıyla , litre  başına  10-2  mol  hidroklorik  asit  içeren  bir  çözeltinin  pH’si  2’ye  eşittir. Gerçekte , H+  iyonu  H3O+  ya da   H+   (H2O) n  hidronyum  iyonu  biçiminde , bir  ya da  birçok  çözücüye ( yani su molekülüne  )  bağlıdır. Bu  nedenle  renkli  ayrıçlar ( gösterge )  katıldığında , <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a> H+  iyonlarını  onlara  verir  ve  ayraçların  yapısında , renginde  değişime  yol  açarlar. Bilinen  ilk  renkli  ayraçlar , helyantin  çözeltisi  ve  turnusoldur. Demir , çinko  ve  alüminyum  gibi  bazı  metaller , elektronlarını  kolayca  bırakır. Bir  asit  eşliğinde , söz  konusu  elektronlar  iyonlarla  birleşerek  Hidrojen  açığa  çıkar  ve  metal , artı  yüklü  iyon  biçiminde  çözünür. Bakır , gümüş  ve  altın  gibi  metallerse , elektronlarını  bırakmadıkları  için  çözelti  halindeki  asitlerden  etkilenmezler. Gerçi  nitrik  asidin  bakırı  etkilediği  gözlenir ; ama  bu  etki , yükseltgen  kümesinden  [NO3]  kaynaklanır  ve  azot  oksit  buharları  açığa  çıkar. <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">Asitler</a> , kireçtaşlarıyla , yani  kalsiyum  karbonatla  tepkimeye  girerler : H+   iyonları ,  Ca2  ve  CO32  iyonlarından  oluşan  billursu  yapıyı  parçalar  ve  karbondioksit  gazını  [CO2]  açığa  çıkaran  bir  çözelti  oluşur.</p>
<p>Arrhenius  kuramı , yalnızca  sulu  çözeltiler  için  geçerlidir. Oysa  1923’te  Johannes  Nicolaus  Brönsted  kullanılan  çözücü  ne  olursa  olsun  H+  iyonunun  rolünü  açıklayan  yeni  bir  tanım  önermiştir. Brönsted’e  göre  asit , bir  H+  iyonu  bırakmaya  elverişli  bir  maddedir ; bazsa , söz  konusu  iyonu  alan  maddedir ; dolayısıyla , eşlenik  asit-baz çifti  ortaya  çıkar :</p>
<p>Asit    Baz + H+</p>
<p>Aynı  yıl , Gilbert  Newton  Lewis (1875-1946 ) ,  yansızlaştırmayı , renkli ayraçların  tepkimelerini  ve  katalizi  ölçüt  alarak , asit  özellikleri  gösteren  bütün  maddeleri  bir  küme  içinde  toplamaya  ve  elektron  yapılarında  ortak  bir  özellik  bulmaya  çalışmıştır. <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">Asitler</a> , bazların  verdiği  elektron  çiftini  alan  ve  bir  ortak  birleşme  bağı  oluşturan  maddelerdir. Bütün  Brönsted  asitleri  bu  tanıma  girer  (  [ H+]  iyonu  bir  elektron  çifti alabilir  ) ;  ama  bu  tanıma  AICI3 , SO3  vb.  maddeleri  de  eklemek  gerekir. Brönsted  kuramı  hidrojenli  <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a>  için  kullanılır ; dolayısıyla  Lewis  asitleri  söz  konusudur.</p>
<p>Başlıca  mineral  <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a>  arasında  nitrik asit   [ HNO3 ]  ,  hidroklorik asit  [HCI ]  ve  sülfürik asit  [ H2SO4 ]  sayılabilir. İki  H+   iyonu  açığa  çıkarabilen  sülfürik  asit , bir  diasit  oluşturur. Fosforik  asitse  [ H3PO4 ]  bir  triasittir  ( üç  H+  iyonu  açığa  çıkarır ). Kimya  sanayisinde  büyük  ölçüde  üretilen  ve  tüketilen  bu  <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a> , gübre ( nitratlar ve fosfatlar ) , plastik  madde , boya , patlayıcı , parfüm , ilaç  sanayisi  ürünleri , vb. üretimde  ya  hammaddeyi  ya da  ara  maddeyi  oluşturur. Organik  <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a> , organik  kimyayı  ilgilendirir  ve  en  az  bir  karboksil  kökü [ -COOH ]  içerirler ; aralarında , temel  biyokimyasal  maddelerin  bileşenlerini  oluşturan  aminoasitlerin  ve  yağ  asitlerinin  de  yer  alması  nedeniyle , çok  büyük  önem  taşır.</p>
<p>Asitlerin  büyük  çoğunluğu  ekşi  lezzetlidir. Limonda  sitrik  asit , sirkede  asetik  asit  tadı  vardır. Ancak  bazı  <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with asitler">asitler</a>  zehirli , bazıları  parçalayıcı  olduklarından  rasgele  tadılmamalıdır. Asit  ve  bazlarla  renk  değiştiren  maddeler , asit  ve  bazların  çözücüsü  olur. Asit  ve  baz  çözücülere  ayraç  adı  verilir. Bir  maddenin  asit  veya  baz  olduğunu  bunlarla  anlaşılır. Laboratuarlarda en çok  kullanılan  ayraç , turnusoldür. Turnusol , mor  renkli  bitkisel  boyadır. Mavi  turnusol  kağıdı  kırmızıya  dönüyorsa  o  madde  asit  özelliğini  taşır.</p>
<p>Asitlerin Bazı Özellikleri :</p>
<p>-    Sulu  çözeltileri  elektrik  akımını  iletir.<br />
-    Mavi  turnusol  kağıdının  rengini  kırmızıya  dönüştürür.<br />
-    Metallere  etki  ettiklerinde  H2  gazının  çıkmasını  sağlar.<br />
-    Bazlarla  birleşerek  tuzları  oluştururlar.<br />
HCI  +  KOH       KCI  +  H20<br />
-    Çözeltilerinin  tadı  ekşidir, daha  çok  suda  çözünür.<br />
-    Mg , Zn , Fe , Al  gibi  soy  olmayan  metallere etki  ederek  bunların  tuzlarını  oluşturur  ve  hidrojen  gazını  açığa  çıkarırlar.<br />
Zn  +  2HCI          ZnCI2  +  H2</p>
<p>Fe  +  H2SO4         FeSO4  +  H2</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/asit-nedir" title="asit nedir" rel="tag">asit nedir</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/asitler" title="asitler" rel="tag">asitler</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/kuvvetli-asit" title="kuvvetli asit" rel="tag">kuvvetli asit</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/zayif-asit" title="zayıf asit" rel="tag">zayıf asit</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/kimya/asitler-ve-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Radyoaktiflik</title>
		<link>http://www.superodev.com/kimya/radyoaktiflik.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/kimya/radyoaktiflik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 14:36:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>

		<category><![CDATA[orbitaller]]></category>

		<category><![CDATA[radyoaktif bozunmalar]]></category>

		<category><![CDATA[radyoaktif elementler]]></category>

		<category><![CDATA[radyoaktiflik]]></category>

		<category><![CDATA[radyoaktivite ödevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/kimya/radyoaktiflik.html</guid>
		<description><![CDATA[RADYOAKTİFLİK
Radyoaktiflik:
Kendiliğinden ışıma yapabilen maddeler  radyoaktif maddelerdir .Radyoaktiflik çekirdek yapısıyla ilişkilidir. Radyoaktif  bir atom hangi bileşiğin yapısına  girerse  , o  bileşiği radyoaktif yapar.
Radyoaktif  maddeler kuvvetli birer enerji kaynağıdır . Radyoaktif elementler bu enerjiyi kendiliklerinden  yayınlarlar ve bu olayı hiçbir şekilde  durdurmak mümkün  değildir.
Atomun  çekirdeğinde bulunan temel tanecikler proton ve nötron olup  bunlara  nükleon adı verilir.
Nükleon = [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>RADYOAKTİFLİK</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">Radyoaktiflik</a>:<br />
Kendiliğinden ışıma yapabilen maddeler  radyoaktif maddelerdir .<a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">Radyoaktiflik</a> çekirdek yapısıyla ilişkilidir. Radyoaktif  bir atom hangi bileşiğin yapısına  girerse  , o  bileşiği radyoaktif yapar.</p>
<p>Radyoaktif  maddeler kuvvetli birer enerji kaynağıdır . <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktif-elementler" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktif elementler">Radyoaktif elementler</a> bu enerjiyi kendiliklerinden  yayınlarlar ve bu olayı hiçbir şekilde  durdurmak mümkün  değildir.</p>
<p>Atomun  çekirdeğinde bulunan temel tanecikler proton ve nötron olup  bunlara  nükleon adı verilir.</p>
<p>Nükleon = proton &amp; nötron</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">Radyoaktiflik</a>    özelliği ; elementlerin katı , sıvı  gaz ya da  bileşik  halinde olması  etkilemez .</p>
<p>Atomun  kütlesi çekirdek deki proton ve  nötronların  kütleleri toplamına eşit  olması gerekirken   daha  küçüktür , bu arada ki kütle farkı   ;</p>
<p>E=m .  c2              şeklinde  enerjiye  dönüşür .<br />
Bu  enerjiye  bağlanma  enerjisi  denir. Bir atomda nükleon başına düşen bağlanma enerjisi  ne  kadar  büyükse , atom  o  kadar  kararlı  yapıda  olur.</p>
<p>Bu  enerji  çekirdekteki  nükleonları bir arada tutan enerjidir.</p>
<p>Atom  çekirdeğinde kararlılık  ya da  kararsızlık , proton- nötron sayıları  arasındaki ilişki  şöyle  genellenebilir:</p>
<p>1-    Atom  numarası 1-20 arasındaki  atomların çekirdeklerinde proton sayısı = nötron sayısıdır.<br />
2-    Atom numarası 20-83  arasındaki  çekirdeklerde  nötron sayısı proton sayısından fazladır.<br />
3-    Atom  numarası 83’ ten  büyük  olan  elementlerin  çekirdekleri kararsız  olup  radyoaktiftir.<br />
4-    Atom  numarası ve  nötron  sayısı  çift  olan  atomların , atom  numarası ve  nötron sayısı tek  olan  atomlara  göre , daha  çok  sayıda kararlı  izotopu  vardır.<br />
5-    En   kararlı  çekirdekler ,  hem nötron hem de  proton  sayıları çift  olanlardır. 0-8-20-28-50-82  proton  veya nötron sayısına  sahip çekirdekler özellikle kararlıdır. Bu sayılara  sihirli sayılar denir.</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktif-bozunmalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktif bozunmalar">Radyoaktif Bozunmalar</a>:</p>
<p>Atoma  dıştan herhangi   bir  etki  olmadan , kendiliğinden bozunarak daha  küçük parçalara ayrılması  ve  bu  ayrılma    sırasında  ışıma  yapmasına <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  ,  bu  tür  ışıma yapan elementlere de   radyoaktif atom  denir.</p>
<p>Radyoaktif  ,  Şubat  1896’da  Henri  Becquerel  ( Henri Bekerel )  tarafından  ,  potasyum  uranil  sülfatın  yaydığı  ışınların  bazı  maddelerden  geçip  fotoğraf  plağını  karartmasıyla  keşfedildi.</p>
<p>Radyoaktif  elementlerin  bileşiklerinde de radyoaktif  özelliği  aynen  görülür. Bu  yüzden radyoaktif  kimyasal   veya   fiziksel   etkilere   ve  değişmelere  bağlı  bir  özellik  değildir. Sadece  çekirdek  yapısına bağlı  ve  çekirdekte  olan  bir  değişmedir.</p>
<p>Radyoaktif  elementler ,  radyoaktif ışımalar ile  kendiliğinden  başka kararlı  elementlere  dönüşür. Atom  çekirdeklerinin  kararlığı  nötron ve  proton  sayısıyla  ilgilidir. Doğada  bulunan atomların  nötron sayıları  , proton  sayılarına göre  grafiğe geçirildiğinde  aşağıdaki  grafik  elde  edilir.</p>
<p>Grafik kararlılık kuşağının dışındaki çekirdekler kararsızdır. Bu elementler  radyoaktiftir.                                                                                         Genel  olarak  n/p &lt; 1,5  olan çekirdekler kararlı ya da  az  kararlı , n/p &gt; 1,5 olan  çekirdekler kararsızdır.<br />
Kararsız  çekirdek  yapısına  sahip olan  elementler ,kararlı  bir  çekirdek yapısına  ulaşmak  için  alfa(   ) ,  beta<br />
(      )  ,pozitron (      )   bozunması  ve  elektron  yakalaması   şeklinde  bozunmaya  uğrayarak  ışıma yapar. Bu<br />
elementlere ışıma yapan anlamında  radyoaktif element denir.</p>
<p>Atom  çekirdeklerinde nükleon  (  temel  tanecik)  başına  düşen  bağlanma  enerjisi  o  çekirdeğin  kararlılığının  ölçüsüdür. Atom  çekirdeklerinde  tanecik  sayısı  arttıkça  bağlanma enerjisi  azalır. Çekirdek  kararsızlığı   arttıkça  radyoaktif olma  özelliği  artar.</p>
<p>Atomlardaki çekirdek  olayları  kimyasal  olaylardan  farklıdır. Radyoaktivite  ve  çekirdek olayları  ile  ilgili  aşağıdaki  sonuçlar  çıkarılabilir:</p>
<p>-    <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">Radyoaktiflik</a> ,  dış  etkenlere  bağlı  değildir. Bir  atomun radyoaktifliği sıcaklık ,  basınç ,  çözünme , kimyasal  tepkimeye  girme  gibi  olaylarla  değişmez.<br />
-    Bir  atom  radyoaktif ise , o  atomun oluşturduğu  bileşikler  de  radyoaktiftir. Kimyasal olaylar radyoaktifliği değiştirmez.<br />
-    Radyoaktif  olaylarda  açığa  çıkan  ya da  gereken  enerji  kimyasal olaylara  göre  çok  fazladır.<br />
-    Radyoaktif   atomlar  kararlı  çekirdeğe  dönüşebilmek  için  çeşitli  ışımalar (  Radyoaktif bozunma) yaparlar.<br />
Bozunma  Çeşitleri :<br />
1-Alfa (     )   Bozunması<br />
Atom  numarası  83’ ten  büyük  olan  elementler  ,  kararlı bir  çekirdek  yapısına  ulaşmak üzere , atom  ve kütle   numaralarını azaltarak n/p  oranını bire   yaklaştırmak  isterler. Bunun için  alfa  bozunmasına  uğrayarak<br />
He   çekirdeğinden  ibaret alfa  tanecikleri  yayınlamaları  gerekir.  Bu  olaya    alfa bozunması  denir. Kısaca , atomun  yapısından  bazı  parçaların  atılmasıdır.</p>
<p>Bir  alfa  ışıması  yapan  elementin  atom  numarası 2 , kütle  numarası  4  azalır.</p>
<p>Örnek1.1 :     X   izotopu  3 alfa  ışıması  yaparsa , oluşan  elementin  atom  ve  kütle  numarası  ne olur ?<br />
Çözüm:<br />
3 alfa  ışıması  ; Atom   numarasını 2.3= 6 , kütle  numarasını  4.3=12  azaltır. Oluşan  yeni  elementin  atom  numarası  84 , kütle  numarası 220 ‘dir.</p>
<p>Not: Çekirdek  tepkimelerinde  tepkimenin  her  2  tarafında ki  toplam  atom  numarası  ve  toplam  kütle  numarası  birbirine  eşittir.<br />
Alfa  ışınlarının özelikleri:<br />
1-    Fotoğraf  filmlerine  etki  ederler.<br />
2-    +  yüklü  oldukları için  elektrik   ve  manyetik  alanda   -  kutup ‘ a  doğru  saparlar.<br />
3-     Karşılaştıkları  moleküllerden  elektron  kopararak , iyonlaşmaya  neden  olurlar.<br />
4-    Giricilikleri  çok  azdır.<br />
2- Beta (      )  Bozunması :<br />
Beta  bozunması  n/p  oranı  kararlılık  kuşağından  daha  büyük izotopların  uğradığı  bozunmadır. Bu  tür atomlar   kararlı  yapıya  ulaşmak  için  nötron  sayılarını azaltmak isterler. Beta  bozunmasına  uğrayan  bir  elementin  çekirdeğinde ki   bir  tane  nötron  ,  bir  proton  ve  bir  elektrona  dönüşür.</p>
<p>Beta  bozunmasına  uğrayan  atomun  atom  numarası  1   artarken  ,  kütle  numarası  değişmez  ve   uğradığı  atomun  izobarı   oluşur.</p>
<p>Örnek1.2 :     X izotopu  art arda 4 alfa , 2 beta  ışıması  yaparsa , oluşan  elementin atom  ve kütle no’su ne olur?<br />
Çözüm :   4 alfa ışıması : A.N : 2.4 = 8 azalır.  K.N : 4.4 =16 azalır.</p>
<p>2 beta ışıması: A.N : 1.2 = artarken , Kütle  numarası  değişmez.<br />
Beta Işınlarının Özellikleri :<br />
1-    İyonlaştırma  özellikleri  azdır.<br />
2-    Işık  hızına  yakın  bir  hızla  hareket  ederler.<br />
3-    Alfa  ışınlarından  daha  çok  ,  gama  ışınlarından  daha  az  giricidirler.<br />
4-    Fotoğraf  filmine  etki  ederler.<br />
5-    Elektrik  ev  manyetik  alanda   negatif  yüklü  oldukları  için  pozitif  kutupa  doğru  saparlar. Sapmaları  alfa  ışınlarından  daha  fazladır. Çünkü  bunların  kütleleri daha  küçüktür.<br />
3-Gama (      )   Işıması:<br />
Hiçbir  zaman  tek  başına  meydana  gelmez. Mutlaka  bir  bozunmadan  sonra  meydana  gelen  ışımadır. Bazı  atomlar  bozunmalar sırasında  enerjisini  dışarıya veremez ,  yüksek  enerjili durumda  kalırlar. Enerjiden  kurtulmak için  gama  ışıması  yapıp kararlı duruma  geçer.  Gama  ışıması sırasında  atomun atom  ve  kütle  numarasında   bir  değişiklik  olmaz  ,  yeni  bir  atom  meydana  gelmez.<br />
Gama  Işınlarının  Özellikleri :<br />
1- Alfa  ve  beta     ışınlarından   daha  fazla  giricidir.<br />
2- Yüksüz  oldukları  için  elektrik  ve  manyetik  alanda  sapmaya  uğramazlar.<br />
3- Kütlesizdirler , fotoğraf  filmine  etki  ederler.<br />
4-Pozitron (      )   Işıması :<br />
Nötron  sayısı  proton  sayısından  az  olan  radyoaktif   atomlar  ,  proton  sayılarını azaltmak  için çekirdeklerindeki  bir   protonu  nötrona  çevirirler. Proton             nötron + pozitron</p>
<p>P                 n  +    e<br />
Pozitron  ışıması  yapan  bir  atomun kütle  numarası  değişmez ,  atom  numarası  1  azalır. Pozitron  taneciği ,  beta  taneciğinin  yük  bakımından  tersidir.</p>
<p>5-Nötron ( n )  Fırlatılması :<br />
Kararsız  bir  çekirdekten  dışarı  nötron  atılması  ile  gerçekleşir .  Nötron  fırlatan  bir  atomun  kütle  numarası  1  azalır. Atom  numarası  değişmez .Atom  kendi  izotopuna dönüşür. Çok  hızlı  gerçekleşir,  izlenmesi    zor  bir  olaydır.  Yapay  çekirdek  tepkimelerinde  gerçekleşir.</p>
<p>6-    Elektron Yakalaması :<br />
Protonu  nötronundan  çok  olan    kararsız  çekirdekler  [ n/p  &lt; 1]  çekirdeğe  en  yakın  olan  1s  orbitalinden  1  elektron  yakalayarak  protonu  nötrona  çevirirler. Pozitron  yayınlama  ile  aynı  sonucu  verir. 1s  orbitalinde  boşalan   elektronun  yerini ,  yüksek  enerjili  orbitallerdeki   elektronlar  birer   düşerek   X  ışınları  oluşturarak<br />
doldururlar .</p>
<p>Atom  numarası  1  azalırken   ,  kütle  numarası    değişmez. Bu  olayda  elementin  izobarı  oluşur.</p>
<p>Örnek 1.3 :   Radyoaktif  ışınlar ve  etkileri   ile  ilgili   aşağıdaki  ifadelerden  hangisi  yanlıştır ?    ( 1992-ÖYS)<br />
A)    Pozitron  yayan  bir  atomun atom  numarası  azalır.<br />
B)    Alfa  yayan  bir  atomun kütle  numarası  değişmez.<br />
C)    Alfa  ışınları  +2  değerlikli  taneciklerdir.<br />
D)    Beta  ışınları  -1  yüklü  elektronlardır.<br />
E)    Gama  ışınları  yüksüz  ve  kütlesizdir.<br />
F)<br />
Çözüm :    Alfa  ışıması   gerçekleştiren   atomun  ;  atom  numarası  2 , kütle  numarası  4 azalır. (YANIT B )</p>
<p>Fajans  Kanunu :<br />
Alfa  bozunmasına   uğrayan  bir  element  , bozunma  sırasında  oluşan  yeni  elemente  göre 2 grup  önde(sağ)<br />
yer  alır.  Yine  beta  bozunmasına  uğrayan   bir  element  oluşan  yeni  elemente  göre  periyodik tabloda  1 grup  geride  yer  alır. Buna   fajans kanunu  adı  verilir.</p>
<p>Örnek 1.4 :  4. Periyot  4A  grubunda bulunan Y  elementi   alfa  ve  2beta  ışıması  yapıyor. Oluşan  elementin  periydik  tablodaki  grubunu bulunuz.<br />
Çözüm :<br />
Alfa  ışıması  yaptı  ;   2  geri  geldi                         Sonuçta  yine  aynı  yerine  gelir.<br />
2 Beta  ışıması  yaptı  ;  2 ileri  gitti                             Cevap :4A<br />
Doğal  Radyoaktivite :<br />
Kararlı  hale  gelmek  için  atomların  kendiliğinden ışıma  yapmasına   doğal  radyoaktif  element  denir.  Atom  numarası  83-92 arasında  ki  elementler  doğal  radyoaktif  elementlerdir. Bunun yanında  atom  numarası  83 ‘den küçük  olup   doğal  <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  gösteren  elementlerimiz de  vardır.  (  K  ,  C   , Rb  )</p>
<p>Bir  <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  izotop  bozunma  sonucu  başka  bir  radyoaktif  izotopa  dönüşür. Buda  bir  başkasına dönüşür. Bu  işlem  kararlı  bir  çekirdek  oluncaya kadar devam  eder , böylece  radyoaktif  bozunma  serileri ortaya  çıkar. Bu  seriler  Uranyum ( U) , Toryum ( Th )  ,  Aktinyum  ( Ac)   serisi olmak  üzere  üç  türlüdür.<br />
Yapay  <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">Radyoaktiflik</a> :<br />
Kararlı  ya  da  kararsız  elementlerin  alfa ,  nötron  ,  proton gibi  tanecikler  ile  bombardımanında  oluşan  yeni  elementler  de  radyoaktiftir. Bombardıman  yolu  ile   elde  edilen radyoaktif  elementlerin  bu  özelliğine  yapay <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a> denir.</p>
<p>1934  yılında  Madam  Curie ‘nin kızı  I .Curie  ve  damadı F. Joliot’un   çalışmaları   ile  hızlanan  yapay  <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  yolu  ile  birçok  yeni  element  bulunurken  teknoloji  ve  tıbbın  gereksinimi  olan radyoaktif  atomlar  yapılmaya  başlanmıştır. 400’den  fazla  radyoaktif  izotop yapay  olarak  elde  edilmiştir.</p>
<p>NÜKLEER ÇEKİRDEK  TEPKİMELERİ  VE  ATOM ENERJİSİ</p>
<p>Bağlanma  enerjisi  grafiği  incelendiğinde  nükleon ( tanecik) başına  düşen bağlanma  enerjisinin en  çok    Fe  elementlerinde  olduğu  görülür . Kütle   numarası  küçük  olan atomların kaynaşarak  ( Füzyon ) daha  büyük  kütle  numarasındaki  atomlara  dönüşmesinde  ya  da  kütle  numarası 56’dan  büyük olan atomların  parçalanarak  ( Fisyon ) küçük  atomlara  dönüşmesinde  açığa  çok yüksek  enerji  çıkar. Bu  enerjiye Nükleer  enerji  veya  ATOM  ENERJİSİ  denir.</p>
<p>1.    FİSYON ( Bölünme )  TEPKİMELERİ :<br />
Kütle  numarası büyük  olan    atomların  hızlandırılmış  küçük  tanecikler ( nötron ) ile  bombardımanı  sonucu  daha  küçük  atomlara  bölünmesi  tepkimeleridir. Atom  bombası  bu  esasa göre  yapılmıştır.</p>
<p>2. FÜZYON (Kaynaşma )  TEPKİMELERİ :<br />
Kütle   numarası  küçük  olan  atomların  hızlı  tanecikler  ile  bombardımanı  sonucu  daha  büyük  çekirdeklerin<br />
oluşmasıdır. Açığa  çıkan  enerji  Fisyon enerjisinden  daha  büyüktür. Hidrojen  bombası  bu  esasa  göre  yapılır.</p>
<p>Örnek 1.5 :    I.    Radyum + Oksijen                Radyum  Oksit<br />
II.   Radyum              Radan  + Helyum<br />
III.  Radyum  + Hidrojen klorür                 Radyum  klorür  +  Hidrojen</p>
<p>Tepkimeleriyle  ilgili  aşağıdakilerden  hangisi  yanlıştır ?                                  (1996-ÖSS )</p>
<p>A)    I  ve III  kimyasal  tepkimedir.<br />
B)    II  çekirdek  tepkimesidir.<br />
C)    I  de  kütle  değişimi  önemsizdir.<br />
D)     II  de  kütle  değişimi  önemsizdir.<br />
E)    III  de   kütle  değişimi  önemsizdir.</p>
<p>Çözüm:     II. Tepkime  bir  çekirdek  tepkimesi  olup   kütle  değişimi  önemsizdir diyemeyiz.<br />
RADYOAKTİF  BOZUNMA  HIZI , YARILANMA  SÜRESİ<br />
Radyoaktif  bir  elementin  herhangi  bir  anda  mevcut olan  miktarının  yarısının bozunması  için  geçen süreye  yarılanma süresi  denir . Yarılanma süresi  dış  etkenlere  bağlı  değildir. Bozulan  çekirdeğin yapısına  bağlıdır.</p>
<p>-    Bir  elementin izotoplarının yarılanma  süreleri  farklıdır.</p>
<p>Radyoaktif   maddelerin  bozunma hızı  çekirdeğin  kararsızlığına bağlıdır. Birim zamanda  bozunma  hızı  çok  olan  çekirdekler  kararsızdır.</p>
<p>-    Radyoaktif  bozunma  hızı  ,  maddelerdeki  radyoaktif  atomların  sayısı  ile  doğru  orantılıdır.<br />
-    Bir  izotopun  saniyede  parçalanma  sayısı  onun  <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  şiddetini  verir . 1gram  radyumun saniyede  yaydığı  parçacık sayısı <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  şiddet  birimi olarak  kabul  edilmiştir.</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">Radyoaktiflik</a>  şiddet  birimi  1  Küri ( Curie ) ; saniyede 3,7.10 ( 37 milyar ) bozunmadır.  ( 1 Ci ) olarak  tanımlanır. ( 1/Ci ) ye Becquerel  <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with radyoaktiflik">radyoaktiflik</a>  şiddet  birimi  denir.</p>
<p>Yarılanma  süresi  radyoaktif maddenin  miktarına  bağlı  değildir. Madde miktarı  arttıkça  ışıma  miktarı  artar ,  yarılanma  süresi ( yarı ömür )  değişmez. Yarılanma  süresi  radyoaktif maddeler için  ayırt edici  özelliktir.</p>
<p>Yarılanma ile  maddenin  kütlesi  tükenmez.</p>
<p>Radyoaktif  maddelerin  yarılanma  süreleri  ile  ilgili  hesaplamalar  için   maddenin basınç  kütlesi , yarı ömrü , geçen süre , kalan  madde miktarı  gibi niceliklerin  bilinmesi  gerekir.</p>
<p>Örnek 1.6 :    Yarı  ömrü  18 gün  olan radyoaktif  bir elementin , 72 gün  sonunda  % kaçı  bozunmadan kalır?<br />
Çözüm :</p>
<p>Kaç defa   yarılandığını  bulalım :   72/18= 4   defa  yarılanmıştır. Başlangıç  kütlesi 100g  alınırsa ;</p>
<p>100           50         25          12.5           6.25                       Kalan  % 6.25 dir.</p>
<p>Örnek 1.7 :    Radyoaktif  bir  maddenin  3/4 ‘ünün  bozunması  için  n  yıl  geçmiştir. Yarı  ömrü  kaç  yıldır ?<br />
Çözüm :</p>
<p>Madde  miktarı 4g  alınırsa  ; 3 gramı  bozunmuş 1gr  kalmıştır.</p>
<p>4              2              1            2  defa  yarılanmış ,  2  defa  yarılanma              n  yılda  olursa<br />
1 defa  yarılanma                x      dersek     x= n/2  yıl olur.</p>
<p>Örnek 1.8 :     Bir  radyoaktif  izotopun  24 gün  sonra  başlangıçtaki  miktarının  1  i   geriye  kaldığına  göre , bu  izotopun yarı  ömrü kaç  gündür ?                                                                            8                            ( 1987-ÖYS)</p>
<p>A)  1 / 3                B) 3                C)  8                  D)  24                   E) 96</p>
<p>Çözüm :</p>
<p>Bu  izotopun  tamamı 8 /8 = 1’dir.  1 / 8 i   geriye  kaldığına  göre ;</p>
<p>1              1 / 2                   1/ 4                     1 /8   şeklinde  3  kez  yarılanmalıdır. Geçen  süre 24 gün olup ,</p>
<p>yarılanma süresi  24 : 3 = 8 gündür .                                                                                                   (YANIT C )</p>
<p>Örnek 1.9 :    Bir  alfa  , iki beta  ışıması  yapan  radyoaktif bir  element için ;<br />
I.      Kimyasal  özelliği  değişir.<br />
II.     Nötron   sayısı  2  azalır.<br />
III.    İzotopu  oluşur.<br />
İfadelerinden hangileri  doğrudur ?</p>
<p>A)  Yalnız  I    B)    Yalnız  II       C)   Yalnız  III       D)   I  ve  II       E)     II  ve  III</p>
<p>Çözüm ;     Bir  alfa  ışımasında atom  numarası 2 , kütle  numarası  4  azalır.  İki beta  ışımasında  ise  atom  numarası  2  artar , kütle  numarası  değişmez. Böylece  izotopu  oluşur.</p>
<p>Örnek 2.0 :   Radyoaktif  maddelerin  yarı  ömürleri  ile  ilgili<br />
I .           Madde miktarına  bağlıdır.<br />
II.    Elementten  elemente  değişir.<br />
III.    Maddenin  katı , sıvı  ya da  gaz  halinde  bulunmasına  bağlıdır.</p>
<p>Yargılarından    hangileri   doğrudur ?                                                                              ( 1996 – ÖYS )</p>
<p>A)   Yalnız  I        B)     Yalnız  II        C)    Yalnız  III           D)    I  ve  III                  E)   I , II  ve  III</p>
<p>Çözüm :</p>
<p>Radyoaktif   bir  elementin  yarı  ömrü  madde  miktarına  maddenin  fiziksel  haline  bağlı  değildir.  Her  element   için  farklıdır.                                                                                                                      (   YANIT  B )</p>
<p>Element       Proton  sayısı      Nötron  sayısı      Nötron / proton<br />
Helyum                 2            2           1.00<br />
Karbon                 6            6          1.00<br />
Azot                 7            7         1.00<br />
Sodyum                 11            12         1.09<br />
Alüminyum                 13            14         1.07<br />
Potasyum                 19            20         1.05<br />
Demir                26            30         1.15<br />
Çinko                30            35         1.17<br />
Sezyum                 55            78         1.42<br />
Bizmut                83            126         1.52<br />
Polonyum                 84            126         1.50<br />
Radyum                 88            138         1.56<br />
Toryum                 90            140         1.56<br />
Protaktinyum                 91            140         1.53<br />
Uranyum                92            146         1.58<br />
Plütonyum                94            148         1.57</p>
<p>Doğada  bulunan  bazı  elementlerin  proton  ve  nötron  sayıları  yukarıdaki  tabloda  verilmiştir.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/orbitaller" title="orbitaller" rel="tag">orbitaller</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktif-bozunmalar" title="radyoaktif bozunmalar" rel="tag">radyoaktif bozunmalar</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktif-elementler" title="radyoaktif elementler" rel="tag">radyoaktif elementler</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktiflik" title="radyoaktiflik" rel="tag">radyoaktiflik</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/radyoaktivite-odevi" title="radyoaktivite ödevi" rel="tag">radyoaktivite ödevi</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/kimya/radyoaktiflik.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Müzik Bilgisi</title>
		<link>http://www.superodev.com/muzik/genel-muzik-bilgisi.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/muzik/genel-muzik-bilgisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 14:33:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[genel müzik bilgisi]]></category>

		<category><![CDATA[müzik sesleri]]></category>

		<category><![CDATA[nota]]></category>

		<category><![CDATA[portre]]></category>

		<category><![CDATA[sesin özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/muzik/genel-muzik-bilgisi.html</guid>
		<description><![CDATA[GENEL MÜZİK BİLGİSİ
Müzik ( Musiki ) , “İnsanların kelimeler ile anlatamadığı duygu, düşünce ve hislerini melodik seslerle anlatma sanatıdır”. Müziğin diğer bir tanımı ise “insanların kendi yapılarına uygun, yaşadğı ortama göre sesleri kullanma sanatıdır” şeklindedir.
SES : Bir cismin titreşiminden meydana gelen dalgaların hava yolu ile kulağımıza ulaşmasına denir.
SESİN DUYULMASI ( İşitme ) : İnsanlarda işitmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GENEL MÜZİK BİLGİSİ</p>
<p>Müzik ( Musiki ) , “İnsanların kelimeler ile anlatamadığı duygu, düşünce ve hislerini melodik seslerle anlatma sanatıdır”. Müziğin diğer bir tanımı ise “insanların kendi yapılarına uygun, yaşadğı ortama göre sesleri kullanma sanatıdır” şeklindedir.</p>
<p>SES : Bir cismin titreşiminden meydana gelen dalgaların hava yolu ile kulağımıza ulaşmasına denir.</p>
<p>SESİN DUYULMASI ( İşitme ) : İnsanlarda işitmeyi ve duymayı sağlayan organı kulaktır. Dış kulağa iletilen ses, orta kulağa intikal eder. Orta kulaktan ise iç kulağa geçerek sinirler aracılığı ile beyine ulaşır. Böylece ses beyinde canlandırılmış diğer bir deyişle duyulmuş olur.</p>
<p>SESİN HIZI : Sesin herhangi bir cisim veya maddeden çıktığı andan itibaren bulunduğu ortama göre belirli bir ulaşma hızı vardır. Bu konuda yapılan çalışmalara göre durgun ve ısı derecesi sıfır olan bir ortamda ses saniyede 340 metre hız yapar.</p>
<p>SESİN TİTREŞİM ÖZELLİKLERİ : Seslerin incelik - kalınlık dereceleri ve zamana göre titreşim özellikleri vardır. Örneğin LA sesi bir saniyede 440 titreşim gerçekleştirir. Diğer sesler de buna göre düzenlenmiştir.</p>
<p>MÜZİK SESLERİ : <a href="http://www.superodev.com/tag/muzik-sesleri" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with müzik sesleri">Müzik sesleri</a> İnsan Sesleri ve Müzik Aletleri Sesleri olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
•    İnsan Sesleri : İnsan sesleri , Kadın Sesleri ve Erkek sesleri olarak iki guruba ayrılır.<br />
•    Erkek Sesleri  : Tenor (İnce), Bariton (Orta) , Bas (Kalın) olarak üçe ayrılır.<br />
•    Kadın Sesleri  : Soprano (İnce) , Mezzo Soprano (Orta), Alto olarak üçe ayrılır.</p>
<p>SES MERDİVENİ: İnsan kulağı ile duyulması imkanı olan seslerin en kalınından en incesine kadar sıralanış biçimine ses merdiveni denir. Ses Merdiveni üç bölüme ayrılır : Bunlar Kaba Bölge, Orta Bölge ve Tiz Bölgedir.</p>
<p>PORTE ( DİZEK ) : Seslerin <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">nota</a> şekilleri ile, üzerine yazıldığı beş yatay paralel çizgiden ve dört aralıktan oluşan şekle porte veya dizek denir.</p>
<p>Şekil - Porte<br />
______________________________<br />
______________________________<br />
______________________________<br />
______________________________<br />
______________________________</p>
<p><a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">NOTA</a> : Müzik seslerini göstermeye yarayan işaretlere <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">nota</a> denir. Temel olarak müzik ‘ te 7 adet <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">nota</a> bulunmaktadır. Bunlar DO - RE - Mİ - FA - SOL - LA - Sİ ‘ dir.</p>
<p>PORTE ÜZERİNDEKİ EK ÇİZGİLER : Portenin dışına taşan yani birinci çizgiden önce veya beşinci çizgiden sonra yazılması gereken notaları yazmak için çizilen çizgilerdir.</p>
<p>Şekil - Porte Üzerindeki ek çizgiler</p>
<p>______________________________________________________________</p>
<p>PORT ÜZERİNDE <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">NOTA</a> YERLERİ : Türk Müziğinde genellikle KABA LA ile TİZ Mİ arasındaki notalar kullanılır.</p>
<p>ANAHTAR : Portenin sol tarafına konulan ve konulduğu her çizgiye kendi adını veren şekle anahtar adı verilir. Müzikte üç tür anahtar bulunur. Bunlar SOL ANAHTARI , DO ANAHTARI ve FA ANAHTARIDIR.</p>
<p>SÜRE : Notaların vermiş olduğu zaman bütünlüğüne süre denir. Sesli Süre ve Sessiz Süre olmak üzere iki çeşit süre vardır. Sesli süreler notaların seslendiriliş zamanını, sessiz süreler ise notalar arası bekleme zamanını ifade eder. Sessiz süreler Müzikte ES işareti ile tanımlanır.</p>
<p>TAM SES : İki bitişik notanın veya derecenin gösterdiği aralığa Tam Ses denir. Bu notaların gösterdiği küçük aralıklara da Yarım Ses denir</p>
<p>KOMA : İki tam ses arasındaki dokuz küçük sesin her birine verilen isimdir.</p>
<p>ÖLÇÜ : Bir müzik eserinin eşit süreli bölümlerine Ölçü denir. Ölçü çizgileri porteye dikey olarak konulur. Her ölçüde ölçü rakamı kadar <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">nota</a> süreleri vardır.</p>
<p>EKSİK ÖLÇÜ ( ANAKRUS ) : Bazı eserlerde ilk ölçü çizgisinden önce gelen ölçülere verilen isimdir.</p>
<p>DERECE : Perde anlamına gelen bir terimdir. Seslerin arasındaki farka (ses farkına) derece denir.<br />
Türk Müziğinde perdelerin <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">nota</a> isimlerinin yanı sıra özel isimleri de vardır. Örneğin LA sesi Dügah olarak bilinir, RE sesi Neva , KABA RE ise Yegah olarak adlandırılır.</p>
<p>GÜÇLÜ PERDE : Türk müziğinde makamların dizilerinde dörtlü ve beşlilerin birleştiği ses güçlü perde veya güçlü ses denmektedir.</p>
<p>DİZİ TÜRLERİ : <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with nota">Nota</a> veya derecelerin porte üzerinde diziliş şeklidir. Üç ayrı türü vardır. Bunlar :<br />
A ) DİATONİK TÜR<br />
B ) ANORMONİK TÜR<br />
C ) KROMATİK TÜR ‘ dür.</p>
<p>POLİFONİK : Çok sesli müziğe verilen isimdir.</p>
<p>AKOR : Birden fazla sesin aynı anda çıkarılmasına denir.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/genel-muzik-bilgisi" title="genel müzik bilgisi" rel="tag">genel müzik bilgisi</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/muzik-sesleri" title="müzik sesleri" rel="tag">müzik sesleri</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/nota" title="nota" rel="tag">nota</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/portre" title="portre" rel="tag">portre</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/sesin-ozellikleri" title="sesin özellikleri" rel="tag">sesin özellikleri</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/muzik/genel-muzik-bilgisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Matematiksel Ve Özel Konumu</title>
		<link>http://www.superodev.com/cografya/turkiyenin-matematiksel-ve-ozel-konumu.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/cografya/turkiyenin-matematiksel-ve-ozel-konumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 14:27:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>

		<category><![CDATA[türkiyenin özel konumu]]></category>

		<category><![CDATA[türkiyenin konumu]]></category>

		<category><![CDATA[türkiyenin konumunun faydaları]]></category>

		<category><![CDATA[türkiyenin matematiksel konumum]]></category>

		<category><![CDATA[türkiyenin matematiksel ve özel konumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/cografya/turkiyenin-matematiksel-ve-ozel-konumu.html</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE’NİN MATEMATİKSEL VE ÖZEL KONUMU
Matematik Konumu ve Etkileri
Türkiye, Kuzey Yarım Küre’de, 36-42 derece kuzey enlemleriyle 26-45 derece doğu boylamlarında arasında yer alır. Bu durumu ülkenin kutuptan çok Ekvator’a yakın olmasına ve ılıman kuşakta bulunmasına neden olmuştur. Bu durum, Türkiye’nin iklimi üzerinde etkili olmaktadır. Onun için Türkiye’nin iklimi ne kutup bölgelerindeki kadar soğuk, ne de ekvatoral [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE’NİN MATEMATİKSEL VE ÖZEL KONUMU</p>
<p>Matematik Konumu ve Etkileri</p>
<p>Türkiye, Kuzey Yarım Küre’de, 36-42 derece kuzey enlemleriyle 26-45 derece doğu boylamlarında arasında yer alır. Bu durumu ülkenin kutuptan çok Ekvator’a yakın olmasına ve ılıman kuşakta bulunmasına neden olmuştur. Bu durum, Türkiye’nin iklimi üzerinde etkili olmaktadır. Onun için Türkiye’nin iklimi ne kutup bölgelerindeki kadar soğuk, ne de ekvatoral bölgedeki kadar sıcak ve yağışlıdır.</p>
<p>Özek Konum ve Etkileri</p>
<p>Türkiye özel konum bakımından çok çeşitli özelliklere sahiptir. Bunlar aşağıdaki başlıklar halinde belirtilir.</p>
<p>•    Asya, Avrupa ve Afrika kıt’alarından oluşan ve Dünya Adası olarak isimlendirilen kara parçaları arasında menteşe durumundadır. Doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağlar.</p>
<p>•    Türkiye dünya üzerinde iki kıtada toprakları bulunan üç ülkeden (diğerleri Rusya Federasyonu ve Mısır’dır) biridir.</p>
<p>•    Kafkas, balkan ve Orta Doğu ülkeleri arasındadır.</p>
<p>•    Doğu Akdeniz’de bir yarım ada durumunda olup üç tarafı denizlerle çevrilidir.</p>
<p>•    İstanbul ve Çanakkale boğazlarıyla Ege denizi üzerinden Akdeniz’e, oradan da okyanuslara bağlantısı vardır.</p>
<p>Türkiye çok çeşitli yönlerden bir köprü görevi yapar:</p>
<p>    Asya ile Avrupa Kıt’aları arasında,</p>
<p>    Avrupa ülkeleriyle Orta Doğu ülkeleri arasında,</p>
<p>    Batı  ile Doğu ülkeleri arasında,</p>
<p>    Müslüman ülkeleri ile Hristiyan ülkeleri arasında,</p>
<p>    Sanayi ülkeleri ile <a href="http://www.superodev.com/tag/petrol" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with petrol">petrol</a> ve tarım ülkeleri arasında,</p>
<p>    Doğu kültürü ile Batı kültürü arasında,</p>
<p>    Serbest ekonomi düzeni uygulayan ülkelerle devletçi ekonomi düzeni uygulayan ülkeler arasında köprü görevi yapmaktadır.</p>
<p>Türkiye Asya ile Avrupa kıt’alarında bulunan sekiz ülke ile sınır komşusudur. Türkiye biri büyük (Anadolu) diğeri küçük (Trakya) iki yarımadadan oluşan bir ülkedir.  Dünya üzerinde sayılı ülke, bu kadar çok ülkelerle sınır komşusudur. Çok ülkeyle sınır komşusu olmak, jeopolitik yönden olumsuz bir özelliktir. Ayrıca bu sınırların uzun olması ve topoğafik engellerin bulunmaması da Türkiye için sorunlar yaratmaktadır.</p>
<p>TÜRKİYE’NİN SINIRLARI</p>
<p>Bugünkü milli sınırlarımızın başlıca özelliklerini genel olarak şöyle özetlenebilir:</p>
<p>1.    Deniz ve kara toplam uzunluğu 11.086 km dir. Bunun 8333 km si (%75.7) deniz sınırları, 2753 km si ise (%24.3), kara sınırlarından oluşur.</p>
<p>2.    Sınırlarının uzunluğu bakımından Türkiye, dünyanın en uzun sınırlı ülkeleri arasında yer alır.</p>
<p>3.    Türkiye kıyılarının büyük bölümünü Anadolu kıyıları oluşturur. Örneğin 8333 km lik toplam kıyı uzunluğunun sadece 786 km si (%9.4) Trakya ve 1067 km si (%12.8) adaların kıyı uzunluklarıdır. Oysa, Anadolu kıyılarının toplam uzunluğu 6480 km yi bulur.</p>
<p>4.    İran sınırımız dışındaki kara sınırlarımız hemen tümüyle yakın tarihimizde belirlenmiştir.</p>
<p>5.    Kara sınırlarımızda coğrafi anlamda, sadece İran Irak sınırları dogal sınır niteliği taşımaktadır. Diğerleri ise yer yer bazı engellerden geçmekle birlikte çoğunlukla yapay sınır niteliği taşırlar.</p>
<p>6.    Sınırlarımızın bazıları (İran, Irak ve Yunanistan sınırlarında olduğu gibi) tamamen politik sınırlar olup Türk nüfusunun bütünlüğünü bölmüşlerdir. Örneğin, İran sınırı Güney Azerbaycan’ı, Irak sınırı Musul-Kerkük-Erbil ve dolaylarında Türklerin yaşadığı yerleri, Yunan sınırı ise Batı Trakya’yı Anadolu Türklerinden ayırmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin sekiz komşusu vardır. Bunları bulundukları bölgelere göre üç grupta toplayabiliriz</p>
<p>    Balkan Ülkeleri<br />
1.    Yunanistan<br />
212 km lik uzunluğa sahiptir. Sınır Meriç Irmağının ağız kısmında başlar                    ve Türkiye-Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarının kesişme noktasında son bulur.</p>
<p>2.    Bulgaristan<br />
269 km lik uzunluğa sahip olan Bulgaristan sınırı Meriç ırmağının  Türkiye girişinden başlar ve Karadeniz kıyılarında son bulur.</p>
<p>    Kafkas Ülkeleri<br />
1.  Gürcistan<br />
276 km olan sınır Sarp Köyünden başlar ve Türkiye-Gürcistan ve Ermenistan kesişmesinde biter.</p>
<p>2.  Ermenistan<br />
Genel olarak Arpaçay ve Aras vadisini izleyerek Nahcivan-Türkiye sınırında biter.316 km uzunluğundadır.</p>
<p>3.    Azerbaycan<br />
Azerbaycan kendisine bağlı Nahcivan Özerk Cumhuriyeti vasıtasıyla Türkiye’ye komşudur.Türkiye-Nahcivan sınırı sadece 18 km uzunluğundadır.</p>
<p>    Orta Doğu Ülkeleri<br />
1.    İran<br />
Aras’ın ülkemizden ayrıldığı yöreden başlar ve Türk-İran-Irak sınırlarının kesişme noktasında biter.454 km uzunluğundadır.<br />
2.   Irak<br />
Türkiye-İran sınırının bitiminden başlayarak Türkiye-Suriye-Irak kesişim noktasında biter.331 km uzunluğundadır.<br />
3.   Suriye<br />
877 km olan bu sınır kara sınırlarımızın en uzunudur.</p>

	Tags: <a href="http://www.superodev.com/tag/turkiyenin-ozel-konumu" title="türkiyenin özel konumu" rel="tag">türkiyenin özel konumu</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/turkiyenin-konumu" title="türkiyenin konumu" rel="tag">türkiyenin konumu</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/turkiyenin-konumunun-faydalari" title="türkiyenin konumunun faydaları" rel="tag">türkiyenin konumunun faydaları</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/turkiyenin-matematiksel-konumum" title="türkiyenin matematiksel konumum" rel="tag">türkiyenin matematiksel konumum</a>, <a href="http://www.superodev.com/tag/turkiyenin-matematiksel-ve-ozel-konumu" title="türkiyenin matematiksel ve özel konumu" rel="tag">türkiyenin matematiksel ve özel konumu</a><br />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.superodev.com/cografya/turkiyenin-matematiksel-ve-ozel-konumu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doppler Etkisi</title>
		<link>http://www.superodev.com/kamu/doppler-etkisi-3.html</link>
		<comments>http://www.superodev.com/kamu/doppler-etkisi-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 15:51:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>

		<category><![CDATA[Doppler Etkisi]]></category>

		<category><![CDATA[Doppler Etkisi dönem ödevi]]></category>

		<category><![CDATA[Doppler Etkisi geniş bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[Doppler Etkisi hakkında bilgi]]></category>

		<category><![CDATA[Doppler Etkisi proje ödevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.superodev.com/kamu/doppler-etkisi-3.html</guid>
		<description><![CDATA[Doppler Etkisi (veya Doppler Olayı), adını ünlü bilim insani ve matematikçi Christian Andreas Doppler&#8217;dan almakta olup, kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu&#8217;nun hareketli (yakınlaşan veya uzaklaşan) bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır. Herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek icin fiziksel bir dalga ortamı&#8217;na ihtiyaç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.superodev.com/tag/doppler-etkisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Doppler Etkisi">Doppler Etkisi</a> (veya Doppler Olayı), adını ünlü bilim insani ve matematikçi Christian Andreas Doppler&#8217;dan almakta olup, kısaca dalga özelliği gösteren herhangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyu&#8217;nun hareketli (yakınlaşan veya uzaklaşan) bir gözlemci tarafından farklı zaman ve/veya konumlarda farklı algılanması olayıdır. Herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek icin fiziksel bir dalga ortamı&#8217;na ihtiyaç duyan dalgalar (orn. ses dalgalari veya su dalgalari) icin <a href="http://www.superodev.com/tag/doppler-etkisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Doppler Etkisi">Doppler Etkisi</a> hesaplamaları yapılırken, dalga kaynağı ve gözlemcinin birbirine gore konum, yön ve hızlarının yanında dalganın içinde veya üzerinde hareket ettiği dalga ortamının da fiziksel yapısı (yoğunluk, hacim, iletkenlik katsayısı, kimyasal özellikleri, vb.) dikkate alınmak zorundadır. Eğer söz konusu dalga herhangi bir A konumundan B konumuna gitmek için fiziksel bir dalga ortamına ihtiyaç duymuyor ise (orn. ışık, radyo dalgaları veya radyasyon) <a href="http://www.superodev.com/tag/doppler-etkisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Doppler Etkisi">Doppler Etkisi</a> hesaplamalarında sadece dalga kaynağının ve gözlemcinin birbirine göre birim zamandaki konumlarının değerlendirilmesi yeterlidir.</p>
<p><strong><font size="2">Tarihçe</font></strong></p>
<p><font size="2"><a href="http://www.superodev.com/tag/doppler-etkisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Doppler Etkisi">Doppler Etkisi</a> ilk olarak 1842 yilinda Avusturya&#8217;li bilim insani Christian Andreas Doppler tarafindan (Über das farbige Licht der Doppelsterne und einige andere Gestirne des Himmels soylemi ile) matematiksel bir hipotez olarak ortaya atilmistir. 1845 yilinda Hollanda&#8217;li fizikci Christophorus Ballot tarafindan ses dalgalari kullanilarak test edilmis ve &#8220;ses kaynagi kendisine yakinlasirken duydugu frekansin yukseldigini, uzaklasirken ise dustugunu ispatladigini&#8221; soylemesi ile resmen onaylanmistir. Ayni etki Ballot veya Doppler&#8217;dan bagimsiz olarak 1848 yilinda Fransiz fizikci Hippolyte Fizeau tarafindan elektromanyetik dalgalar uzerinde de kesfedilmistir. Bu yuzden nadiren de olsa bazi bilim cevrelerince Doppler-Fizeau Etkisi olarak da bilinir.</font></p>
<p><strong><font size="2">Matematiksel Analiz </font></strong></p>
<p><font size="2"><a href="http://www.superodev.com/tag/doppler-etkisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Doppler Etkisi">Doppler Etkisi</a> konusunda bilinmesi gereken en onemli husus, her ne kadar gozlemci dalga frekansinin kendi hareketi ya da dalga kaynaginin hareketi huzunden degistigini gorse de, aslinda frekansin sabit kaldigi gercegidir. Tam olarak ne oldugunu daha iyi anlamak icin soyle bir ornek uzerinde dusunelim: Siz yerinizde ve hareketsizsiniz. Bir arkadasiniz sizden 10 metre uzakta duruyor ve size her saniyede bir elindeki tenis toplarindan birini firlatiyor. Burada arkadasinizin toplari her seferinde ayni dogru boyunca ve ayni hizda attigini varsayalim. Eger arkadasiniz da hareketsiz ise her saniyede bir 10 metre yol kateden tenis toplarindan biri size ulasacaktir. Simdi arkadasinizin yine her sahinyede bir top firlattigini (yani aslinda top firlatma frekansi degismiyor), ancak bu sefer size dogru yurumeye basladigini ongorelim. Bu durumda size ulasan iki top arasindaki sure 1 saniyeden daha kisa olacaktir cunku toplar her seferinde 10 metre, 9 metre, 8 metre seklinde daha az mesafe katettikten sonra size ulasacaktir. Elbette ayni etkinin zitti arkadasiniz sizden uzaklasirken de gecerli olacaktir. Bir baska degisle, toplar arkadasinizin elinden her zaman saniyede bir ciktigi halde, sizin ya da arkadasinizin hareketi yuzunden size azalan ya da artan zamanlarda ulasacaktir. Bu da dogal olarak arkadasinizin size topu farkli zamanlarda firlattigini dusunmenize sebep olur. Yani aslinda <a href="http://www.superodev.com/tag/doppler-etkisi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Doppler Etkisi">Doppler Etkisi</a>&#8217;nde &#8220;etkilenen&#8221; asil fiziksel degisken dalga boyu&#8217;dur. Elbette dalga boyu ile frekans ters orantili oldugundan gozlemciye gore dalga kaynaginin frekansi da degisiyor gibi gorunur.</font></p>
<p><font size="2">Eger (f0) frekansinda dalga yayan hareketli bir kaynak bu yayilimi sadece kendinin ve bir gozlemcinin bulundugu sabit bir dalga ortaminda yapiyorsa, o zaman bu dolga ortamina gore hareketsiz olan bir gozlencinin gorecegi frekansi (f) bulmak icin:</font><br />
<font size="2"><img src="http://upload.wikimedia.org/math/3/9/5/3952efabb703e6e056518dfede90e6b7.png" border="0" /> </font><font size="2">formulu kullanilir. Burada (v) dalga ortamindaki dalgalarin hizi, (vs, r) ise kaynagin sabit olan dalga ortamina gore (eger gozlemciye dogru hareket ediyorsa (+) arti bir deger, ters yonde hareket ediyorsa (-) eksi bir deger) hizidir. Benzer bir analiz sabit bir dalga kaynagi ile hareketli bir gozlemci icin asagidaki gibidir. (vo) = Gozlemcinin dalga ortamina gore hizi.</font><br />
<font size="2"><img src="http://upload.wikimedia.org/math/7/2/b/72bbb1ecbd3cfff7f16e590e8f5dc6c4.png" border="0" /> </font><font size="2">Yukaridaki ornekte de gordugumuze benzer sekilde, bu sefer gozlemcinin dalga kaynagindan uzaklasmasi durumunda (vo) degeri (+) arti, yakinlasmasi durumunda ise (-) eksi olur.</font><br />
<font size="2">Matematiksel olarak bu iki formul elbette tek bir vektorel esitlik olarak genellestirilebilir. Koordinat sisteminin dalga ortami uzerindeki herhangi bir noktanin konumunu verdigini, ve bu ortamda ses hizi&#8217;nin (c) oldugunu varsayalim ve soz konusu ortamda (s) kaynaginin (<img src="http://upload.wikimedia.org/math/2/f/9/2f9ce856bbd1a0b07000ec437842e489.png" border="0" />) hiziyla hareket edip cevresine (fs) frekansinda dalgalar yaydigini ongorelim. Bu dalga ortaminda birde (<img src="http://upload.wikimedia.org/math/9/6/5/9659f3a3a001a4982730117a73abaa83.png" border="0" />) hiziyla hareket eden bir (r) gozlemcisi olsun. Dalga kaynagi (s) ile gozlemci (r) arasindaki matematik vektorun ise (<img src="http://upload.wikimedia.org/math/5/2/d/52d5bf7c5d418ba77b18c203f494e09b.png" border="0" />) oldugunu ongorelim. (Yani <img src="http://upload.wikimedia.org/math/c/f/1/cf139a29b54e24ee77faf03eb6d71054.png" border="0" />)</font><br />
<font size="2">Bu durumda gozlemcinin algilayacagi frekans (fr):</font><br />
<font size="2"><img src="http://upload.wikimedia.org/math/1/9/4/1949087d28e74b57da56f52cc17e2829.png" border="0" /> </font><