Halk Edebiyatının Türk Edebiyatı İçindeki Yeri ve sözlü edebiyatın özellikleri

1. Halk ının Türk ı İçindeki Yeri

Halk ının Türk ı içindeki yeri, geçmişte uzun süre okutulan ve bir kısmı
günümüzde de okutulmaya devam eden kitaplarının büyük bir kısmında genellikle
Türk ının devirlerine dönük bilgilerin verildiği bölümlerde veya tablolarda ele alınmıştır.
İslamiyet öncesi Türk ının sözlü ve yazılı olmak üzere iki ifade tarzında geliştiği
belirtildikten sonra, İslamiyet etkisinde gelişen Türk ının “Halk ı” ve “Divan
ı” adı verilen iki gelenekle devam ettiği belirtilmiştir.3 İslamiyet öncesi sözlü
ürünleri içerisinde yer alan ve İslamiyet sonrası Türk ında da çeşitli değişikliklerle
varlığını sürdüren sav, sagu, koşuk, destan gibi türlerin kitaplarda verilen şekliyle, İslamî
dönemde oluştuğu belirtilen halk ı geleneği ile olan bağı üzerinde durulmamıştır. Bu
durum, halk ı türlerinin yüzlerce yıllık gelişiminin göz ardı edilmesine ve halk
ının tıpkı divan ı gibi sonradan oluşan bir edebî gelenek olarak algılanmasına
sebep olmaktadır. Oysa Türk sözlü ının en eski örneklerinin aynı zamanda Türk
ının genel anlamda en eski örnekleri olduğu unutulmamalıdır. Türk ı tarihinin
dönemleri arasında sağlanamayan bu bağ, sözlü ın bütüncül olarak düşünülmesini
olumsuz etkilemesinin yanı sıra, Türk toplumunun tarih içinde bulunduğu sosyal ve kültürel
tabakaların anlaşılmaması gibi bir sonuca da sebep olmaktadır. Konuya vâkıf olan ve bueksikliğin giderilmesi gerçeğini önemseyen öğretmenlerin çabaları ile eksik olan taraflar bir
ölçüde tamamlanabilmektedir.
Bu durumla ilişkili bir diğer sorun da, halk ının (sözlü ) devamlılığı
ilkesinin orta öğretim öğrencilerine yeterince ve doğru bir biçimde aktarılıp aktarılmadığıdır.

2. Halk ı Ürünlerinin Ortak Özellikleri ve Bu Ürünlerin Devamlılığı Meselesi
Bu başlığı açıklayıcı biçimde şu soru sorulabilir: “Ders kitaplarında, halk ı
ürünlerinin ortak ve belirleyici özellikleri ile halk ı ürünlerinin sosyal hayatı yansıtıyor
olması, halen üretilebilmekte oldukları gibi konular üzerinde duruluyor mu?” Halk ı ile
ilgili araştırmalarda incelenen ürünün bu sahaya girip girmediği tespit edilmeye çalışılırken şu
özellikleri taşıyıp taşımadığına bakmak gereklidir:
a. Halka ait olmak
b. Anonim olmak5
c. Sözlü olmak
ç. Geleneksel olmak
d. Kalıplaşmış olmak
e. Çeşitlenmiş (varyant, eş metin, benzer metin) olmak6
Ders kitaplarının büyük bir kısmında bu özelliklerden sadece bir kaçı belirtilmekte,
belirtilen özellikler hakkında da açıklamaya ve örneklemeye gidilmemektedir. Bu konuyla ilgili
örneklerden biri aşağıda verilmiştir:

Belge-1
Yukarıda belirtilen özellikler, halk şiirinin özellikleri üzerine yoğunlaşmış, nazım, nesir ve hem
nazım hem nesir olan türlerin tamamını açıklayıcı olmaktan uzaktır. Böylece yazılı
geleneğinden ayrılan sözlü ürünlerinin, ortaya çıkışı, yayılışı, anlatılışı, anlatıcıları,
anlatma ortamları, anlatma kalıpları gibi belirleyici taraflarının da ders kitaplarında belirtilmesi
zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Halk ı ürünleri, geleneksel yapılarını, halk arasında
yüzyıllar boyunca kazandıkları devamlılıkla oluştururlar. Bu ürünler zengin bir sosyal ve kültürel
tarihin bir kısmı yazıya geçirilmiş, bir kısmı ise yazıya geçirilmeden sözlü gelenekte anlatılmaya
devam etmiş tanıklarıdır. Karacaoğlan şiirleri değerlendirilirken âşığın yaşadığı konar göçer
aşiret yaşantısının izleri değerlendirilmeli, koşmalarında veya semailerinde bu hayata dönük
olan unsurlar tespit edilmelidir. Zira halk ı ürünleri, ortaya çıktıkları ve anlatıldıkları
sosyal çevrenin duyuş, düşünüş ve inanış kalıplarını taşımalarıyla ön plandadır.

3. Sözlü Kültür / Ortamı:
Halk ı ürünleri, büyük oranda “sözlü kültür ortamı”nın ürünleridir. Bunun yanı sıra,
daha sonra ortaya çıkan “yazılı kültür ortamı” ile “elektronik kültür ortamı” da halk ı
ürünlerinin ortaya çıkışı ve yayılışında önemli bir görev üstlenmiştir.8 Bu bağlamda, Türk
ı içerisinde önemli bir yer işgal eden halk ı (anonim halk ı, tekke
ı ve âşık ı) ürünleri ile ilgili metinlerin incelenmesine geçilmeden önce, tıpkı,
halk ı ürünlerinin genel ya da ortak özelliklerinin öğretilmesinde olduğu gibi, zikredilen
kültür ortamlarının genel özellikleri öğrenciye ayrıntılı bir şekilde anlatılmalıdır. Öğrenci, halk
ı ürünlerinin hangi kültürel ortam ya da ortamlarda meydana getirilip yaşatıldığını, bu
kültürel ortam ya da ortamların halk ı ürünleri üzerinde ne gibi değişiklikler
yapabileceğini bilmek zorundadır. Bütün bunları bildiği taktirde, Yahya Kemal’in bir şiiriyle
Karacaoğlan mahlaslı bir şiire hangi açılardan yaklaşması gerektiğini daha kolay
kestirebilecektir.
Sözlü kültür / ortamının özellikleri ve bu ortamın temsilcileri hakkında
kitaplarında verilen anlaşılması zor bilgiler, çoğunlukla “Edebiyatta İfade Tarzları” konusu
altında değerlendirilen “Sözlü İfade” başlığı altında ve İslamiyet’ten önceki Türk ı
konularında verilmektedir. Ayrıca sözlü ın anlatıcı profili hakkında herhangi bir bilgiye
de rastlanamamaktadır. Destancı, masalcı, âşık, hikayeci âşık gibi konular üzerinde yok
denecek kadar az durulmuştur. Sözlü ifade ve sözlü ortamı birbiri içinde verilmiş; bu
durum da konuyu iyice anlaşılmaz kılmıştır.
Anlatıcı etkeninin bir başka yönü üzerinde de durulmalıdır. Maniler değerlendirilirken
manilerin anlatıcı kimliği üzerinde durulmalı, manilerin daha çok kadınlar tarafından söylenen
bir sözlü ürünü olduğu için aşk, gurbet, ayrılık, hasret gibi konuları yoğun olarak
içerdiğinden bahsedilmelidir. Bu yolla sevda manileri ile diğer mani türleri karşılaştırılmalı;
meslek manileri kapsamındaki davulcu manileri gibi örneklerle arasındaki anlatıcı / icra edici
farklılıklarının manilerin muhtevalarında ne gibi değişikliklere sebep olduğu konusu
aydınlatılmalıdır.
Bu bölümde sözlü ortamı ile ilgili olarak üzerinde duracağımız bir diğer konu da
mahlas yaygınlaşması veya karışması meselesidir. Sözlü anlatım ortamında ferdî ürünler
ancak bünyelerinde bulunan mahlaslara göre bir takım şâirlere izafe edilmektedir. Söyleyişleri,
toplum içinde kabul görmeleri ve etkileri ile etraflarında gelenek oluşturan âşıklar,
yaygınlaşabilmekte, kullandıkları mahlaslar başka âşıklar tarafında da kullanılabilmektedir. Bu
konunun en güzel örnekleri Karacaoğlan, Yunus Emre ve Emrah gibi isimlerdir. Bu isimlerin
sözlü ortamı içinde nasıl değerlendirildikleri konusunu kısaca inceleyelim.
Âşık tarzı Türk şiiri ile ilgilenen herkesçe bilinen ve ders kitapları yazarları tarafından da
bilinmesi gerektiği üzere, Karacaoğlan hakkındaki çalışmalar Fuat Köprülü ve öğrencisi
Sadettin Nüzhet Ergun9 tarafından başlatılmış, yakın geçmişte ve günümüzde ise Pertev Naili
Boratav, İlhan Başgöz, Şükrü Elçin, Saim Sakaoğlu ve Umay Günay gibi araştırmacılarca
sürdürülmüştür. Köprülü ve Ergun tarafından yapılan değerlendirmeler, devrin bilimsel şartları
dikkate alındığında sınırlı sayılabilecek tarihî ve kültürel malumata bağlı olarak ortaya
konmuştur. Ancak ilerleyen süreç içerisinde konuya ilgi duyan Türkologlar, tarihi ve kültürel
anlamda yeni kaynaklara ulaşmışlar ve o güne kadar mevcut olan bilgi ve görüşlere yenilerini
eklemişlerdir. Bu son araştırmalar göstermiştir ki, âşık ı tarihinde Karacaoğlan
mahlasını kullanan birden fazla âşık yaşamıştır.
Sözlü ortamında mahlas benzerliklerinin ve değişikliklerinin sıkça karşılaşılan bir
durum olduğu ve bu durum karşısında dikkatli olunması gerektiği, üniversitelerin Türkoloji
bölümlerinde akademisyenler tarafından öğrencilere sıklıkla hatırlatılmaktadır. Karacaoğlan gibi
şöhretli ve mâhir bir âşığın mahlasının yaygınlaşması, bu özellik dikkate alındığında gayet
doğal bir durum olarak karşılanmıştır. Son dönemde yapılan ve isimleri belirtilen
araştırmacılara ait görüş ve tespitleri içeren çalışmalarda, ilki 16. yüzyılda, sonuncusu ise 19.
yüzyılda yaşadığı düşünülen Karacaoğlan mahlaslı dört âşık tespit edilmiştir10.
Bu bilgiler ışığında kitaplarımızda hâlâ 17. yüzyılda yaşadığına kesin olarak
inanılan bir tek Karacaoğlan’ın varlığından bahsedilmesi, ders kitaplarımızın bilimsel tespit ve
önerilerin çok gerisinde kaldığını göstermektedir. Küçük bir inceleme yapıldığı taktirde konuyla
ilgili bilgilerin pek çok ders kitabında aynı plân ve ifade kalıpları ile verildiği dikkatlerden
kaçmayacaktır.
Konunun bir diğer cephesi de, halk ının popüler isimlerini belli bir yere bağlama
çabalarıdır. Anadolu’da Türk halkına mal olmuş isimlerin belli bir yere bağlanması yolunda pek
çok örnek vardır. Nasrettin Hoca’nın Akşehir’e, Yunus Emre’nin Eskişehir’e, Dede Korkut’un
Bayburt’a, Köroğlu’nun Bolu’ya mal edilmesi bunlardan yalnızca birkaç tanesidir. Oysa
tarihi araştırmalarında ilk sırayı rivayetlerin değil, tarihî ve kültürel malzemeler aldığı
hatırlanmalıdır. Türk kültüründe kültleşmiş isimlerin belli bir yere mal edilmelerine dönük
çalışmaların da varlığı âşikârdır11. Ancak bu türden çalışmaların pek çoğunun bilimsel
ölçütlerden uzak, duygusal veya romantik yaklaşımlar taşıyan çalışmalar oldukları konunun
uzmanları tarafından da sıklıkla ifade edilmektedir. Buna göre Nasrettin Hoca ile ilgili bilgi
veren ve bilimsel araştırma yöntemlerinin ışığında hazırlanan çalışmalara bakıldığında,
Anadolu’da Nasrettin Hoca’ya atfedilen fıkraların pek çoğunun Türkmen ve Uygur Türkleri
arasında da anlatıldığı anlaşılabilecektir.12 Aynı durum Dede Korkut veya Köroğlu13 için de
geçerlidir. Bütüncül bir tarihinden bahsedebilmek ve genç nesilleri bu bütüncül
düşünce ile yetiştirebilmek için doğru ve güncel olmasının yanı sıra popülerlik kaygısıyla
hedefinden şaşmayan çalışmalara müracaat edilmelidir. Ayrıca, ders kitaplarında, halkın
popüler isimleri kendi yaşadıkları yerlere bağlamak istemelerinin son derece doğal bir şey
olduğu; fakat, kimi araştırıcıların hemşehricilik düşüncesiyle bu tür isimleri mutlaka belli bir yere
bağlamaya çalışmalarının halk ı ürünlerinin genel ya da ortak özellikleriyle
bağdaşmayacağı ifade edilmelidir.
4. Halk Şiirinde Biçim Unsurları (Birim, Kafiye)
kitaplarımızda çoğunlukla birbirinin aynı olan bakış açılarının yanı sıra az da
olsa farklı bakış açıları taşıyan konular da vardır. Bu konulardan birisi de şiirin unsurları
konusudur. Konu öncelikli halk şiirinde şekil unsurları bakımından değerlendirilecektir:
Nazım Birimi: ın hangi geleneği içerisinde olursa olsun şiirin şekil incelemesi,
aynı soruların cevabı aranarak yapılır. Şiirin şekil unsurları ile ilgili olarak cevaplanması
gereken ilk soru, incelemeye esas olan şiirin nazım biriminin ne olduğudur. Okullarımızda
verilmekte olan bilgileri içerisinde konuya nasıl yaklaşıldığını belirterek
değerlendirmelerimizi yapacağız. Ders kitaplarında konunun genellikle nasıl ele alındığı ile ilgili
bir örnek aşağıda verilmiştir:
Belge-2
Yukarıdaki alıntıda Türk şiirinde nazım biriminin gelişimi belirtilirken günümüz şiirinde
“dize”nin nazım birimi olduğu belirtilmiştir. Bu husus, Eski Türk ı ve Yeni Türk
ı ürünleri için geçerli bir husustur.14 Halk ının nazım ürünlerinin icrasında
nazım birimi olarak dizenin kullanılması gibi bir husus söz konusu değildir. Türk şiirlerinin
nazım birimleri hakkında bilgi verilirken bu hususa mutlaka dikkat çekilmelidir.
Nazım Biçimi: ders kitaplarımızda nazım biçiminin tanımı yapıldıktan sonra
Türk halk şiirinin nazım biçimleri genellikle şu şekilde belirtilmiştir:
Belge-3
Biraz aşağıda halk ının nazım biçimleri ve türleri hakkında ayrıntılı bilgi
verilecektir. Türk halk şiirinde tür ve şekil konularının problemler taşıdığı ve bunun sebebinin
de sözlü aktarım ortamı olduğu halk ı uzmanları tarafından uzun yıllardır belirtilen bir
konudur. Örneğin mani biçiminde söylenen bilmecelerin veya tekerlemelerin varlığı aşikardır.
Konunun anlaşılması bakımından mani nazım biçimiyle söylenmiş bir bilmece örneğine yer
veriyoruz:
Gökten indi şah gibi
Kuruldu padişah gibi
Serildi hasır gibi
Sürüldü esir gibi
Konuyla ilgili bir diğer örnek de âşık tarzı Türk şiirinin türleri içinde bulunmaktadır. Koşma
tarzında yazılan çok sayıda destan örneği vardır. Bunları, bazı ders kitaplarında söylendiği gibi
“tarihi konulara temas eden koşmalar” şeklinde anlatmak yerine, koşma tarzında söylenmiş
destanlar şeklinde anlatmak, sözlü ın şiir örneklerinde görülen tür ve şekil problemi
karşısında en doğru ifade olacaktır.
Bu tür örnekler dikkate alındığında ve öğrencilerin bu örnekleri hangi nazım biçimi ile
karşılayacaklarına karar veremedikleri anda başvuracakları ders kitabında bu konuya dönük bir
bilginin bulunmaması eğitim-öğretim araçlarını etkisiz kılmaktadır. Konuyu bilen bir öğretmenin
ders içerisinde yapacağı açıklamalar bir nebze de olsa belirsizliği ortadan kaldırmaktadır.
Kafiye: Bu bölümde şu sorunun cevabı aranacaktır: Halk şiirindeki kafiye (uyak) ile yazılı
edebiyattaki (Divan şiiri ve modern Türk şiiri) kafiye anlayışı arasındaki farklar doğru ve yeterli
bir şekilde belirtilmiş mi, kafiye çeşitleri doğru anlatılmış mı, verilen örnekler ihtiyacı karşılıyor
mu?
Ders kitaplarımızın büyük bir kısmında kafiyenin tanımı ve çeşitleri ile bilgiler bir bölüm
halinde yer almakta ve birbirine benzer unsurları içermektedir. Bu bilgiler yazılı ve sözlü
ayrımı yapılmadan ın bütün alanlarını kapsayacak mahiyette sunulmuştur.
Yazılı kültür ortamının ürünü olan “Divan Şiiri” ile “Modern Türk Şiiri”nde kafiye ağırlıklı olarak
göz içindir. Sözlü geleneği içerisinde ortaya konulan manzum eserlerde kafiye
anlayışı çoğu zaman fonetik kafiye olarak adlandırdığımız işitsel bir kafiye anlayışıdır. Yani
irtical ve sözlü aktarım gibi etkenlerle halk şâirleri işitme organımızda benzerlik uyandırabilecek
seslerle (harfler değil) kafiye oluşturabilmektedir. Yani ses yolunda çıkışları itibari ile yakın olan
sesler de kafiye oluşturabilmiştir. Sözlü gelenekte, anlamın biçimden önde geldiği gerçeği de
dikkate alındığında bu durum geleneğin bir özelliği gibi kabul görmüştür. Konunun daha iyi
anlaşılması açısından aşağıda iki örneğe yer verilmiştir:
Eyerleyip kır atıma binmeden
Alayları bölük bölük bölmeden
Bolu şehri ateşlere yanmadan
Göndersin Ayvaz’ı göresim geldi (Köroğlu)
Göğüs gerek arka verek dağlara
Hızmat edek bahçalara bağlara
Şöhret vermek için nice illere
Burda sana devlet gerek sur gerek (Köroğlu)
Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nun “zayıf kafiye” veya “eksik kafiye” olarak adlandırdığı bu tür
kullanımlar hakkında kitaplarımızda bilgi verilmemekte; ancak yukarıda verdiğimiz
örneklere benzer örnekler kitaplarda yer alabilmektedir15.
SEMAÎ
Yeşil başlı gövel ördek,
Uçar gider göle karşı.
Eğricesin tel tel etmiş,
Döker gider yâre karşı.
Telli turnam yükün gelir,
İnci mercan yükün gelir,
Elvan elvan kokun gelir;
Yâr oturmuş yele karşı.
Şahinim var bazlarım var,
Tel alışkın sazlarım var,
Yâre gizli sözlerim var,
Diyemiyom ile karşı.
Fâni Karac’oğlan fâni,
Veren alır tatlı canı.
Yakışmazsa öldür beni,
Yeşil bağla ala karşı.
Belge-4
Ders kitaplarında verilen bu tarzda örnekleri kafiye bakımından incelemeye çalışan
öğrencilerimiz, gramatikal kafiye anlayışı ile meselenin içinden çıkamamakta, dolayısıyla bu
konuda da iş öğretmene kalmaktadır. Bu ise, sözünü ettiğimiz kafiye anlayışı ve daha pek çok
güncel bilimsel tespiti takip etmekten uzak, kendisinde mevcut olanlarla bilgilendirmeyi,
güncelleşen bilgilerle bilgilendirmeye tercih eden bir eğitimci anlayışı ile zor olacaktır.
5. Halk ının Kolları, Biçimleri ve Türleri:
Bu bölümde cevabı bulunmaya çalışılacak soru şudur: Halk ının kolları (dalları),
biçimleri ve türleri doğru bir şekilde isimlendirilip sınıflandırılabilmiş ve açıklayıcı bilgiler yeterli
ve doğru bir şekilde verilmiş midir?
Ders kitaplarının büyük bir bölümünde halk ının kolları (anonim halk ı,
âşık ı, tekke-tasavvuf ı) ve bu kollar içinde değerlendirilen türler, ilgili
bölümlerde tablolar biçiminde gösterilmiştir. Aşağıda bir örneğine yer verdiğimiz bu tabloların
çoğunluğu, türlerin yapısal özelliklerini değil bu türlerin anonimliklerine veya ferdiliklerine göre
oluşturulmuştur.
Belge-5
Yukarıdaki örnekte Türk halk ının kolları ve türleri ifade biçimleri (nazım biçimleri)
bakımından sınıflandırılmamıştır. Anonimlik ortak özelliğinden hareketle mani ve masal türleri
bir arada verilmiştir. Oysa mani ve masal türleri, ifade tarzları bakımından farklılıklarıyla da
değerlendirilmeli, halk ı ürünlerinin üç farklı ifade tarzlıyla birlikte işlediği belirtilmelidir.
Türk halk ı ürünlerinin kollara, nazım biçimleri ve türlere (işledikleri konulara) göre şu
şekilde sınıflandırmak, halk ı ürünlerinin öğretilmesi bakımından çok daha yararlı
olacaktır16:
1) Anonim Halk ı
A) Nazım Biçimleri
Mani
B) Türler
a) Nesir Türler
Mit
Efsane
Masal
Destan
Halk Hikayesi
Fıkra
Atasözü ve Deyim
Alkış-Kargış
Halk Tiyatrosu (Köy Tiyatrosu, Orta Oyunu, Karagöz)
b) Nazım Türler17
Mani
Türkü
Ağıt
Ninni
Tekerleme
Bilmece
2) Âşık ı
A) Nazım Biçimleri
a) Heceli Nazım Biçimleri
Mani
Koşma
Destan
b) Aruzlu Nazım Biçimleri
Divan
Selis
Kalenderi
Satranç
Vezn-i Aher
B) Nazım Türleri
Güzelleme
Koçaklama
Taşlama
Ağıt
Varsağı
Semai
Destan
3) Tekke-Tasavvuf ı
A) Nazım Biçimleri
a) Hece Ölçüsüne Bağlı Nazım Biçimleri
Mani
Koşma
Destan
b) Eski Türk ına (Divan ına) Bağlı Nazım Şekilleri
Kaside
Mesnevi
Murabba
Kıt’a
Tuyuğ
Terci-i Bend
Terkib-i Bend
Müstezad
B) Türler
Allah Hakkında Yazılan Türler
Tevhid
İlahi
Münacaat
Esma-i Hüsna (Esma-i Şerife)
Peygamber Hakkında Yazılan Türler
Na’t
Gevhername
Dolapname
Siretü’n-Nebi
Mucizat-ı Nebi
Hicretname
Miracname
Mevlid
Hilye
Din ve Tasavvuf Büyükleri Hakkında Yazılan Türleri
Medhiye
Mersiye
Maktel-i Hüseyin
Dinî İnançlar ve Tasavvufi Düşüncelerle İlgili Yazılan Türler
Vücutname
Nasihatname
İbretname
Faziletname
Fütüvvetname
Gazavatname
Mansurname
İstihracname
Nevruziye
Tahassürname
Tarikatname
Nutuk
Hikmet
Devriye
Şathiye
Mededname
Düvaz

Ders kitaplarında anonim ürünlerin özellikleri verilirken bu özelliklerin sözlü olduklarından
bahsedilmiş; ancak, bu özellikten ötürü değişebilir, kısalabilir ve anlatıldığı bölgelerin mahallî
ağız özelliklerine uyabilir olması konusu üzerinde hususlar genellikle durulmamıştır. Böyle
olunca da incelenen bir mani örneğini kendi yörelerinde az çok değişik şekillerde duyan veya
bilen öğrenciler bu durumu anlayamamakta, örneklerin farklı olduğu düşüncesi üzerinde
yoğunlaşmaktadırlar. Aynı durum ferdî ürünler olan âşık ı ürünlerinde de
görülebilmektedir. Bir âşığa ait olduğu düşünülen koşma örneği, küçük farklıklarla başka bir
âşığın mahlasını taşıyacak biçimde gelenekte yaşayabilmektedir. Anonim ürünlerdeki
çeşitlenme, ferdî halk ı ürünlerinde de mahlas yaygınlaşması ve karışması şeklinde
gözlemlenebilmektedir. Örneğin “Elif” redifli çok sayıda ilâhî veya semâi örneği vardır.
Bunlardan en meşhuru Yunus Emre’ye ait olduğu düşünülen ilâhîdir.

İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye

şeklinde olan bu şiirin aynı zamanda Karacaoğlan’a ait bir semâi olarak kaynaklarda yer alması
anlattığımız konuyu açıklayıcı mahiyettedir18.
Bu durum mahlas karışıklıkları ve değişiklikleri ile açıklanacağı gibi gelenekte beğenilen
bir şiirin sahiplenilmesi şeklinde de açıklanabilir. Ayrıca, halk şiiri ürünlerinde ana iskeleti
“kafiye+redif” oluşturduğu için şâirler, birbirine benzer şiirler ortaya koyabilmektedirler. Bu konu
da yeni kitapların âşık ı ile ilgili bölümlerinde belirtilmesi gereken hususlardan birisidir.
Bu bölümde üzerinde duracağımız son husus halk ı türlerinden destan ile ilgili
olacaktır. Yukarıdaki sınıflandırmada, hem anonim halk ı türü, hem âşık ve tekketasavvuf
ı nazım şekli ve türü olarak gösterdiğimiz “destan” teriminin ders kitaplarının
büyük bir bölümünde epik destan anlamı üzerinde durulmakta, âşık ının destan türü ile
ayrılan veya benzeyen yanları belirtilmemektedir. Destan teriminin tasnifler içinde ayrı ayrı
başlıklar altında verilmesi yeterli olmamakta, konuyla ilgili bölümlerde bu farklılıklar üzerinde
durma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır19. Konuya bu tarafıyla yer veren kitaplardan birinden
alınan bölüm şöyledir:

Belge-6

6. Halk ının Kaynakları
Türk halk ı kaynakları sözlü ve yazılı kaynaklar olmak üzere iki başlık altında
değerlendirilmektedir. Sözlü kültür ortamında teşekkül ettirilen ve aktarımı sözlü iletişim
ortamında yapılan halk ı ürünlerinin en temel kaynağı, sözlü kaynaklardır. Sözlü
metinleri yaratanlar, icra edenler, nakledenler, araştırmacılarca “sözlü kaynaklar” ya da
“kaynak kişiler” olarak nitelendirilmiştir. Bu bağlamda sözlü kaynaklar, sözlü ile ilgili
tespitlerin yapılması sırasında sözlü kültür unsurlarının derlenebileceği, ya da bu yolda
bilgilerin alınabileceği çocuğundan gencine, orta yaşlısından ihtiyarına, köylüsünden
şehirlisine, sanatkarından heveslisine kişi ve topluluklardır.
Sözlü edebiyatla ilgili tespitlerin yapılabileceği metinler, yalnızca sözlü kaynaklardan
temin edilmemekte, yazılı kültürün egemen olmaya başladığı dönemlerden itibaren kaleme
alınan eserlerden de temin edilebilmektedir. Yazılı kaynaklar olarak adlandırabileceğimiz bu
yazılı eserler genellikle şöyle sıralanmıştır:
Çin kaynakları (tarihleri)
Orhun ve Yenisey Abideleri
Eski Uygur Metinleri
Kutadgu Bilig
Divânü Lügat’it-Türk
Codex Cumanicus
Atabetü’l-Hakâyık
Dede Korkut Kitabı
Tarih Kitapları (Câmiü’t-Tevârih, Târih-i Cihân-güşâ vb.)
Masal Kitapları (Sinbadnâmeler, Binbir Gece Masalları, Ferec Bade’ş-Şidde, Muhayyelât
vb.)
Fıkra Kitapları (Letâifnâmeler vb.)
Atasözü Kitapları (Pendnâme, Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye vb.)
Cönkler ve Mecmualar
Şâirnâmeler
Menâkıpnâmeler
Destan Kitapları/Nâmeler (Battalnâmeler, Dânişmendnâmeler vb.)
Seyehatnâmeler
Mesneviler
Surnâmeler

Fetvâlar:
Bilimsel bir araştırmanın konusu ve sınırları tespit edilirken, ilk olarak bu alanla ilgili
kaynaklar tespit edilir. Bilimin evrensel ölçütlerinden birisi olarak kabul edilen bu konuya ders
kitaplarımızın istisnaları dışında büyük bir kısmının hazırlanması sırasında gereken önem
verilmediği anlaşılmaktadır. Ders kitaplarımızda, ın diğer alanlarında olduğu gibi sözlü
alanında da kaynaklar meselesi üzerinde durulmamıştır. Yukarıda sözü edilen yazılı
kaynakların pek çoğunun isimleri, başka bir sebeple bile olsa kitaplarda bulunmamaktadır.

7. Sonuç
Bu çalışmada halk ı (sözlü ) ürünlerine, dersi kitaplarında ne
şekilde yer verildiği meselesi, kısıtlı bir biçimde ele alınabilmiştir. Tespit etmeye çalıştığımız
aksaklıklara ve eksikliklere benzer başka unsurları, ın bütün dallarında görmek
mümkündür. Üniversitelerimizin Türk Dili ve ı Bölümlerinden mezun olup, Millî Eğitim
Bakanlığı bünyesindeki orta öğretim kurumlarında Türk Dili ve ı Öğretmeni olarak
görev yapmaya başlayan genç öğretmenlerimiz, uzun süredir okutulmakta olan ders
kitaplarının âtıllığı sebebiyle, edindikleri güncel ve yeterli sayılabilecek bilgileri
kullanamamışlar; sözlü konuları da dahil olmak üzere diğer bütün alanlarda adeta
yeniden bilgilenme sürecine girmişlerdir. Öğretmenlerimiz aldıkları eğitimle, vermek
durumunda kaldıkları eğitim arasındaki uçurumu, kapatmak için bir süre gayret göstermekte,
ancak zamanla bu mücadelelerinden vazgeçmektedirler. Bu gelişmeler ışığında güncellenen
programı bir an önce ders kitaplarının hazırlanması noktasında hassasiyetle
yürürlüğe konmalıdır. Bu yolla özelde, orta öğretim kurumlarımızdan eksik ve artık geçerliliğini
yitirmiş bilgilerle mezun olan ve üniversitelerin Türk Dili ve ı veya Türkçe bölümlerinde
okumaya hak kazanan öğrencilerin yaşadıkları sorunlar ortadan kalkacak, öğretmenlerimiz
üniversitelerde edindikleri bilgileri uygulama şansı yakalayabilecek; genelde ise Türk millî
eğitiminin hedeflerine ulaşmak konusunda önemli mesafeler kat edilmiş olacaktır.

Related posts

Etiketler:, , , ,

Korku Oyunları

Komik Videolar

Aşk Şiirleri