2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri
->
2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Garanti Bankasi
Ergun Özen Genel Müdür Türkiye’de de 2001 yilinin Ocak-Eylül döneminde bankacilik sektöründe faaliyet gösteren banka sayisi 79′dan 68′e düstü, sektördeki toplam sube sayisi ise 503 adet azalarak 7.335′e geriledi. Kasim 2000 ve Subat 2001 krizleri, bankacilik sektörünün, özellikle de kamu bankalarinin ve küçük özel bankalarin sermaye birikimlerini, ciddi bir erozyona ugratti. Enflasyonun ve reel faiz oranlarinin düstügü bir ortamda, bankalarin kârli çalisabilmeleri için yüksek verimlilige sahip olmalari geregi ortaya çikti. “Ölçek ekonomilerinden yararlanmak” ve “sermayeyi güçlendirmek” amaciyla Türk bankacilik sektöründe yasanan birlesmeler ve satin almalar, 2001 yilina damgasini vurdu. Dogus Grubu, 1998 yilinda belirledigi stratejiler dogrultusunda, tüm finansal istiraklerini 2001 yilinda Garanti semsiyesi altinda topladi. Bunun sonucunda Garanti Bankasi; sigortadan ev kredisine, kredi kartindan eft, havale, mevduat ve hesap açtirmaya kadar tüm temel bankacilik ürünlerini genis bir yelpazede sunabilen bir “finansal süpermarket” olarak müsterilerine hizmet etmeye basladi. Bankacilik sektöründeki rehabilitasyon çalismalari ve ekonomideki bankacilik islemlerinin genel olarak artmasiyla birlikte yabanci bankalarin sektördeki payinin artmasi, bankamizin 2002 yili beklentileri arasinda yer almaktadir. Diger beklentiler ise söyle özetlenebilir: Türk bankacilik sektörü büyüme potansiyeline sahiptir. Ancak sektörde halen kapasite fazlasi ve ekonomik olmayan büyük rakipler bulunmaktadir. Sektör, büyüme potansiyelinden yararlanmak isteyen büyük global oyuncularla rekabet edecektir. Dolayisiyla, verimli bankalar piyasadaki varliklarini kârli bir biçimde sürdürebilecektir. Türk bankalari, basari için “kritik ölçege” sahip olmalidir. Bunun için de satin alma ve birlesmeler artmalidir. Ayrica; Garanti Bankasi olarak, müsterilerinin on-line ihtiyaçlarini karsilayabilen bankalarin lider olacagina; sunulan on-line hizmet ve ürünlerin, verimlilik açisindan önemli bir rekabet avantaji haline gelecegine ve kriz sonrasi dönemde, bankacilik sektörü aktiflerinin ve ortalama banka aktiflerinin büyüyecegine, banka sayisinin azalacagina, kamu bankalarinin piyasa payi düserken, yabanci bankalarin piyasa payinin satin almalar vasitasiyla artacagina inaniyoruz. Her müsteri kesimine özel subelerle hizmet veren, perakende bankacilik alaninda güçlü, Internet ve telefon bankaciliginda lider, yatirim fonlarinda öncü, kredi karti müsteri sayisi ve yeni ürünleri en hizli artan banka olan Garanti; kurumsal ve ticari bankacilikta güçlü, menkul hizmet saklama hizmetlerinde öncü, nakit yönetiminde lider, seçkin müsteri portföyüne sahip, PTT ödeme sistemi mevcut ve köklü bir geçmise sahip Osmanli Bankasi ile birleserek, bütün bu üstünlükleri bünyesinde bulunduran bir banka haline geldi. Bunun sonucunda Türkiye’nin en büyük özel sektör bankasi haline gelen Garanti, 2002 yilinda, birlesmeden dogan sinerjiyi kullanarak her alandaki pazar payini artirmayi, özellikle de bireysel bankaciliktaki payini yükseltmeyi hedefliyor.
Activeline gazetesi’nin,Pamukbank’ta 1990’dan beri yönetim kurulu üyesi ve 1995’ten beri de Genel Müdür olarak görev yapan ve bankacilik mesleginde 35 yilini tamamlayan Sayin Orhan Emirdag ile yaptığı röportajıdır.
SORU: Uzun yillar tecrübe kazanmis bir yönetici olarak Türkiye’de bankacilik sektörünün geçmisini, mevcut yapisini ve isleyisini genel hatlariyla degerlendirir misiniz? Bankacilik sektörünün kritik sorunlari ve bu sorunlarin çözümü konusunda önerileriniz nelerdir?
Bence esasinda bugünlerde bankaciligin en önemli konusu paragdimalarin degismesi gereken bir asamaya giriyor olmamiz. Yüksek enflasyon ortaminda alinan kararlarin, verimlilik hesaplarinin ve bu verimlilik hesaplarina göre olusturulan bankacilik uygulamalarinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Ben biraz 1980 öncesi nesilden kalan bir yönetici oldugumdan, daha dogrusu 1980’den önceki dönemi daha çok denetim tarafinda geçiren bir yönetici oldugumdan enflasyonsuz ortami da hatirliyorum. Daha faiz rekabetinin olmadigi, enflasyonun en çok %10’u biraz astigi, ama genellikle tek haneli rakamlarda seyrettigi dönemlerdi. O dönemlerde inceledigimiz bankalarda, sonraki dönemle karsilastirildiginda en çarpici farklilik kar zarar cetvellerinde faiz gelir ve giderlerinin payinin yaklasik %50’ler seviyesinde ya da biraz üzerinde olmasi; yani bankalarin faiz disi giderleri ile faiz disi gelirlerinin kar-zarar rakamlari içinde %40-50’lerde seyretmesiydi. O dönemin kosullarinda hatali yatirim kararlari alanlarin bunun yüklerini tasidiklarini ve bunun kar zararlarina yansidigini, hatta mali bünye sorunlarini olusturdugunu o denemin Bankalar Yeminli Murakibi olarak gözlemlemis olan bir insanim. 1980’den sonraki dönemde yüksek enflasyon esasinda her seyin üstüne bir tül de örttü. Reel faizlerin asiri yüksek oldugu, kümülatif faizlerin %100’ün üstünde seyrettigi, hatta %120-150’lere çikabildigi dönemler gerek faiz gelirlerinin, gerek faiz giderlerinin kar zarar cetvellerindeki nispi önemini çok artirdi. Bu agirliklar %90-95 seviyesine geldi. Dolayisiyla faizde dogru pozisyon alanlar, kaynak toplamada, döviz pozisyonu tutma ve açik pozisyon imkanin yarattigi karlilik olanaklarindan yararlanabilme belirleyici oldu. Faiz gelirleri ve giderleri bankalarin kar-zararlarini çok daha fazla etkilemeye basladi. Bunun dogal bir sonucu olarak da pozisyon almayi bilen, bundan yararlanmayi bilen, fon yöneticisi tipli bankacilar son dönemde ön plana çikti. “Enflasyon tülü” böylece bankacilikta faiz-döviz operasyonlari disindaki alanlara olan ilgiyi büyük ölçüde azaltti. Yine 1980 öncesindeki dönemde bankalar için büyümek ancak sube açmakla mümkündü. Özellikle 1973’ten baslayarak 1980’e kadar olan dönemde bankalarin yogun bir subelesmeye gittiklerini görmekteyiz. O subelerin yatirim kararinin dogru olup olmadigi sonradan çok tartisildi ve bankacilik sistemine getirdikleri yükler uzun yillar tasindi. Türk bankaciliginda, 1980’lerin sonunda ve 1990’larin basinda yüksek enflasyona ragmen bu verimsiz subelerin ayiklandigi bir süreç yasandi; pek çok sube kapatmalari gözlendi. Bunda Türkiye’nin o dönemde disardan oldukça iyi fiyatlarla ve büyük rakamlarla borçlanabilmesi ve içerden borçlanmanin maliyetinin nispeten yüksek kalmasi etkili oldu. Içerden fon toplayan bu subelerinin karliliklarinin istenen düzeyde olmamasi nedeniyle alinan bu kararlar dogru kararlardi. Fakat 1994 sonrasinda Türk bankacilik sisteminin tekrar bir maliyetli yapiya dogru döndügü görüldü. Disardan borçlanma olanaklarinin daralmasiyla beraber yine iç piyasaya dogru bir yönelis oldu. 1994 Krizinin neden oldugu bu dönüsüm, daha önce Türk bankaciliginda bir ölçüde de olsa var olan farklilasmayi ortadan kaldirdi. Daha önce az subeli bankalar grubu vardi ve onlar daha çok ihtisas bankaciligi yapmaya çalisiyorlar, disardan iyi rakamlarla da borçlandiklari için iç piyasadaki fonlara tabi olmak durumunda kalmiyorlardi. Bir de tam tersi sekilde yogunlasan çok subeli bankalar vardi. Iki grup kendine göre bankaciligi farkli usullerle yapiyorlardi ve bir denge olusmustu. 1994 sonrasinda disardan fon bulma olanaklarinin daralmasi az subeli bankalarin da içeriye dönmelerine ve iç fonlara talip olmalarina yol açti. Öncelikle, disardan fonlamanin açigini bir an önce kapatabilmek için faizleri yükselterek daha sonra da sube açarak rekabet yapma yolunu tercih eden bu bankalar dolayisiyla tekrar bir subelesme görüldü. Ancak unutmamak gerekir ki bir bankanin kulvar degistirmesi çok da kolay degildir. Eskiden kendilerine göre bir kulvarda giden orada basarili olan bu bankalar arasindan -hepsi degil ama bir kismi- bu kez büyümeye büyük banka olamaya soyundular. Bu arada bireysel bankaciligin da moda olmasiyla bu trend hizlandi. Zira “bireysel bankacilik için müsteriye yaklasmak, bunun için ise subelesmek lazim” gibi bir mantik yürütmenin sonucu olarak böyle bir genel politika ortaya çikti. Ama bir bankanin sube adedi bir yilda elliden yüze ya da yetmisten yüz otuza, yüz kirka çikiyorsa ben bunu riskli bulurum. Burada ortaya çikan iki risk olabilir. Birincisi, biraz da prestij unsuru olarak görülen pahali dekorasyonlu subelerin getirdigi maliyet yükünün dönemin yüksek enflasyon ve yüksek reel faiz kosullari sebebiyle gerçekçi biçimde hesaplanmamis olmasi; ikincisi buralara eleman bulmak için bu kez bankacilik sistemin tümünü etkileyen sonuçlari olan bir transfer politikasi izlenerek çok yüksek ücretlerle eleman transfer edilmesidir. Öte yandan, yine bu bankalarin iç pazara girmeleriyle bankacilik hizmet ve komisyonlarinda olusan ve bana göre normal sinirlari asan bir asagi baski rekabeti de dogdu. Özellikle teminat mektubu komisyonlarinin bu alana yeni giren bazi bankalar dolayisiyla anormal ölçüde düstügü gözlendi. Bankaciliga basladigim yillarda, kredi faizlerinin %10-11 oldugu dönemlerde teminat mektubu komisyonlari azami %4 olarak belirlenir ama fiiliyatta %2 olarak uygulanirdi. Simdi ise özellikle ihale teminat mektuplarinda bindelerin, on bindelerin konusuldugu bir döneme gelindi. Oysa, teminat mektubu komisyonunu sigorta primi olarak görsek, bu primle hiçbir sigortaci bu teminat mektuplarini sigorta etmek istemez. Sonuç olarak bir taraftan hizli subelesme ve yüksek ücret politikasi sebebiyle faiz disi giderlerin arttigi, diger yandan da komisyonlar örneginde belirttigim gibi gelirlerin azaldigi bir rekabet ortami dogdu. Burada tehlikeli olan, asiri yüksek reel faizler dolayisiyla faiz disi gelir-gider yapisindaki ciddi bozulmanin hissedilmemesidir. Yani sanildiginin aksine yüksek reel faizlerden en fazla zarar görenlerin basinda bankacilik sektörü gelmektedir. Bu dönemde bankacilik sisteminin büyük ölçüdeki karliliginda zorlanan açik pozisyonlar ve zorlanan açik pozisyonunun karsiliginda plasman yerine kamu kagidi alma seklinde isleyen sistemin etkili oldugu bir sir degil. Bu isleyis giderek bankaciligin asli faaliyetlerinin yerine geçti Yalniz burada sirasi gelmisken kamuoyunda zaman zaman rastladigimiz önemli bir yanlisi düzeltmek isterim: Bankalarin TL mevduat toplayip onunla kagit aldiklari ve oturduklari yerlerde büyük paralar kazandiklari seklinde bir kanaat var ki bu yanlis. Bankalarin TL. mevduat maliyetleri ile kamu kagidi getirisi arasinda tam tersine negatif bir fark var. Dolayisiyla bu dönemin kosullarinda kamu kagidi faizlerinin yüksekligi döviz pozisyonu açan ya da öz kaynaklari güçlü olan bazi bankalar için belki yüksek bir karlilik orani yaratti ama öz kaynaklari çok güçlü olmayan bir kisim bankalar yüksek reel faizlerden oldukça önemli ölçüde olumsuz etkilendiler Burada tabii ki kamu bankalarinin da yüksek reel faiz ödüyor olmalarinin büyük etkisi vardi. Yani sadece Hazinenin devlet iç borçlanma senetleri yoluyla yaptigi borçlanma degil, kamu bankalarin kamunun ihtiyacini karsilamak için yüksek reel faiz ödemeleri de bu isleyiste etkili olmustur. Tabii burada kamu bankalarini suçlamak dogru degil, onlar da kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için bu yola gitmislerdir. Yüksek reel faizlerin bankacilik üzerindeki bir diger olumsuz etkisi de TL mevduat kaynaginin pahalilasmasina ve bu kaynaklarla yapilan plasmanlarin ya karlilik problemlerine ya da geri dönüs problemlerinin yasamasina neden olmasidir. 1998 yilinda hem dis ekonomide yasanan krizler hem de iç piyasalardaki durgunlugun da etkisiyle bu geri dönüs problemleri had safhaya çikmis ve bazi bankalar için tehlikeli boyutlara varan bir tahsili gecikmis alacaklar yükü ile bu zamana kadar gelinmistir. Simdi yeni bir döneme giriyoruz. 2000 yili ümit verici bir dönem. Bugün bence bankacilik sektörüne simdiye kadar yaptigimiz degerlendirmenin çok farkli sekilde yapilmasini gerektiren bir ortami yarattigini fark etmek ve yeni döneme uygun yeni stratejileri belirlemek büyük önem tasiyor. Bir kere kamu kagidindan ve açik pozisyondan büyük karlar elde etmis olan bazi bankalarin eski karlari elde edemeyecegini görebiliyoruz. Bu yil için izlenen kur politikalari ve bu faiz oranlari ile eskisi kadar olmamakla beraber açik pozisyonda hala bir kar marji var ama hele hele 2001 yili ve daha uzun vade düsünülecek olursa bu isleyisten para kazanma imkani kalmayacak. Dolayisi ile bankacilik asli fonksiyonlarina dogru dönecektir. Karlilik temel bankacilik faaliyetlerinden saglanacak, bunun için de gerçek krediler, bankacilik hizmet ve ürünlerinde kalite ve özellikle de bireysel bankacilik ön plana çikacak. Bankacilik sektörü nasil etkilenecek dendiginde farkli kulvardaki bankalarin farkli sekilde etkilenecekleri kanaatindeyim. Eskiden çok fazla kar etmis bankalar ayni ölçüde kar etmeyecekler, daha makul karlara ve dünya standartlarinda kabul edilebilir kar oranlarina inecekler. Buna mukabil, yüksek reel faizlerden olumsuz etkilenen bazi bankalarin da durumu bence iyilesecek ve olumsuzluk bir ölçüde ortadan kalkacak. Bir baska deyisle sektöre denge gelecek. Faizlerin kar zarar cetveli üzerindeki belirleyici etkisinin azalmasi maliyet kavramini öne çikaracak ve faiz disi giderlerin faiz disi gelirlerle karsilanabilmesi kritik bir önem kazanacak.
SORU: Makroekonomik kosullardaki son gelismelerle birlikte bankalarin farkli bir fiyatlandirma stratejisi izlemeye baslamak zorunda olduklari yorumlarina katiliyor musunuz? Bu gelismeler Türkiye’de bireysel bankaciligi nasil etkileyecek? Siz Pamukbank olarak ne gibi hazirliklar yapiyorsunuz?
Geçmiste özellikle bankacilik hizmetlerinde çok büyük komisyon indirimleri yapildi. Söz konusu indirimler bazen hesapsizca yapilsa da temelde dayandiklari nokta, vadesiz mevduatin bankaya getirisinin yüksek olmasiydi. Dolayisiyla belirli ortalama saglayan müsterilere bedava hizmet sunulmasi ya da belirli islemlerin mevduatin belirli süre bankada kalmasi karsiliginda yapilmasi mümkündü. Örnegin biz; paranin yedi gün bizde kalmasi karsiliginda Türksel tahsilatini bedava yapiyoruz. Vergi tahsilatinin yapilmasina aracilik eden bankalardan biriyiz. Orada da yaptigimiz anlasma üç gündür, yani üç gün sonra parayi devrediyoruz. Keza maas ödemelerinde de ayin on besinde yaptigimiz kamu maasi ödemelerini biz iki is günü önce aliyoruz. Bu sistem henüz degismedi ama mutlaka degismeli ya da alternatif tahsilat yöntemlerinin gündeme gelmesi söz konusu olmali. Biz kasadan tahsilat yerine bu kez baska tahsilat yöntemlerini degerlendirmeye çalisiyoruz. Esasinda Türk bankacilik sistemindeki bankalarin bir kismi -ki biz de bunlardan biriyiz- alternatif dagitim kanallari stratejileriyle enflasyonsuz bir dönemde bankacilik hizmetlerinde maliyet düsürme hazirligi içinde oldu. Internet bankaciligi, call center, canli telefon bankaciligi uygulamalari, sube bankaciliginin nispeten daha maliyetli olmasi sebebiyle bugün de yararlanilan kanallardir ama daha çok gelecege yönelik uygulamalardir ve daha çok önem kazanacaklardir. Bundan sonra herkes maliyet tarafini çok iyi ölçmek ve maliyetlerini indirmek zorunda. Aksi taktirde 1980 öncesinde bazi bankalarda oldugu gibi indirect giderlerin payinin %50 yaklastigini görecegiz ki bu normal bir yapi degil. Pamukbank olarak biz, sube genel degerlendirme raporlarimizda son dönemde faiz disi gelirlerin faiz disi giderleri karsilama orani diye bir orani sürekli inceliyoruz ve bunun trendini takip ediyoruz. %50’lere yaklasan indirect giderlerle karliligi sürdürebilmek onun karsiliginin faiz disi gelirlerle saglanabilmesine bagli. Bunlarin ikisinin birden gerçeklesebilmesi ise kolay degil. Bir taraftan faiz disi gelirleri artirmamiz lazim ama rekabet edebilmek için de bankacilik islemlerinde baskalarindan daha pahali tarife uygulayarak artirma yoluna gidemezsiniz. O zaman bunun gider tarafini da azaltmak ve etkin hale gelmek lazim. Etkin hale gelmenin yöntemleri sube is akislarinin gözden geçirilmesi, bir takim islemlerin merkezilestirilmesi ve dagitim kanallarinin gelistirilmesidir. Öte yandan konunu bir de müsterilerle ilgili yönü var. Ürünleri tek tek ele alirsak, yani havale tarifem budur teminat mektubu tarifem budur diyerek farkli tarifeleri herkese uygulayip her bir üründen kar etmeyi hedeflerseniz rekabet ortaminda müsterilerle çok genis bir alanda çalismaniz imkani yoktur. Ürün karliligini esas alarak fiyatlandirma yaptiginiz zaman müsteri de sizin ucuz yaptiginiz hizmeti size yaptirmak bir baskasinin ucuz yaptigi hizmeti de oradan almak yoluna gidebilir. Bu bakimdan bir kavram degisikligi yapmak ve ürün karliligindan müsteri karliligina dogru gitmek gerekiyor. Toplam müsteri karliligi size pozitif sonuç veriyorsa o müsteriyle çalismaniz gerekiyor. Bu durumda müsteri ile olan iliskilerinizde bazi ürünlerde zarar etmeyi göze alabilirsiniz ama bazi ürünlerden çok daha fazla kar ediyorsunuzdur. Bu da bilgi islem alt yapisi bakiminda saglam bir veri tabanina sahip olmanizla, veri ambari projeleri denilen yönetim bilgi sistemleri sayesinde mümkün. Pamukbank olarak bu noktaya geldik Ürün karliligi, müsteri karliligi, her bir müsteri iliskileri yöneticisinin sorumlu oldugu müsteriler toplulugunun karliligi ve giderek sube, merkez ve banka karliligina dönüsen bir agaci olusturmaya çalisiyoruz. Bunu herkes yapmak zorunda yoksa bir bankanin tek basina basarmasi yeterli degil. Zira siz; “bütün faktörleri iyi hesapladim dolayisiyla benim tarifem budur.” dediginizde öbür tarafta da bir diger banka bu yönde bir çalismasi olmadan çala kalem yaptigi hesaplara dayanarak sizin fiyatinizin yarisina, bir digeri de üçte birine yapiyorsa, siz sapkanizi önünüze koyup kisa vade uzun vade hesaplari yapmak zorunda kalacaksiniz.
SORU: Bu durum bankaciligin piyasa yapisindan mi kaynaklaniyor sizce?
Onun da etkisi var ama daha önemlisi bankalarin teknoloji seviyelerinin esit olmamasi. Bankalarin esit teknolojik seviyeye ve esit mantaliteye gelmeleri çok önemli. Yani hem herkesin de homo economicus olmasi, kendi yararini rasyonel biçimde görebilir olmasi hem de teknolojik olarak bu menfaati hesaplayabilir ve ölçebilir durumda olmasi lazim. Bunu sagladiktan sonra da elbette ki herkesin pazar politikalari ve yöntemleri farkli olacaktir ama herkesin o sofistikasyona gelmesi bence benim gelmem kadar da önemli. Aksi halde sinama yanilma yöntemiyle ve dolayisiyla da çok agir maliyetlerle bazi seyleri ögreniyoruz. Her türlü maliyet indirme tedbirinizi almis olarak buldugunuz tarife yüz birimlik fiyati gerektiriyorken rakibiniz o tedbirleri bile almadan elli birim fiyata ayni hizmeti sundugu zaman müsteri dogal olarak ona gidecektir. O zaman siz bunu göze almali miyiz almamali miyiz tercihini bir daha düsüneceksiniz. Iki asama sonra o banka da bu fiyatlarla o islemlerden veya toplamda zarar ettigini görüp düzeltecektir ama o zamana kadar hem kendisi hem de dissallik dolayisiyla siz etkilenmis olacaksiniz. Dolayisiyla bizim hep beraber yeni bir döneme yeni bir bakis açisiyla bakma mecburiyetimiz var.
SORU: Bankacilik sektörü bu ortak sorunlara ortak çözüm arama yoluna gidiyor mu? Bankacilik sektörünün yasal mesleki örgütü olan Bankalar Birligi’ne bu konu ile ilgili olarak ne gibi sorumluluklar düsüyor?
Bu konu Bankalar Birligi’nde tartisiliyor. Bankalar Birligi’nin bu konuda bazi çalismalari oldu. Düsen enflasyon ortaminda bankacilik, ürün ve hizmetlerin fiyatlandirilmasi, maliyet indirme yolundaki tedbirler gibi. Bugün bankalarin maliyetlerini nasil daha asagiya indirebileceklerinin tartisilmasi büyük önem tasiyor. Konuyu iki maddede incelemek mümkün. Birinci yönü; tek tek her bir bankanin maliyetlerini asagiya indirmek için alacagi önlemler olusturuyor. Bunlar; banka içinde verimlilik artislari, daha etkin teknoloji kullanimi ve bunun ötesinde de bazi islemlerin merkezilestirilmesi ve hatta outsource edilmesi -yani nerede daha ucuza yapilabiliyorsa oraya götürülmesi- olarak siralanabilir. Hatta daha öteye götürüldügünde; Bati dünyasinda örneklerini gördügümüz Transaction Bank olarak çalisan, yani herkese ortak hizmet veren banka subeleri modeli söz konusu edilebilir. Dünyadaki ileri bankacilik uygulamalari incelendiginde ölçek ekonomilerinin sagladigi avantajlardan faydalanmaya yönelen çok degisik çalismalar var. Bu örnekler bizim için belli ölçüde uzak görünse bile Türk bankaciliginin çok daha yakin baska verimsizlikleri var. Bugün üye isyerlerine gittigimizde her bankanin bes alti tane POS’inin olmasini ben ciddi bir verimsizlik örnegi olarak görüyorum. Bankacilik sisteminin bu alanda ve bu seklide komisyon rekabeti yapmasinin çok anlamli olmadigini düsünüyorum. Baska ülkelerde böyle anlamsiz sey yok. Bir baska örnek ATM sistemleri olabilir. Biz ATM sistemlerini olustururken paylasimi düsünmedik. Hiç kimseye güvenmedigimiz için teknoloji kullaniminda da Amerika’yi yeniden kesfederek her birimiz kendi sistemimizi kendimiz uzun uzun gelistirdik, ayri ayri pazarliklar ettik. Sonunda da ATM’leri yan yana dizdik. Korkarim Türkiye bir ATM ve bir POS mezarligi haline geliyor, bu da yillarini bu sektöre vermis bir yönetici olarak beni üzüyor. Ikinci yönü bu kez ücret ve komisyon uygulamalarinda en azindan bir takim ortak tarifelerin, daha dogrusu ilkelerin belirlenmesidir. Belki Bankalar Birligi olarak ortak tarifeye girmek sakincali olabilir ama buna mukabil, müsteri verimliligi bazinda indirim yapilabilecek bir yapinin olusturulmasi ve gereken esnekliklerin saglanmasi sartiyla tarifelerle ilgili genel çerçeveyi belirleyen ilkeler olusturulabilir ve bence bu gereklidir. Bence bugün, özellikle bireysel bankacilikta müsteriye Bati standartlarinda hizmet sunuyoruz. Sektör olarak teknolojiye çok büyük yatirimlar yaptik. Ama bu yaptigimiz yatirimlara karsilik, sundugumuz hizmetlerde hemen hemen hiçbir ücretin alinmadigini görüyoruz. Bir örnekle konuyu açmaya çalisayim: Bankalar genellikle banko ile karsilastirildiginda ATM’lerin daha düsük maliyetli bir alternatif dagitim kanali oldugunu düsünürler. Sube açiksa içerdeki bankoya gelmek yerine subenin açik oldugu saatte ATM’den bir islem yapilmasi para çekilmesi tercih edilen bir sey. Ama subenin kapali oldugu saatlerde de biz 24 saat bankacilik sunuyoruz. Hatta Istanbul’da hesabi olan birisi Bodruma gidiyor. Gece saat üçte Bodrumda parasi bittiginde ATM’den gidip gayet rahatlikla para çekiyor ve yine hiçbir ücret ödemiyor. Oysa Batida birçok banka kendi subesi hariç ATM islemlerinden de ücret alabiliyor. Tabii bu ücret herkesten alinir demek de yanlis, mevduat ortalamasina ve müsteri karliligina bakilmaksizin ücret alinmiyor. Vadesiz tasarruf mevduatinda belirli ortalamasi olan kisinin elbette ki belirli mesafelere kadar ATM’lerde yapacagi islemler ileride de ücretsiz olabilir. Ama en düsük mevduat müsterisi ile en yüksek mevduat müsterisine ayni hizmeti en uzak mekanlarda ücret almadan ayni sartlarla sunmak yanlis. Dedigim gibi müsteri verimliligi konusunda bulunan uluslar arasi standartlar böyle Biz de bu uygulamaya uyum saglamak zorundayiz. Bu bakimdan, bu ortak bilincin saglanmasina yönelik olarak Bankalar Birligi’ne büyük görev düsüyor.
SORU: Uluslararasi bankacilikta, bir süredir hizli bir birlesme süreci yasaniyor. Üniversal bankacilik anlayisinda ve finansal hipermarket yapisinda faaliyet gösteren devler doguyor. Türkiye’nin AB ile her alanda entegrasyon arayislarinda oldugu bu dönemde Türk Bankaciligi’nin bu trendden nasil etkilenecegini düsünüyorsunuz?
Dünyadaki uygulamalara baktigimizda birlesmelerden çok önce operasyonel islemlerin outsource edilmesi ya da ayni gruba mensup bankalar arasinda ortak operasyon merkezleri kurulmasi seklinde bir trend göze çarpiyor. Biz de operasyonel verimliligi artirmaya yönelik çalismalarimizda üç konu belirledik. Birincisi; banka içinde basit düzeltmelerle, is akislarinda hizli kazanimlar saglamaya yönelik önlemler, ikincisi ileri teknoloji kullanimi, üçüncüsü de merkezilestirilmis operasyon. Merkezilestirilmis operasyon süreci; sizin kurum bünyesinde daginik operasyon merkezleri kurmanizdan baslayan ve giderek bütün operasyonlarinizi tek bir merkezde toplamaya giden, daha da ötesinde bunu gelistirerek sadece sizin yararlanacaginiz degil disariya da hizmet verebilecek bir operasyon merkezi haline getiren bir seyir izliyor. Bizim bu yöndeki çalismalarimiz sürerken bir taraftan da grup içinde Yapi Kredi Bankasi’nin da operasyon merkezi anlaminda büyük bir yatirimi vardi. Simdi benzer gruplardan Dogus grubunun da üç bankanin operasyonlarinin merkezilestirilmesi ve böylece verimliliginin artirilmasi gibi çalismalari var. Bu zor bir çalisma. “Neleri ortak yapabiliriz? Nerelerde onlarin var olan yatiriminin içinde ilave bir yatirima gerek olmadan kurulu sistemden yararlanma imkani vardir?
Related posts
Etiketler:atatürk, ödev siteleri, bedava ödev indir, dönem ödevi, dönem ödevi indir, dönem ödevleri, edebiyat ödevi, Matematik
Korku Oyunları
Komik Videolar
Aşk Şiirleri
ödev sitesi
Bu ödev Hakkında
Anahtar Kelimeler
» 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Ödevini İndirin » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Hakkında Geniş; Bilgi » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri Kitap özeti indir » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri ödevi » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri ödevini bedava indirin » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri bedava indir » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri tezini indir tez indir » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri ödev kapağı ödev kapakları » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri öss soruları testleri çözümleri öss deneme » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri müfredat öğretmen kaynakları » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri nedir » 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri nasıl olur
Åu anda Bilgi Güçtür.com'da 2001 Yili Degerlendirmesi ve 2002 Yili Beklentileri adlı ödevi inceliyorsunuz.
- Gönderme Tarihi:
- 3.3.07 / 6am
- Kategori:
- Edebiyat - Türkçe
Henüz yorum yok
Yorum yaz | comments rss [?] | trackback uri [?]