ülkeler coğrafyası

ÜLKELER COĞRAFYASI

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL
İLİŞKİDE BULUNDUĞU
KOMŞU ÜLKELER
TÜRKİYE’NİN EKONOMİK, SİYASİ VE KÜLTÜREL
İLİŞKİDE BULUNDUĞU
KOMŞU ÜLKELER

Dünya’da ve bulunduğu bölgede önemli bir ülke olan Türkiye, komşularıyla ekonomik, siyasal ve kültürel yönden köklü ilişkilere sahiptir. Bu ilişkilerin kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır.Çünkü doğu ve güney komşularının bir kısmıyla asırlardır aynı devletin çatısı altında bulunmanın kazandırdığı bazı ortak kültürel paydalar olmuştur.Farklı kültürlere sahip olmalarına rağmen Batı komşuları da (Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri) asırlarca aynı devlet sınırları içinde bulunmuştur. Kuzey komşumuz (Eski adı SSCB) olan Rusya Federasyonu ile de tarih boyunca genellikle savaşma ve çatışma içinde geçen ilişkilerimiz olmustur.Yukarıdaki genel açıklamalar doğrultusunda komşularımızdan Suriye, Irak, İran, Yunanistan ve Rusya Federasyonu hakkında genel coğrafi bilgiler verildikten sonra bu ülkelerle olan güncel ilişkiler, siyasi açısından ele alınacaktır.

SURİYE

Güneydoğu komşumuz olan Suriye, en uzun kara sınırımızın olduğu devlettir. Kuzeyde Türkiye,doğuda Irak, güneyde Ürdün, batısında İsrail ve Lübnan ile çevrilidir.185.180 km2 lik yüzölçümüne sahip olan Suriye’nin nüfusu 15 milyonu aşmaktadır. Başkenti Şam, önemli kentleri ise; Halep. Hama, Humus ve Laskiyedir.

Ülke, genelde eski kütlelerin hakim olduğu tepeler ve platolarla kaplıdır.Batı kesiminde Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Ensariye dağlarında yükselti, 1000m.’yi bulmaktadır.Bu dağların doğusunda Kahraman Maraş’tan başlayıp Amik ovası ile devam eden, içinden Asi ırmağının geçtiği derin bir çöküntü alanı uzanır. Ülkenin en yüksek kesimi, Lübnan’la sınırını oluşturan Anti-Lübnan Dağlarıdır.Bu dağların doğu kesimindeki toprakların büyük bir bölümü plato halindedir.

İklimi, Akdeniz iklimi ile kurak iklim karakterleri arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kıyılarda Akdeniz iklimi egemendir. Burada yağışlar biraz daha fazla, sıcaklık daha yüksektir. İçerlere gidildikçe iklim, karasallık özelliği kazanır. Yağışların çok az düştüğü iç kesim genellikle çöl veye yarı çöl durumundadır. Ülkenin doğal bitki örtüsünü makiler, bozkırlar ve çöller oluşturur. Ülkenin en önemli akarsuyu, kaynaklarını tamamen Türkiye’den alan Fırat’tır. Fırat, bu ülke için hayat kaynağıdır. Bu akarsu üzerinde çok sayıda barajlar ve sulama projeleri planlanmış ve bunlar önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir. Lübnan’dan doğan ve Suriye’den geçerek Türkiye topraklarından denize ulaşan Asi ırmağı da ülke için önemlidir.

Suriye, çok eski bir yerleşim alanıdır. Bu topraklara, 7. Yüzyılın ikinci yarısında, Müslüman Araplar hakim oluştur. Suriye, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı tooraklarına katılmış ve 1918’e kadar Türk hakimiyetinde kalmıştır. Ülke, 1918-1941 Fransızların yılları arasında ise yönetiminde kalmıştır. 1941 yılında da bağımsızlığına kavuşmuştur. Yönetimin adı Cumhuriyet olmasına rağmen, uzun yıllar tek parti (BAAS partisi) tarafından yönetilmiştir. Hafız Esad’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu, demokratikleşme konusunda bazı adımlar atmıştır.

Suriye, toprak yapısı, iklimi ve tarihi gelişimi ile ekonomik kaynakları sınırlı olan bir Orta Doğu Ülkesidir. Topraklarının yarısından fazlası ziraii faailyetler ve hayvancılığa elverişli olmasına rağmen, su büyük problemdir. Bu bakımdan ürün yetiştirilen alanlar sınırlıdır. Ülkenin başlıca tarım alanları Fırat ve Asi ırmaklarının vadi boyları ile Akdeniz kıyılarıdır. Bu alanlarda en yaygın yetiştirilen ürünler buğday ve arpadır. Ayrıca pamuk üretimi önem kazanmıştır. Diğer tarım ürünleri; tahıl, tütün, şekerpancarı, üzüm ve zeytindir. Akdeniz’e kıyısı olmasına rağmen balıkçılık Suriye’de gelişmemiştir. Küçükbaş hayvancılık ise; ülkenin doğusundaki kırsal kesimde yapılmaktadır.

Yeraltı kaynakları bakımından fakir olan ülkede, petrol çıkarılmaktadır. Humus’un doğusunda çıkarılan fosfat, ülkenin önemli yeraltı kaynağıdır.

Sanayi; hammadde, enerji, sermaye ve yetişmiş iş gücünün azlığı nedeniyle pek gelişmemiştir. Ülkede; besin maddelleri üretimi, çimento, pamuklu ve yünlü dokuma, cam, deri gibi sanayi kuruluşları özellikle önemli şehirlerin etrafında toplanmıştır. Ülkenin gelişmiş bir kara ve demiryolu şebekesi vardır. Deniz ulaşımında Akdeniz kıyısındaki başlıca limanları Lazkiye, Tartus ve Banyas’ın önemli bir yeri vardır. Şam’da Orta Doğu’nun en önemli hava limanlarından biri bulunur.

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişememiştir. Bunun sorumlusu da Suriye’dir. İki ülke arasında, Suriye tarafından haksız ve düşmanca tavırlar sonucu yaratılan önemli yapay sorunlar bulunmaktadır. Bunlar:

1.Su Sorunu
2.Hatay Sorunu
3.Terör Sorunu

Bu üç sorunda tek taraflı olarak Suriye tarafından yaratılmıştır. Bunlardan su sorunu, GAP ile daha da tırmandırılmıştır. Gap’ın tamamlanmasıyla Suriye, Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye yeterli suyu göndermeyeceğini ileri sürmektedir. Bu gerekçeyle Arap ülkelerini zaman zaman harekete geçirmekte, Arap milliyetçiliğini de kullanarak Türkiye aleyhine bazı yaptırımlar uygulanmasına çaba göstermektedir. Suriye’nin bu çabalarının altında, yeterli suyu alamamasının ötesinde, Türkiye’nin güçlenmekte olduğundan duyduğu rahatsızlık yatmaktadır. Bu rahatsızlık, Suriye yöneticilerinden olduğu kadar, Türkiye’nin kalkınarak bölgede daha etkili bir güç olmasını istemeyen Batılı dostlarımızın kışkırtmalarından kaynaklanmaktadır.

Fırat ve Dicle ırmaklarının su toplama alanları Türkiye’dedir. Kendi topraklarına düşen ve ülke topraklarında erozyona neden olan yağmur sularıyla beslenen ırmakların suyundan yararlanmak, Türkiye’nin en doğal hakkıdır. Ayrıca bu ırmaklardan yeteri kadar su Irak ve Surıye’ye gönderilmektedir.

Hatay Sorunu, 1939’da kent meclisinin almış olduğu karar gereğince Türkiye ile birleşmesi, yani Anavatan’a kavuşmasıyla son bulmuştur. Ancak Suriye, bu konuyu canlı tutarak Türkiye ile sorun yaratma politikasına devam etmektedir.

Terör Sorunu da iki ülke arasında özellikle yakın geçmişte çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne göz diken, bebek, kadın, yaşlı demeden ülkenin insanlarını katleden Terör örgütüne topraklarında yer veren ve onlara devlet desteği sağlayan Suriye, iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. Türkiye’nin baskısı sonucu Terör örgütünün başını sınır dışı etmek zorunda kaldıktan sonra, barışçı ilişkiler içinde olacağını bildiren Suriye’nin nasıl bir yol izleyeceği zaman içinde netleşecektir. Terörü desteklemeyi bir devlet politikası haline getiren ve Orta Doğu’da önemli bir çiban başı olan Suriye, ABD ve diğer uluslar arası örgütler tarafından da terör destekçisi olarak ilan edilmiş durumdadır. Terör konusunda Türkiye’ye vermiş olduğu sözünde ne kadar samimi olduğu ve sözünü tutup tutmayacağı ülkemiz tarafından ciddiyetle takip edilmektedir.

Görüldüğü üzere, Suriye ile aramızda bulunan sorunların tamamı, Suriye tarafından, haksız ve düşmanca bir politikanin ürünü olarak yaratılmış yapay sorunlardır.

IRAN
DoÄŸu komÅŸumuz olan İran, hem nüfus (60 milyondan fazla) hem de yü-zölçüm (1.648.000 km2) bakımından komÅŸularımızın en büyüğüdür. Ülkenin baÅŸkenti Tahran, önemli kentleriyse; Tebriz, Isfahan ve Åžiraz’dır. Ülke, islâm Cumhuriyeti adı verilen bir sistemle dinî esaslar temel alınarak yönetilmektedir.

Hazar gölü, Basra Körfezi ve Umman denizi arasında yer alır. Batıda, Türkiye ve Irak; Kuzeyde Nahcivan, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkmenistan; doÄŸuda Afganistan ve Pakistan ile komÅŸudur. Orta DoÄŸu’da Suudî Arabistan’dan sonra geniÅŸlik bakımından ikinci büyük ülkedir.

İran’ın kuzey ve güneyi ile batısı, yüksek daÄŸlarla çevrilidir. Hazar gölü kıyısında Elburzlar, batı ve güneyde ise ZaÄŸroslar uzanır. Bu daÄŸlar, Alp kıvrım sisteminin parçasıdır. KuzeydoÄŸu İran’daki Kopet daÄŸları ile batıda, kuzey-güney doÄŸrultusunda uzanan Khuzistan daÄŸları diÄŸer önemli engebelerdir. İran’ın büyük bir bölümünü; kurak, çıplak, ve aşınmış bir kütle olan İran platosu oluÅŸturur. Kuzeyden ve doÄŸudan daÄŸ sıralarıyla çevrili olan bu platonun kuzeyinde DeÅŸt-i Kebir, güneyinde DeÅŸt-i Lût çölleri yer alır. Çöller, ülke yüz ölçümünün üçte birine yakın bölümünü kaplar.

İran, sık sık ÅŸiddetli depremlerin görüldüğü bir kuÅŸak üzerinde yer almaktadır. Ülke, akarsu bakımından zengin deÄŸildir. İki önemli akarsuyundan biri, güneyde Åžat-ül Arap’a karışan ve ZaÄŸrosları kesen Karun nehri, diÄŸeri ise kuzeyde Elburzları yararak Hazar gölüne dökülen Kızıluzun’dur. Ayrıca ülkenin kuzeybatısında geniÅŸ bir çöküntü havzasına yerleÅŸmiÅŸ Urmiye gölü, İran’daki pek çok sayıdaki göllerin en büyüğüdür.

İran’da genel olarak sert bir karasal iklim görülür. Kış aylarında ülkede, soÄŸuk Sibirya yüksek basıncı etkilidir. Yaz aylarında ise ülkenin güneyinde dünyanın en alçak basınç merkezlerinden biri oluÅŸur. Platoda, yazlar kurak ve sıcak, kışlar ise soÄŸuk geçer. Burada yıllık yağış tutarları çok düşüktür.

İran toprakları, yaklaşık 10 bin yılı bulan bir yerleÅŸim alanı olma özelliÄŸine sahiptir. Bu topraklar üzerinde daha ilk çaÄŸlarda güçlü bir imparatorluk kurulmuÅŸtur. Asırlar boyunca çeÅŸitli İmparatorluk ve devletlerin baskılarına karşı koymuÅŸ bir devlet olarak ayakta kalabilmiÅŸtir. Yirminci yüzyılın baÅŸlarında, yarım yüzyıl kadar ÅŸahlık ile idare edildi. 1979′da İslâm Cumhuriyeti’ne dönüştürüldü. 1980′de komÅŸusu Irak ile olan savaÅŸ, sekiz yıl sürmüş ve bu savaÅŸta her iki ülke de büyük yıkıma uÄŸramıştır.

Nüfusun yarısından çoÄŸu baÅŸkent Tahran ile önemli kentler olan Tebriz, Åžiraz, İsfahan, Ah-vaz, KirmanÅŸah, Abadan ve MeÅŸhet’te yaÅŸar. Nüfusunun büyük bölümü Fars kökenlilerden oluÅŸmaktadır. Azeri ve Türkmenler de ülke nüfusunun dörtte birini oluÅŸturmaktadır. Oldukça genç bir nüfusa sahip olan İran’da, nüfus artış hızı da oldukça yüksektir.

İran’ın ekonomisi petrol’e dayanır. Ülkede zengin petrol ve doÄŸal-gaz yatakları vardır. Çıkarılan petrol, Basra Körfezi kıyısındaki Abadan’da arıtılarak ihraç edilir. Abadan’dan baÅŸka Åžiraz, Isfahan ve Tebriz’de petrol rafinerileri vardır, iran’daki petrol üretimi, ülke yöneticilerinin yaptırdığı hesaplamalara göre 20 yıl sonra ancak kendi ihtiyacını karşılayabilecek düzeye inecektir. Çünkü yataklardaki rezerv hızla azalmaktadır. Petrolün bitmesiyle, sanayisi geliÅŸmemiÅŸ olan bu ülkeyi zor günler beklemektedir.

Iran’ın el dokuma halıları dünyaca ünlüdür. Türkiye-Iran sınırı l639′da Kasr-ı Åžirin AntlaÅŸmasıyla çizilmiÅŸ ve bugüne kadar deÄŸiÅŸmemiÅŸtir.

Iki ülke arasındaki ticarî iliÅŸkiler son yıllarda artış göstermiÅŸtir. Iran Türkiye’ye ham petrol, deri, bakır, turfanda kavun ve karpuz satmakta Türkiye’den plâstik eÅŸyalar, demir-çelik ürünleri, ÅŸeker, yaÄŸ ve çeÅŸitli makineler almaktadır.

Türkiye ile Iran arasındaki siyasal ve kültürel iliÅŸkiler yeteri kadar geliÅŸmemiÅŸtir. Bunda da iran’ın kendine özgü Islâmî esaslara dayalı siyasal rejimini ihraç etme giriÅŸimlerinin önemli payı olmuÅŸtur. Ayrıca bu ülkenin Türkiye aleyhine faaliyet gösteren bölücü terör örgütlerini topraklarında barındırması ve onları desteklemesi de iliÅŸkilerin geliÅŸmemesinde önemli rol oynamıştır. Iran, Türkiye’ye karşı her plâtformda ve her zaman düşmanca politikalar izleyen Yunanistan ile de çeÅŸitli konularda zaman zaman ittifaklar yaparak, Türkiye’ye karşı dostça olmayan davranışlar sergilemektedir.

Halkın demokratik ve çağdaş yaşam için verdiği mücadeleler son seçimlerde sonuç vermiş ve ülkede bu konularda olumlu gelişmeler olmuştur.

Hayvancılığın ülke ekonomisinde önemli yeri vardır. Ülkede yaşayan çok sayıdaki göçebe grupların başlıca geçim kaynağı, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir. Hazar gölü, Basra Körfezi, Umman denizi kıyılarında balıkçılık, önemli bir gelir kaynağıdır. Hazar gölü kıyılarında mersin balığından elde edilen havyar, dünyaca ünlüdür.

İran’da geliÅŸmiÅŸ sanayi kolları; petrole dayalıdır. Abadan, Åžiraz, İsfahan ve Tebriz, petrol rafinerileri ve petro-kimya tesislerinin bulunduÄŸu baÅŸlıca merkezlerdir. DiÄŸer sanayi kuruluÅŸları, dokuma, gıda, çimento, cam ve ulaşım araçları üretimine dayalıdır. Ayrıca ülkede el sanatları (özellikle gümüş ve bakır iÅŸlemeciliÄŸi), ipekli dokuma, halıcılık geliÅŸmiÅŸtir. Ülke ihracatında önemli yer tutan ham petrol ve petrol ürünleri kadar halı ve ipekli dokuma da ön plândadır. Tebriz, İsfahan ve KirmanÅŸah baÅŸlıca halı üretim merkezleridir.

Ülkedeki ulaşım ağı, yüz ölçüme göre yeterli deÄŸildir. Hazar gölünden baÅŸlayıp Tahran’dan geçen ve oradan Basra Körfezi’ne inen ana yol, çok önemlidir. Demir yollarında en önemli hat, baÅŸkent Tahran’ı Hazar kıyılarına ve güneybatıda Abadan’a baÄŸlayandır. İran’ın, Hazar gölü ve Basra Körfezi kıyılarında önemli limanlan vardır.

İran, komÅŸularımız içinde en fazla ticaret yaptığımız ülkelerdendir. Türkiye, İran’a daha çok çeÅŸitli gıda maddeleri, canlı hayvan, demir-çelik ürünleri, kâğıt, iplik ve çeÅŸitli makineler satmakta; İran’dan ham petrol, bazı madenler ve ham deri almaktadır.

IRAK

Türkiye’nin GüneydoÄŸusunda 438 317 km2 alan kaplayan İrak’ın nüfusu 20 milyon dolayındadır. BaÅŸkenti BaÄŸdat olan ülkenin önemli ÅŸehirleri; Basra, Kerkük Musul ve Erbil’dir.

GüneydoÄŸu komÅŸumuz olan Irak, Orta DoÄŸu’da merkezî bir konuma sahiptir. DoÄŸudan İran, batıdan Suriye, Ürdün, Suudî Arabistan, güneyden Kuveyt ve Basra Körfezi ile çevrilidir. Büyük bir bölümü az yüksek düzlüklerden oluÅŸan ülke, coÄŸrafî bakımdan ÅŸu bölgelere ayrılır: Mezopotamya düzlükleri, KuzeydoÄŸudaki daÄŸlık alan, Batı ve güneybatıda yer alan yan çöl alanları.

En verimli toprakları Fırat ve Dicle ırmakları boylarındadır. Bu iki ırmak, İrak’ın hayat kaynağıdır. Ülke nüfusunun önemli bir kısmı da bu iki ırmağın yakınlarında toplanmış durumdadır. Tarihî devirlerden beri bu iki ırmak arasındaki verimli topraklar, Mezopotamya olarak bilinir ve çeÅŸitli medeniyetlerin doÄŸuÅŸ alanı olmuÅŸtur.

Mezopotamya, kuzeybatı-güneydoÄŸu doÄŸrultusunda uzanan Dicle ve Fırat ırmaklarının alüvyal dolgu alanıdır ve ülkenin yaklaşık yansını oluÅŸturur. Bu iki nehir, Basra Körfezi’ne 180 km kala birleÅŸir ve Åžat-ül Arap adıyla körfeze dökülür. Åžat-ül Arap’ın çevresi, bataklık düzlükler halindedir. Bataklık sazları ve aÄŸaçlarıyla kaplı olan bu kesimde ulaşım, daha çok teknelerle yapılmaktadır.

Irak, sıcak ve kurak karasal iklimin etkisi altındadır. Düzlüklerde yazlar çok sıcak geçer. Temmuz ve aÄŸustos aylarında sıcaklıklar 46°C’ye kadar çıkar. Yıllık yağış tutarları, güneybatıdan kuzeydoÄŸuya doÄŸru artış gösterir. Yüksek daÄŸlık kesimlerde 750-1000 mm’yi bulan yıllık yağış, güneybatıya doÄŸru azalarak 100 mm’ye kadar düşer. KuzeydoÄŸudaki daÄŸlık kesimde yazlar sıcak, kışlar soÄŸuk geçer.

Ormanlar, ülke yüz ölçümünün çok küçük bir bölümünü kaplar. Ülke genelinde bozkırlar ve seyrek çalılıklar yaygındır.

İrak’ta bugün çeÅŸitli etnik gruplara mensup 20 milyona yakın insan yaÅŸamaktadır. Nüfusun çoÄŸunluÄŸunu Araplar oluÅŸturur. En önemli azınlık 2.5 milyon dolayındaki nüfusa sahip olan Türklerdir. Aynca ülkede 0.5 milyon dolayında hristiyan nüfus yaÅŸamaktadır.

İrak’ta halkın büyük çoÄŸunluÄŸu, geçimini tarımdan saÄŸlar. Ekili-dikili alanların üçte birinde sulamalı tarım yapılır. Bu amaçla Fırat ve Dicle üzerinde çok sayıda baraj yapılmıştır. BaÅŸlıca ürünleri; hurma, çeltik ve pamuktur. Dünya hurma üretiminin %70′ini gerçekleÅŸtirir. Baklagiller ve susam üretimi de yaygındır. Kuzey kesiminde daha çok tahıl ve tütün üretilir.

Mera ve çayır alanlarının çok az yer kaplaması nedeniyle hayvancılık pek gelişmemiştir. Gelişme yolunda olan ekonomisinde, petrolden elde edilen gelirin büyük bir bölümünü, tarımı modernleştirmeye harcamaktadır. Bunda başarılı olmuş, birim alandan yüksek verim elde ederek bu yolla açıklarım kapatmıştır.

Ülke, yer altı kaynakları bakımından önde gelen petrol üreticileri arasında yer alır. İrak’taki petrol havzaları kuzeydoÄŸuda (Musul, Kerkük) ve güneyde Basra Körfezi kıyısında olmak üzere baÅŸlıca iki bölgededir. Dünya petrol rezervlerinin %10′una sahip olan ülke, çıkarttığı petrolü dünyaya, doÄŸu Akdeniz’deki limanlar ile ülkemizdeki Kerkük-Yumurtalık boru hatları ve Basra Körfezi’ndeki istasyonlardan ihraç eder. Körfez Savaşı sonrası, ambargo nedeniyle petrol boru hatları, bir süre kapalı kalmış, daha sonra kısmen yeniden açılmıştır. Ülkenin petrol dışındaki yer altı zenginlikleri arasında doÄŸal gaz, kükürt, fosfat ve tuz sayılabilir.

İrak’ta, petrol ve petrol ürünlerine dayalı olanlar dışında diÄŸer sanayi kollan pek geliÅŸmemiÅŸtir. De-mir-çelik sanayii, ulaşım araçları, çimento, gıda, tekstil sanayii kuruluÅŸları son yıllarda önem kazanmıştır. Ancak günümüzde bütün bu kuruluÅŸlann büyük bölümü son giriÅŸilen savaÅŸ sonrasında çalıştırılamaz hâle gelmiÅŸtir.
Körfez Savaşı öncesinde, ülkemizle Irak arasında çok canlı bir ticaret vardı. İrak’a uygulanan ambargo nedeniyle bu ticaret büyük ölçüde durmuÅŸtur. Türkiye, İrak’a çeÅŸitli gıda maddeleri, konfeksiyon ve demir-çelik ürünleri satmakta; bu ülkeden ham petrol satın almaktadır.

Irak, 1534 yılında Osmanlı yönetimine girmiÅŸ ve 1918 yılına kadar aynı ülkenin bir parçası olarak kalmıştır. Kısa bir süre ingiltere’nin etkisinde kalan Irak, 1932 yılında bağımsızlığına kavuÅŸmuÅŸtur. 1980-1988 yılları arasında iran’la savaÅŸan Irak, 1990 yılında da yine bir baÅŸka komÅŸusu olan Kuveyt-le savaÅŸa girmiÅŸtir. Bu ülkeyi iÅŸgal ve kendi topraklarına ilhak eden Irak, BirleÅŸmiÅŸ Milletler desteÄŸinde ABD ve müttefiklerinin müdahalesiyle büyük bir yenilgiye uÄŸramıştır. Büyük kayıplar veren İrak’a uzun yıllar süren petrol dış satım yasağı konmuÅŸtur. Ayrıca bu ülkeye ilâç dışında ticaret ambargosu konulmuÅŸtur.

Bu ağır yaptırımlar karşısında Irak, ekonomik ve siyasal alanda önemli kayıplara uÄŸramıştır. Bu arada Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı da kapatılmıştır. Böylece komÅŸumuz İrak’ın yapmış olduÄŸu hata yüzünden Türkiye de ekonomik kayıplara uÄŸramış bulunmaktadır. Saldırgan ve istilâcı tutumu nedeniyle savaÅŸa neden olması ve savaÅŸtan yenik çıkması üzerine BirleÅŸmiÅŸ Milletler tarafından öne sürelen koÅŸulları yerine getirmekte isteksiz davranan Irak, ekonomik yönden her geçen gün daha kötüye gitmektedir. İrak’ın bu durumundan Türkiye’de zarar görmektedir. İrak’taki diktatörlük yönetiminin akıl dışı uygulama ve politikalarının sona ermesi, hem ülke hem de bölge açısından olumlu sonuçlar doÄŸuracaktır.

Iran savaşı ve Kuveyt savaşı sonrasında ülkesindeki Kürt vatandaÅŸlarına karşı kimyasal silâh kullanarak imha politikası uygulayan İrak’ın kuzey kesiminde özel bir bölge oluÅŸturulmuÅŸtur. ABD ve müttefikleri tarafından kabaca; 36. kuzey paralelinin kuzeyinde Irak uçaklarına uçuÅŸ yasağı konulmuÅŸtur. Burada Irak devleti egemen durumda deÄŸildir. Bu bölgede yaÅŸayan Kürtlere özel bir politika uygulanmakta ve İrak’a karşı korunmaktadır. Kürt liderler zaman zaman Avrupa ve ABD’de bir araya getirilip birlikte hareket etme telkinleri yapılmaktadır. Bu bölgede kurulması plânlanan bir Kürt devletinin siyasal alt yapısı 1999 yılında oluÅŸturulmuÅŸtur.

36.paralelin kuzeyinde bulunan Türkler, Kürtlere saÄŸlanan kolaylıklardan yararlandırılmamaktadır. Ayrıca Kuzey İrak’ta bulunan ve 36. Kuzey paralenin güneyinde bulunan Kürtler de ABD ve Batılı devletler tarafından koruma altındadır. Sonuç olarak belirtmek gerekirse, 36. Kuzey paraleli uygulaması, aslında Kuzey İrak’ta kurulması istenilen bir kurt devleti için ortaya atılmış bir adımdır. Buradaki Türklerin hiç dikkate alınmaması, konunun Türkiye için çok önemli bir boyutudur. Çünkü bölgede 2.5 milyon Türk (Türkmen) yaÅŸamaktadır.

Petrol ihraç eden ülkeler birliÄŸi (OPEC)’nde yer alan İrak’ın zengin petrol yatakları, güneyde Basra Körfezi kıyısmdadır. Kuzeydeki yataklar ise Kerkük ve Musulda’dır. Irak 1990 yılına kadar en çok petrol ihraç eden ülkeler arasında dünyada 5. sıradaydı. Irak, petrol ihracatından saÄŸladığı gelirin önemli kısmını silahlanmaya yatırmış ve bu silâh gücüyle de bölgede lider ülke olma hayaline kapılmıştır. Ancak bu isteÄŸini komÅŸu ülkelere saldırganlık derecesine vardıran Irak, Arap milliyetçiliÄŸini de zaman zaman canlandırarak Türkiye aleyhine çaba harcamaktadır. Körfez savaşı sonrası, ülkedeki petrol üretimi ancak ülke ihtiyacını karşılamaktadır. Çünkü BirleÅŸmiÅŸ Milletler tarafından ülkeye satış yasağı uygulanmaktadır.

Ambargo öncesinde, Kerkük’ten çıkartılan petrolün bir bölümü, petrol boru hattıyla Suriye üzerinden Akdeniz’e aktarılarak ihraç edilirdi. DiÄŸer bir kısmı ise Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattıyla yine Akdeniz üzerinden ihraç edilir. Bu petrolün önemli bir kısmını Türkiye satın alırdı.

Kuzey Irakta yaÅŸayan 2 milyon dolayındaki Türk’ün (Türkmenlerin) önemli sorunları vardır. Birkaç yıl öncesine kadar baÅŸta Kerkük ve Musul gibi kentlerde nüfusun çoÄŸunluÄŸunu Türkler oluÅŸturuyordu. Ancak Irak yönetimi, bu nüfusa karşı yıldırma politikası izlemiÅŸtir. Buralardaki Türkler, çeÅŸitli bahanelerle göçe zorlanmış ve yerlerine Arap nüfus yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Bilinçli bir ÅŸekilde yürütülen bu politika sonunda, bu kentlerde Türkler artık azınlıkta kalmışlardır. Ayrıca buralarda sayıları hızla azalan Türklere karşı devlet, sürekli olumsuz tutum içerisindedir.

Irak ile Türkiye arasındaki iliÅŸkiler yeteri kadar geliÅŸmemiÅŸtir. Bunun nedeni İrak’taki demokratik olmayan (diktatörlük) yönetimin devlet ciddiyetiyle baÄŸdaÅŸmayan ve zaman zaman da dostça olmayan tutumlarıdır. Uzun bir sınıra sahip olan bu ülkeyle akıllı, demokratik ve insan haklarına saygılı uluslar arası ölçüler içinde kurulacak iliÅŸkiler, her iki ülke ve ülke halkı için de önemlidir.

YUNANISTAN

Deniz sınırları da dikkate alınırsa, en uzun sınıra sahip olduğumuz komşumuz Yunanistan’dır.Yunanistan, Balkan yarımadasının güneyinde yer alır.Kuzeyden Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan kuzeydoğudan Türkiye ile komşudur. Başkenti Atina, önemli sehirleri Selanik ve Pire’dir.

131,990 km2 lik yüzölçümüne ve 11 milyon nüfusa sahiptir. Ülke koy ve körfezlerle iyice parçalanmış olan büyük bir yarımada, Batı Trakya ve 2000 den fazla irili ufaklı adadan oluÅŸur.Ülke, coÄŸrafî bakımdan; Kuzey Yunanistan, Orta bölüm, Mora yarımadası ve Adalar Yunanistan’ı olmak üzere dört bölüme ayrılır.

Adaların en büyüğü güneydeki Girit’tir. Adaların diÄŸerleri; Ege denizinde kuzeyden güneye doÄŸru TaÅŸoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy, Rodos, EÄŸriboz . Yunanistan, akarsular bakımından fakir bir ülkedir. BaÅŸlıca akarsuları; Meriç, Vardar ve Mestos’tur.

Yunanistan’da genelde Akdeniz iklimi egemendir. DoÄŸu kesimi, Balkanlar’dan gelen soÄŸuk hava akımlarına açıktır. Batısı ise daha ılık ve daha yağışlıdır. Batıda 1000mm’yi bulan yağışlar, doÄŸuda yarı yarıya düşer. Sıcaklıklar ise ülkede kuzeyden güneye doÄŸru artış gösterir. Yunanistan’da doÄŸal bitki örtüsü, genelde maki topluluÄŸudur. Ancak kuzeybatıdaki yüksek alanlarda ormanlara rastlanır. Ormanlarının büyük bir bölümü tahrip edilmiÅŸtir.

Tarih öncesi çaÄŸlardan itibaren yerleÅŸime sahne olan ve deÄŸiÅŸik medeniyetlerin kurulduÄŸu Yunanistan topraklan, 14. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı egemenliÄŸine geçmiÅŸtir. Yaklaşık beÅŸ yüzyıl Osmanlı egemenliÄŸinde kaldıktan sonra 1829′da bağımsızlığını kazanmıştır. Yunanistan, I. Dünya Savaşı’ndan sonra AnlaÅŸma Devletleri’nin desteÄŸi ile Bati Trakya ve Bati Anadolu’yu iÅŸgal etti. Ancak I. ve II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz ile ağır bir yenilgiye uÄŸrayarak geri çekildi.

Yunanistan’da kentli nüfus oranı yüksektir. BaÅŸkent Atina dışında Selanik, Pire, Patras, Larissa, Valos gibi ÅŸehir merkezleri ve çevreleri, nüfusun yoÄŸun olduÄŸu yerlerdir. Ülke nüfusunun büyük çoÄŸunluÄŸunu Yunanlılar meydana getirir. Nüfusun geri kalanı Türkler, Makedonlar, Arnavutlar, Ermeniler ve Çingenelerden oluÅŸur. Türklerin yoÄŸun olarak yaÅŸadığı yerler, Bati Trakya’daki İskeçe, Gümülcine ve DedeaÄŸaç çevresidir. Yunanistan’daki Türkler yoÄŸun baskı altında yaÅŸamaktadır.

Yunanistan’da tarım, ekonomik etkinlikler içinde ilk sırayı alır. Ancak, yüzey ÅŸekillerinin aşın engebeli oluÅŸu ve yağış yetersizliÄŸi nedeniyle tarım fazla geliÅŸmemiÅŸtir. Zeytin üretimi ve baÄŸcılığın geniÅŸ yer tuttuÄŸu Yunanistan’da baÅŸlıca tarım ürünleri; buÄŸday, çeltik, pamuk, tütün, turunçgiller ve çeÅŸitli sebzelerdir. Akdeniz ülkeleri içinde zeytin ve zeytinyağı üretiminde ilk sıralarda yer alan ülkelerdendir. DiÄŸer tarımsal ürünler bakımından iç tüketimini karşılamaktan çok uzaktır.

Ülke topraklarının dörtte birini kaplayan mera alanlarında, daha ziyade küçükbaÅŸ hayvancılık yapılır. Ancak son yıllarda büyük ÅŸehirler çevresinde modern metotlarla yapılan mandıracılık geliÅŸme göstermiÅŸtir. Ülkenin binlerce km’yi bulan kıyılan olduÄŸu hâlde balıkçılık önemli bir gelir kaynağı deÄŸildir. Bunun baÅŸlıca nedenleri, aşırı avlanma ve deniz kirliliÄŸi nedeniyle balık neslinin azalmış olmasıdır.

Yunanistan, yeraltı kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Kaliteli kömür yatakları olmadığı gibi petrol ve doğal gaz yatakları da çok sınırlıdır. Çıkarılan madenler arasında linyit, boksit, demir, çinko, magnezit, nikel sayılabilir. Sanayi için temel enerji kaynaklan petrol, doğal gaz ve kömür dışardan temin edilir.

Sanayi, Yunanistan’da pek geliÅŸmemiÅŸtir. Gıda, tekstil, çimento, gübre, kâğıt, elektrikli aletler ve gemi onanını kurul uslan, özellikle büyük ÅŸehirlerin çevresinde görülür.

Az miktarda tanm ürünü ihraç eden ülke, petrol, çeşitli ulaşım araçları ile demir-çelik ve gemi makineleri ithal eder. Güçlü bir deniz filosuna sahiptir. Bu bakımdan uluslar arası deniz taşımacılığından elde ettiği navlun geliri önemli ölçüdedir.
Ülkede gelişmiş demir ve kara yolu taşımacılığının yanı sıra deniz taşımacılığı da önemlidir. Yunan deniz yollan ve dünyanın dört bir tarafında deniz taşımacılığı yapan Yunanlı armatörler, ülkeye büyük kazanç sağlar.
Turizm, ülkenin çok önemli bir gelir kaynağıdır. Üklenin dış gelirleri arasında turizm birinci sırayı almaktadır. Sanayi ise AB ye girdikten sonra gelişme yolundadır.

Yunanistan, yaklaşık 400 yıl Osmanlı yönetimindekalmıştır. 1829’da yapılan Edirne Antlaşmasıyla ülke, bağımsızlığına kavuşmuştur. Daha sonra her fırsatta Osmanlı Devleti’nden toprak koparan Yunanistan, sınırlarını Meriç’e kadar getirmiştir. Bugünkü Türkiye-Yunanistan sınırı, Lozan Antlaşması’yla kabul edilmiştir. Ancak Yunanistan tarafında kalan Batı Trakya’da 150,000 kadar Türk nüfus yaşamaktadır.

Yunanistan’la Türkiye arasında önemli sorunlar vardır. Bu sorunların tamamını da Yunanistan tek taraflı olarak yaratmaktadır. İki ülke arasındaki sorunlar aşağıdaki başlıklar altında sıralanabilir :

Batı Trakya Türkleri Sorunu: Lozan antlaşmasıyla (1924) Yunanistan ‘ın Batı Trakya kesiminde önemli miktarda Türk asıllı nüfus kalmıştı. Bunların bir kısmı Türkiye’de yaşayan Rum asıllı Türk vatandaşlarıyla karşılıklı olarak değiş tokuş (mübadele) yapılmıştır. Bunun dışında Batı Trakya’da günümüzde 150.000 kadar Türk yaşamaktadır. Bu insanların çok önemli sorunları vardır. Türk azınlık, sözde bir AB üyesi olan ülkede yaşamarına rağmen, demokrasinin en temel ilkesi olan seçme ve seçılme hakkına sahip değillerdir. Dini ibadetlerini özgürce yerine getirememektedir. Ev, arsa gibi gayrimenkulleri satın alma hakları bulunmadığı gibi kendi evlerinin tamir ve bakımını bile yapamamaktadırlar. Böylece, Türklerin elinde tapulu gayrimenkul bırakılmaması politikası izlenmektedir. Türklerin dairelerinde görev alma hakkı yoktur. Yukarıda belirtilen ve bir Avrupa Birliği üyesi olan ülkede izlenen yöntemlerin tamamı, Türk nüfüsun ülkeden uzaklaştırlması amacını gütmektedir. Bu tutum, Yunanistan devletinin resmi politikasıdır. Bütün bu demokrasi dışı davranışlar, demokrası ve insan hakları şampiyonu kesilen ve başkalarına demokrasi dersi vermeye kalkışan Avrupa Birliği üyeleri tarafında sadece seyredilmekte ve desteklenmektedir.

Ege Denizi ve Adalar Sorunu: Ege denizi, iki ülke arasında bulunan ve Akdeniz’i Marmara ve boğazlarla Karadeniz’e bağlayan arazinin çökmesi sonucu 4. Jeolojik zaman başlarında oluşmuştur. Bundan dolayı, Anadolu’nun kıyıları çok girintili çıkıntılıdır. Kıyılarımızın hemen yakınında bulunan adaların jeolojik yapısı, batı kıyılarımızla aynıdır. Yani bu adalar jeolojik olarak Batı Anadolu’nun uzantılarıdır. Çünkü bu adalar aynı zamanda Anadolu’nun kıt’a sahanlığı üzerinde bulunmaktadır. Böyle olmasına rağmen Lozan Antlaşmasına göre, 2. Dünya Savaşı sonrasında Oniki ada olarak adlandırılan ve Türkiye’nin güneybatısında kalan adalar dahil, Ege denizinde kalan adaların tamamına yakını Yunanistan tarafından haksız yere sahiplenmiştir. Bu da yetmiyormuş gibi Yunanistan, kara sularını (deniz sınırlarını) 6 milden 12 mile çıkarma çabasındadır. Böyle bir uygulama, Türkiye’nin Ege denizi kıyılarında neredeyse Türkler’in denizde yüzme hakkını bile elinden almaktadır.

Yunanistan zaman zaman bu haksız isteğini tekrarlamakta, Türk Deniz Kuvvetleri’nin Ege’de yaptıkları planlı tatbikatlar sırasında ara ara krizler yaratmaktadır. Haksız isteklerini zaman zamn uluslararası kuruluşlara taşımaktadır. Ama haksız oldukları için ve Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında sonuç alamamaktadırlar. Ayrıca Ege denizini bir Yunan denizi gibi görerek bu denizin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol aramalarına da engel olarak sorun çıkarmaktadır.

Kıbrıs Sorunu: 1571 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Kıbrıs adası, 1914 yılında İngiltere’nin yönetimine girmiştir. 1960 yılında ise bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Adadaki Türk ve Rum nüfusunun eşit hakları üzerine kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Yunanistan kendine bağlamak istiyordu. Adadaki Türkler hunharca öldürülmeye başlandı. Ancak Yunanistan enosis politikasında başarılı olamadı. 1974’teki Türk Barış Harekatıyla Türkler katliamdan kurtuldu ve 1983 yılında Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Yunanistan, bundan sonra da Kıbrıs Türkleri ve Türkiye aleyhindeki politikasını sürdürdü. Üyesi olduğu AB’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda Kıbrıs konusunu gündeme getirdi. Kıbrıs’ta tek bir devlet bulunduğunu iddia ederek KKTC’nin uluslararası kuruluşlarda tanınmaması için çaba harcamaktadır. Kıbrıs’ın tamamını Rum yönetiminin temsil ettiğini iddia etmekte ve zaman zaman bu iddiasında da başarılı olmaktadır. Rum yönetimi Kıbrıs adasının temsilcisi olarak AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuş ve bu yönde önemli gelişmeler sağlanmışlardır.

Yunanistan, Türkiye’nin AB’ne üye kabul edilmesi için Kıbrıs’taki Türklerin bütün haklarında vazgeçmeleri koşulunu öne sürmektedir. Maalesef bu istek, bazı Avrupa ülkeleri tarafından da benimsenmektedir.

Sonuç olarak Kıbrıs’ta günümüzde adada iki ayrı halkın kurduğu iki ayrı bağımsız devletin bulunması, sorunun çözümlenmesini sağlamıştır. Ancak, bu çözümü sorun olarak gören ve kendi çıkarları doğrultusunda çalıştıran ülke Yunanistan’dır. Şu anda Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için Kıbrıs sorunu diye bir sorun bulunmamaktadır. Diğerlerin de olduğu gibi bu sorunu yaratan yine Yunanistan’dır.

Adaların silahlandırılması sorunu: Yunanistan, Ege kıyılarımızn birkaç mil uzağında bulunan adaları silahlandırmaktadır. Bu durum, hem Lozan Antlaşmasına, hem uluslararası sözleşmelere hem de komşuluk ilişkilerine aykırıdır. Düşmanca bir düşüncenin ürünüdür. Ancak bu silahlandırma eylemi özellikle AB üyelerinin gözleri önünde açıkça devam etmektedir.

Terörizmi Destekleme Sorunu: Yunanistan, Türkiye aleyhine olacak her şeye destek vermektedir. Buna terörizm de dahildir. Bunun en canlı örneği, Türkiye’yi bölmek amacıyla kurulmuş bulunan dünyanın en kanlı terör örgütüne açıkça vermiş olduğu destektir. Bu terör örğütüne eğitim yeri ayıran kendi askeri personelinden eğitici elemanlar görevlendiren, örgüt elemanlarına topraklarında eğitim ve kamp yeri ayıran, ona uluslararası kuruluşlarda arka çıkan Yunanistan, aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesidir. Buna ek olarak, törerizmi kınayan uluslararası sözleşmelere de imza atmıştır. Terör örgütü başının yakalanması ile ve bağımsız Türk mahkemelerine vermiş olduğu özgür ifadeleri ile Yunanistan, teröre vermiş olduğu destek konusun da suç üstü yakalanmış bulunmaktadır.

Fır Hattı Sorunu: Fır hattı uluslararası hava ulaşımı hattıdır. Türkiye’nin Avrupa ve pek çok ülke ile olan hava ulaşımı, Ege denizi üzerinden yapılmaktadır. Bunu firsat bilen Yunanistan, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak bu uçuş hattını zaman zaman kapatma girişimlerinde bulunmakta ve iki ülke arasında kriz yaşanmasına neden olmaktadır.

Yukarıda başlıklar halinde belirtilen ve tamamen Yunanistan tarafından yaratılan sorunların temelinde, Yunanistan devlet yöneticilerinin Türk ve Türkiye düşmanlığı yatmaktadır. Yunan halkının isteğine aykırı olarak, Yunan devlet yöneticileri tarafından uygulanan bu politika, bütün Yunan Hükümetlerinin dış politikasının değişmeyen ilkesi haline gelmiştir. Bu amaçla Yunanistan, Türkiye’nin AB ye üye olmasına her türlü engeli çıkarmaktadır. Bu engelleme, birçok AB ülkesi tarafından da desteklenmektedir.

Yunanistan, gençliğini Megalo idea (büyük ideal) gibi boş bir hayal ile yetiştirmektedir. Bu hayal eski Helen imparatorluğunu canlandırmayı amaçlamaktadır. Bu ideale göre; Marmara ve Ege bölgeleri ele geçirilecek ve İstanbul büyük Yunanistanın başkenti yapılacaktır. Bu ham hayal zaman zaman Yunan yöneticileri tarafından açıkca dile getirilebilmektedir.

Yunanistan devletinin, bu olumsuz tavırlarına rağmen aynı denizin iki yakasındaki Türk ve Yunan halkı birbirlerine karşı sevgi ve barış duyguları beslemektedir. Bunun en güzel örneği, 1999 depreminden sonra açık bir şekilde gösterilmiştir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler yeteri kadar gelişememiştir. Türkiye Yunanistan’dan çeşitli kimyasal maddeler, ilaç ve demir çelik ürünleri satın alır. Yunanistan’dan çeşitli tarım ürünleri, bazı madenler, cam ve cam ürünleri satar.

RUSYA FEDERASYONU

1991 yılına kadar adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÄŸi (SSCB) olan ülke, yine aynı tarihe kadar ABD ile birlikte dünyanın iki süper gücünden biriydi. Ancak 1990′lı yıllarda baÅŸlayarak devam eden baskıcı-devletçi-kapa-lı yönetim sisteminin çöküşü ve sonunda kendine baÄŸlı Türk Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan) ile Tacikistan, Gürcistan, Ermenistan, Beyaz Rusya, Ukrayna, Estonya, Letonya, Lit-vanya ve Moldova’nın bağımsızlığını kazanmasıyla sınırları iyice daralmıştır. Ayrıca lideri olduÄŸu DoÄŸu Bloku ve VarÅŸova Paktı’nın da çökmesiyle bu birliÄŸe baÄŸlı olan DoÄŸu Avrupa ülkeleri (Romanya, Macaristan, Çekoslovakya, Bulgaritan, Polanya ve DoÄŸu Almanya’nın bloktan ayrılarak NATO’ya üye olmak için baÅŸvurmaları sonucu, ekonomik sistemin çökmesine ek olarak siyasal ve askerî sistemi de çökmüştür.

Yukarıda belirtilen nedenlerle sınırları iyice küçülerek Rusya Federasyonu adını alan yeni devlet, yine de dünyanın en geniÅŸ topraklarına sahiptir. Asya kıt’asının kuzeyinde, batıda Karadeniz’den doÄŸuda Büyük okyanusa kadar, Güneyde Kazakistan’dan kuzeyde Kuzey Buz denizine kadar çok geniÅŸ topraklara sahiptir. Topraklarının büyük bir kısmı Asya, batıdaki küçük bir kısmı ise Avrupa kıt’asındadır. îki kıt’a arasındaki sınırı Ural daÄŸları oluÅŸturur. Rusya Federasyonu’nun yüzölçümü 17 milyon km2, nüfusu ise yaklaşık 150 milyondur. BaÅŸkenti Moskova olan ülkenin önemli ÅŸehirleri; Leningrad ve Gorki’dir.

Rusya Federasyonu nüfusunun çoÄŸu, Ural daÄŸlarının batısındaki Avrupa kesiminde yaÅŸar. Burası, DoÄŸu Avrupa Ovaları olarak bilinir. Ülkenin doÄŸuda kalan Asya topraklarıysa yerÅŸekilleri bakımından çeÅŸitlilik gösterir. Kuzeyde kalan kesimi Sibirya’dır. Sibirya’nın doÄŸusunda, Büyük okyanus kıyılarında yüksek sıradaÄŸlar bulunur. Ayrıca Çin sınır bölgesi de oldukça daÄŸlıktır.

Ülkede, Kuzey Buz denizine dökülen büyük ırmaklar vardır. Obi Yeni-sey ve Lena bunların baÅŸlıcalarıdır. Karadeniz’e dökülen idil (Volga) de ülke için önemli bir akarsudur.

Ülkede genellikle karasal iklim etkilidir. Kuzey Buz Denizi yakınlarında soÄŸuk iklim görülür. Bitki örtüsü Sibirya’da Tayga adı verilen çam ormanlarından oluÅŸur. Güneyde ise genellikle bozkırlar yaygındır.

Rusya Federasyonu’nda yaÅŸayan halk; dil, din ve etnik bakımından çok farklılıklar gösterir. Nüfusun çoÄŸunluÄŸu Ruslardan oluÅŸur. Daha sonra Türkler gelir. Türkler, ülke içinde çeÅŸitli yerlerde yaÅŸamaktadır. Bunların çoÄŸu özerk cumhuriyet ve özerk bölgelerde bulunur. YaÅŸadıkları yerlerin adı Özerk olsa da bu yönetimler, çok sıkı bir ÅŸekilde Rusların kontrolü altındadır.

Anayurtları olan Orta Asya’dan göç ederek dağılan Türkler, Rusya Federasyonu içinde çeÅŸitli yerlerde ve çeÅŸitli isimlerle bulunurlar. Türkiye’ye en yakın olan Kafkaslardaki Türkler; Karaçay, Balkar ve Dağıstan Özerk Cumhuriyetlerinde yaÅŸar, idil boylarındakiler ise ÇuvaÅŸistan, Tataristan ve BaÅŸkurdistan Özerk Cumhuriyetlerinde yaÅŸarlar. Ülkenin güneyinde Altay daÄŸları çevresinde bulunan Türklerin bulunduÄŸu yerler ise Altay, Ha-kas ve Tuva Özerk Cumhuriyetleridir. Asya kıt’ası ve ülkenin kuzeydoÄŸu köşesinde ise Yakut Türklerinin yaÅŸadığı Yakut (Saha) özerk cumhuriyeti bulunmaktadır.

Rusya Federasyonu’nda zengin doÄŸal kaynaklar vardır. En önemli” yer altı kaynağı petrol, doÄŸal gaz ve demirdir. Ayrıca Sibirya’daki geniÅŸ ormanlar, ülke için büyük bir zenginlik kaynağıdır. Tarım ve hayvancılığın önemli olduÄŸu ülkede bazı sanayi dalları geliÅŸmiÅŸtir. Bunların başında petrol ürünleri, silâh ve metal sanayii gelir. Ülkede sanayi ve teknoloji Batıya uyum saÄŸlama çabasındadır.

Rusya Federasyonu, gerek siyasî ve gerekse ekonomik yönden büyük bir deÄŸiÅŸim içindedir, insana, özgürlüklere, giriÅŸimciliÄŸe ve yaratıcılığa önem v.ermenin gerekliliÄŸini anlayan ülke yöneticileri, siyasal ve ekonomik deÄŸiÅŸim yönünden önemli mesafeler almışlardır. Eski süper gücünden çok ÅŸeyler kaybeden, kendini yenilemek için dünyanın çeÅŸitli kuruluÅŸları ve ülkelerinden kredi alan ülke, yine de küresel sorunlar üzerinde etkili olabilmektedir. Bunun en canlı örneÄŸini Balkanlarda (Kosova’da) göstermiÅŸtir.

Rusya Federasyonu, Türkiye’ye karşı, Çarlık Rusyası ve eski DoÄŸu Blo-ku liderliÄŸinden kalma dış politikasını devam ettirmektedir. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra farklı bloklarda yer almış iki ülkenin dış politikası, gereÄŸince Rusya, çok zaman Türkiye’nin karşısında olmuÅŸtur. Günümüzde bunun en canlı örneÄŸini Baku1 den gelecek petrolün Avrupa pazarlarına aktarılması konusunda görmek mümkündür. Türkiye bu petrollerin Baku-Ceyhan arasında döşenecek bir boru hattıyla taşınmasını isterken Rusya Federasyonu, kendi limanı olan Soçi üzerinden ve Karedeniz’i tabiken boÄŸazlarımızdan tankerlerle taşınmasını desteklemektedir.

Ülke çıkarlarını ön plânda tutan daha esnek ve daha akıllıca uygulanacak dış politikalar, bu büyük komÅŸumuz ile daha büyük projelerde birlikte çalışma imkânı yaratabilir. Ancak bu durum, Batı bloku ile Rusya Federasyonu arasında Türkiye’nin izleyeceÄŸi gerçekçi bir denge politikasıyla mümkündür.

Ülke Türkiye’ye doÄŸal gaz, kereste gibi ÅŸeyler satar. Türkiye’den tekstil ve bazı besin maddeleri satın alır. Son yıllarda Türk müteahhitleri bu ülkede büyük baÅŸarılara imza atmışlardır. Giderek yaygınlaÅŸan bu müteahhitlik hizmetleri yanında Türk giriÅŸimcileri Rusya Federasyonu’nda çeÅŸitli iÅŸ yerleri de açmaktadırlar.

Türkiye’nin komÅŸularıyla olan iliÅŸkileri toplu olarak deÄŸerlendirildiÄŸi zaman şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır. OrtadoÄŸu ülkeri olarak isimlendirilen Müslüman Arap ülkeleri (Iran ve israil hariç), kısa bir zaman önce Osmanlı egemenliÄŸinden kurtulmuÅŸ olmanın vermiÅŸ olduÄŸu psikolojik etkinin ve batılı devletlerin onları tarih boyunca çeÅŸitli yollardan Türklere karşı kışkırtmış olmalarının etkileriyle ve ayrıca laik ve demokratik tek müslüman ülke olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı olumsuz tavırlar içinde olmaktadırlar. Yunanistan, her zaman ve her zeminde Türk ve Türkiye karşıtı politikalarını yürütmektedir. Kuzey komÅŸumuz olan Rusya Federasyonu ise, geleneksel olarak Türkiye’ye karşı olan politikasını devam ettirmektedir. KomÅŸularının bu politikalarının oluÅŸmasında Türkiye’nin herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Ancak dostça olmayan bu politikalara karşı ülkemizin her zaman güçlü olması gerekmektedir. Bunun iki temel öğesi ise millî birlik ve ekonomik geliÅŸmiÅŸliktir.

Related posts

Etiketler:, , , , , , , ,

Korku Oyunları

Komik Videolar

Aşk Şiirleri