Küreselleşme
1.KÜRESELLEŞME KAVRAMI,BAŞLANGIÇ SÜRECİ VE NASIL İZLENİR
1.1. Küreselleşme Kavramı
Küreselleşme, ulaşım haberleşme ve bilgi teknolojisindeki gelişmeler sonucunda toplumsal ve kültürel düzenlemeler üzerinde, mekansal uzaklıklardan kaynaklanan farklılıkların ortadan kalktığı toplumsal bir süreçtir. Günümüz için önemli olan ise insanların bu kısıtlamaların kalkmakta oluşunun bilincinde olmalarıdır.
Küreselleşme, Avrupa kültürünün,yeni sömürgecilik, kolonizasyon ve kültürel kaynaşma ile tüm dünyaya yayılma çabalarının doğrudan sonucudur.
Küreselleşme Yeni bir terim olmakla beraber, kökleri sömürgecilik tarihine uzanan çok eski bir süreçtir. İngiliz emperyalizminin en ünlü sözcülerinden Cecil Rhodes 1890’larda sömürgeciliğin savunmasını kısa ve özlü olarak söyle yapıyordu. Kolayca ham madde elde edebileceğimiz, aynı zamanda sömürgelerin yerli halkının sağladığı ucuz köle emeğini sömürebileceğimiz yeni topraklar bulmaya mecburuz…Ayrıca ,sömürgeler kendi fabrikalarımızda üretilen fazla malardan kurtulmak için de bir kanal oluşturacaktır.
1.2.Küreselleşmenin Başlangıç Süreci
Küreselleşme ile ilgili teorik tartışmalarda en çok üzerinde durulan konulardan birisi küreselleşmenin ne zaman başlamış olduğudur. Tartışmalar üç olasılık üzerine yoğunlaşmaktadır.
-Küreselleşme tarihin başlangıcından beri varolan bir süreçtir. Ancak son yıllarda hızında ani bir artış gerçekleşmiştir.
-Küreselleşme modernleşme ve kapitalizmin gelişmesi ile yaşıttır. Son yıllarda hızında artış yaşanmaktadır.
-Küreselleşme sanayi ötesi toplum, modern ötesi toplum ve kapitalist düzenin çözülmesi ile ilgili olarak son yıllarda ortaya çıkan yeni bir olgudur.
1.3.Küreselleşme Toplumsal Hayatın Hangi Alanlarında İzlenir
Pek çok teorik analiz,küreselleşmenin toplumsal hayatın üç farklı alanında izinin takip edilebileceğinin ortaya koymaktadır. Bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
-Ekonomi: Maddi mal ve hizmetlerin üretimim, değişimi,dağılımı ve tüketimi ile ilgili toplumsal düzenlemelerdir.
-Politika: Gücün yoğunlaşmasını, otoritenin uygulanmasını sağlayan askeri güç ve polis gücünün ve ayrıca diplomasinin toplumları ve ülke sınırlarını kontrol edebilecek şekilde kurumsallaşmasını sağlayan toplumsal düzenlemelerdir.
-Kültür:Ülkeler insanlarının inançlarını, değer yargılarını, tercihlerini, zevklerini, yaşayış şekillerini, düşünüşlerini temsil eden sembollerin üretilmesini ve ifade edilmesini sağlayan toplumsal düzenlemelerdir.
Bu üç alanın nispi önemi ve etkinliği coğrafya ve tarihe bağlı olarak değişebilmektedir.Alanlardan birindeki etkin düzenlemeler diğer alanlara da sıçramakta onları da değişime zorlamaktadır.
2.KÜRESELLEŞMENİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİ
Dünyada bir globalleşmeden söz ederken Türkiye’nin konumu ve geleceği nasıl olur veya nasıl olacak diye bir soru sormamız gerekir. Globalleşen dünyada bir çok kutuplaşmalar ve çeşitli bloklar oluşmaktadır. Türkiye bu gibi yapılara entegre mi olmalı yoksa, otarşi bir yapıda mı bulunmalıdır? Bütün bu sorulara cevap vermek için ülkelerin politikalarına bakmamız gerekir. Örneğin ABD’nin politikası menfaat politikasıdır, eğer bir şeyden çıkar sağlıyorsa ya da faydalı görünüyorsa ABD, o ise girer. ABD için ülkesinin menfaatleri en yüksek seviyededir. Yeri geldiğinde en azılı düşmanıyla bile dost olabilir. Küreselleşme bir taraftan gelişmiş ülkeleri daha zengin yaparken diğer taraftan da fakir ülkeler daha fakir olmaktadır.Dünyanın giderek küresel bir yoksullaşmasından söz edilmektedir. Belli kurum ve devletler dünya ekonomisinin yarıya yakın payını alırken,diğer devletler daha azını almak zorunda kalıyor. Bu da küreselleşmenin devamında sekteye yol açmaktadır. Giderek küreselleşmeye karşı protestolar ve mitingler yapılmakta, yeni sosyal ve siyasal yapı biçimleri ortaya çıkmaktadır. Artık, küreselleşme taraftarları ve karşıtları diye belli gruplar var.
Küreselleşme içinde Türkiye’ye baktığımızda etkin bir siyaset ve politikadan söz edemeyiz. Her ne kadar dünya küreselleşse de , her ne kadar ülkeler bir birine yakınlaşsa da, Türkiye etkin ve tavizsiz bir politika gütmedikten sonra ve daha da önemlisi iyi bir ekonomiye sahip olmadıktan sonra globalleşen dünyada herhangi bir söz hakkının bulunmayacağı çoğu tarafından bilinmektedir. Politikacılar da bunun bilincinde ve bundan dolayı AB’ye girmek için yoğun bir çapa harcamaktadırlar.Ayrıca küreselleşmenin getirdiği bir çok sorun da belirmektedir.
Küreselleşme ve ekolojik tehlike giderek önem kazanmakta, ulusal olan değersizleşmededir. İşte bu noktada bir ülke vatandaşından veya ulustan söz etmek de olanaksızlaşıyor. Artık, ülkeler politikalarını gözden geçirmekte ve baskıcı zihniyete sahip yönetimler yerini gederek demokratik yönetimlere bırakmaktadır. Bunda da etkin olan olgu ise küreselleşmedir. Ülkeler içinde bir çok etnik unsurları barındırmaktadır ve bu topluluklar özerkliklerini isteme hakkına sahip olmaya başladılar küreselleşmeyle. Nitekim çoğu ülke politikaları da bu yönde bir politika gütmek zorunda kalmıştır. Bu çok kültürlülük siyasi doğruculuk ile ülke politikalarında güvence altına alınmaya çalışılmaktadır
Bütün bu söylem ve beliren yapılara bakarsak, Türkiye için bir gelecek profili çizebilmek mümkün gözükmektedir. Türkiye’nin şu anki politikasına baktığımızda ABD yanlısı bir yanı var, bu da bize ileride Türkiye’nin de bu yeni liberal politikalara uyum sağlayacağı ve ülke içindeki sosyo-politik yapısını bu şekilde ayarlayacağı izlenimini bize vermektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki, eğer Türkiye akıllı bir politika öne sürmezse yeni sosyo-ekonomik krizlere ulaşabilir. İlk önce Türkiye’nin yapması gereken; IMF’nin elinden kurtulması ve kendi sanayisini kurmasıdır. Yabancı sermayeden çok ülke vatandaşına güvenmeli, bir şey ortaya sunulurken vatandaşın fikri alınmalı ve daha doğrusu ülke içindeki çeşitli etnik kimliklere olanaklar sunulmalı,dışlanmamalı ve onlara demokrasinin gereği olan her türlü etkinliğe katılma imkanı sunulmalı. Bu ülke içinde yaşayan bütün vatandaşlara sunulması gereken haktır ayrıca. Örneğin; insanlar istediği sendika ya da sivil toplum kuruluşlarına üye olabilmelidir. Ama Türkiye’de bu, pek de mümkün değil, çünkü daha demokrasi kültürü, diyalojik demokrasi ve sivil itiraz gibi kavramlar gelişmemiştir. Hatta diyebiliriz ki, Türkiye’deki millet vekillerini çoğu bu kavramları dahi bilmemektedir. Bu gibi kavramları bilmeyenlerden nasıl böyle bir istekte bulunabiliriz ki? O zaman yapılması gereken politika yapanların bilgilenmesi ve değiştirilmesi gerekir. Bunu da yapacak olan halktır, halk da kendini yetiştirmeli ve sorumlu bir vatandaş olmalı, dahası hak ve özgürlüklerinin bilincinde olmalıdır.
Özellikle son dönemde finans piyasalarında yaşanan ve etkileri global düzeyde görülen krizlerin engellenmesine yönelik olarak ciddi arayışlar söz konusu.Küresel düzeyde kuralların ve kurumların oluşturulmasında ciddi bir belirsizlik var. Bu konuda ulus devletler tek başlarına yetersiz kalmaktadır.Nitekim çokuluslu sermaye ulusal engellerle karşılaştığında kendisine çok daha cazip imkanlar sunan başka bir ülkeye çok hızlı bir şekilde gidebiliyor.
Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar da Uluslar arası krizlere çözüm bulmada ve kuralları oluşturmada çok yetersiz kalmaktadır.Küresel bir yönetimin kurulması ve ülkelerin küresel düzeyde belli konularda işbirliği yapması küresel kuralların oluşturulmasında ve krizlerin çözümlenmesinde getirilen bir öneri ama, yakın bir dönemde küresel yönetimin etkin bir şekilde kurulması mümkün görünmemektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gelişmişlik farkı ve eşitsizliğin giderek artması ülkeler arasında küreselleşmeye tepkileri arttırmaktadır.
Enformasyon teknolojilerini kullananların küreselleşme sürecinde avantaj kazanması ve bu teknolojilere ve alt yapıya sahip ülkelerin gelişmiş ülkeler olması aradaki gelişmişlik farkını açmaktadır. Küreselleşme sürecinde gelişmiş ülkelerde de az gelişmiş ülkelerde de bu sürece tepkiler yükselmekte ve içe kapanmaya yönelik sesler gelmektedir. Milliyetçi partilerin ve ırkçı hareketlerin yükselişine bu süreçte tanık olunmaktadır. Gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak dolaylı ve doğrudan yardımların artması küresel huzursuzlukları azaltmada izlenebilecek bir yoldur. Ve bunun örnekleri de son dönemde sıkça görülmektedir. Buna rağmen özellikle bu süreçte hem sermaye hem de teknoloji ve insan gücü açısından çok geride bulunan bir çok Afrika ve üçüncü dünya ülkesinin durumu karamsar gözükmektedir.
Sürekli öğrenme, ülke , kurum ve kuruluşlar açısından rekabette avantajın temel anahtarı olacaktır. Sendikalar geçmişten farklı olarak yeni işlevler yüklenmek zorunda kalacaklardır. Bilgi işçileri ve yeni ekonominin yükselişi sendikaların güç kaybının devam etmesine neden olacaktır. Sendikaların varlığını devam ettirebilmeleri amacıyla uluslar üstü sermaye gibi sendikalarında küresel gelişmeleri takip etme ve küresel düzeyde işbirliğine gitmeleri gerekmektedir.
3.KÜRESELLEŞMENİN ETKİLERİ VE GETİRDİĞİ SORUNLAR
3.1 Küreselleşmenin Ekonomik Etkileri ve Yeni Ekonomik Sorunlar
Küreselleşmenin etkilerini, bu bağlamda sorunlarını da, kategorilere ayırmak son derece güçtür. Bunu kabul ederek belki de bu kategorik bakışın etkilerin ve sorunların anlaşılmasına aynı zamanda bağlantılarının kurulmasına yardımı olabilir. Küreselleşmenin ekonomiye yaptığı en önemli etki,şüphesiz sermaye hareketlerine getirdiği müthiş akışkanlıktır. Küreselleşme sayesinde dünya finans piyasaları birbirine tarihte ilk kez entegre olmuştur. Burada finans piyasalarının günlük hacminin 1.5 trilyon dolardan fazla olduğunu hatırlatılması faydalıdır. Sermayenin bu inanılmaz hızla el değiştirmesi sonucu reel ekonominin payı da giderek azalmaktadır. Bu durum üretime ayrılan payların azalmasına neden olmaktadır.
Uluslararası şirketler, küreselleşmenin en önemli ekonomik etkilerinin belirleyicisi olarak görülmektedir. Uluslar arası şirketler,küreselleşmenin getirdiği mal ve hizmet üretiminin artmasının en önemli aracıdır. Bu şirketler artık hem ekonominin hem de üretimin yapılanmasında belirleyici hale gelmiştir. Uluslar arası şirketler, üretim faaliyetlerini tüm dünyaya yayarak aynı zamanda işgücü piyasalarını, hammadde piyasalarını ve pazarların hacmini geliştirmektedirler. Ancak bu şirketler izledikleri üretim politikalarıyla ülkelerin toplam gelirlerini ve bu gelirlerin dağılımını da önemli ölçüde etkilemektedir.
Uluslar arası şirketlerin bu denli önemli hale gelmesi, çeşitli tepkisel akımların oluşmasında da etkili olmuştur. Özellikle bu yapıların sosyal hakların yeterince gelişmediği ülkelere yönelmesi bu tepkileri arttırmaktadır.Uluslar arası şirketler ekonomik avantajların gösterdiği yere yerleşecektir. Maliyetleri yerel hükümetlere yıkacaklar, rahatsız edilirlerde gitme tehdidini ortaya atacaklar ve hem ücretleri hem de sosyal maliyetleri aşağıya çekmeye çalışacaklardır. Aynı zamanda bu şirketlerin ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğinin en önemli nedeni olduğu öne sürülmektedir. özellikle üçüncü dünya ülkelerinde bu şirketlerin sermaye sahiplerinin az olduğuna dikkat çekilerek, bu gibi bir yapının küreselleşmeye emperyalizmin yeni yüzü niteliğini kazandırdığı savunulmaktadır.
Küresel ekonominin başka bir önemli etkisi finans piyasaları üzerinde kuvvetle görülmektedir. Ancak bu yapının da bir çok problemi beraberinde getirdiği açıktır. Finansal hareketlerin çok hızlı gelişmesi yıkıcı etkilere nenden olmaktadır. Bu güçler hemen hiçbir sorumluluğu olmaksızın tüm dünyada rahatça hareket edebilmelerine karşın, eğer girdikleri piyasada umdukları kâr hadlerine ulaşmazlarsa hemen başka bir ülkenin piyasasına girebilmektedirler.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hızını arttıran uluslar arası finans piyasaları, en küçük olumsuzluklara bile aşırı refleks vermektedirler. Böyle bir ortamda yaşanan ekonomik krizlerin etkileri ve alanı çok geniş çaplı olmaktadır. Asya krizi buna en iyi örnektir. Kendi bölgesinde bile çok önemli bir olmayan Tayland’ın parasını devalüe etmeye zorlanmasıyla başlayan krizin nelere yol açabileceğini hiç kimse tahmin edememişti. Ancak Tayland’da başlayan kur depreminin yayılış hızı ve etki alanı gerçekten şaşırtıcıydı. Temmuzdan eylüle kadar geçen sürede Malezya, Singapur, Endonezya ve G. Kore’de keskin devalüasyonlar bir birini izliyor, hemen tüm Asya ülkelerinde ve binlerce kilometre uzaklıktaki Brezilya’da hisse senedi borsalarında büyük çaplı düşüşler yaşanıyordu.
Bu türden bir yapının kontrol edilmesi bir hayli güçtür. Gelişmiş ülkelerin hükümetlerinin aldığı önlemler yetersiz kalırken, gelişmekte olan ülkeler hem pastadan aldıkları payı arttırmak için teşvikler ve vergi indirimleri sonucu ortaya çıkan sorunları aşmakla uğraşırken, hem de böylesine ürkütücü bir yapıdan korunmak için gerekli mekanizmaları oluşturamamaktadırlar.
Takip edilemeyecek kadar hızlı ve geniş finanssal piyasalar ve uluslararası şirketlerin ana palanını oluşturduğu ekonomide, firmaların hedefleri ve örgütlenme biçimleri de farklılaşmaktadır. Küreselleşme, ulusal piyasaları yıkarken, pazardan pay alma yarışını da arttırmıştır. Artan serbest rekabet karşısında şirketler faaliyetlerini uluslar arasılaştırırken aynı zamanda farklı kültürlere ve coğrafyalara ürün pazarlayabilecek esnek yapıyı oluşturmalarını da şart kılmaktadır.
Bu şartlar göz önüne alındığında, firmalar hem işgücü hem de hammadde olarak daha esnek yapıya sahip olma gereği ortaya çıkar. Ayrıca teknolojinin getirdiği değişiklikler sonucunda benzer olarak değişen ve gelişen pazarların nabzını kavrayacak yönetsel tutumlar önem kazanmaktadır.
3.2 Küreselleşmenin Sosyal Etkileri ve Sosyal Sorunlar
Küreselleşmenin getirdiği sosyal etkileri ekonomik etkilerden ayırmak çok kolay değildir. Sosyal sorunlarla ekonomik sorunları en fazla yaklaştıran alan gelir dağılımıdır. Özellikle küreselleşmenin yeni bir dalga olarak ortaya çıktığı 1980’lerin başından itibaren hem ülkeler arasında hem de ülkelerin kendi içinde gelir dağılımı oranları giderek kötüleşmektedir. Bu konuda rakamlar çok çarpıcı gelişmeleri ifade etmektedir:
Küreselleşme, gelir dağılımı bozukluğuna paralel olarak sosyal refah devleti anlayışının yıkılmasıyla birlikte işsizlik oranları artmıştır. Özellikle küresel rekabete vurgu yapan hükümetler, işgücü üzerindeki sosyal amaçlı koruma mekanizmalarını kaldırma eğilimindedirler. Özelikle Avrupa ülkelerinde bu yapı daha etkin bir şekilde görülmektedir. Avrupalı işçilerin durgunluk dönemindeki işsizlikten korunmak için çaba sarf etmeleri sonucu, işçi çıkarmak uzun ve zor bir süreç haline geldi. İşten çıkarmanın yüksek maliyetini az sayıda firma karşılayabilir oldu. Avrupa ekonomisinde kimsenin yeni işçi almayı ve işçilerini işten çıkarmayı göze alamadığı bir döngü oluştu. Bu yeni koşullar altında Avrupalı firmalar genişlemek için işe almanın ve işten çıkartmanın maliyetinin o kadar yüksek olmadığı yerlere taşındılar. Küreselleşmenin tanımı gereği mobilitesi yüksek olan sermayenin hareketliliğini daha da arttırmasına karşılık, mobilitesi düşük emek faktörünü aynı ölçüde rahatlatamamakta ve üzerindeki korumaları kaldırarak emek ve sermaye arasındaki farklılaşmayı arttırmaktadır.
Ayrıca emek üzerindeki korumalar kaldırılırken sınai işgücünün yoğun olduğu endüstri toplumlarında yarı vasıflı–vasıfsız ile vasıflı işgücü ayrımına neden olmaktadır. Bu durum sanayi toplumunun ana aktörlerinden sendikaların gücünü törpülemektedir. Sendikalar küreselleşme sürecinde son 20 yılda OECD ülkelerinde üye sayılarını %36’dan %27’e düşürmüştür. Böylesine bir ortamda vasıfsız işçiler toplu pazarlık dolayısıyla yüksek ücret şansını hatta istihdam olanaklarını kaybederlerken, vasıflı işgücü bireysel pazarlık esnekliğinde işgücü piyasalarını esnekleştirmektedir.
Özellikle hizmetler sektöründe istihdam edilen vasıflı işgücüne yapılacak dönüşüm için gerekli eğitsel faaliyetlerin ve bunların maliyetlerinin nasıl karşılanacağı önemli bir problem olarak durmaktadır. Öyle ki, bu ortamda sadece vasıfsız işçiler değil teknolojik yeniliklerin çok kısa sürede neredeyse demode olacak şekilde hızlı bir gelişme sürecinde oluşu yüksek vasıflı elemanların sürekli kendilerini yenilemelerini de gerekli kılmaktadır.
Bu gelişmeler küreselleşmeye duyulan tepkileri arttırmaktadır. Tüm toplumsal değişimlerde olduğu gibi küreselleşmeye de en şiddetli tepkiler kaybedenlerden gelmektedir. İlk tepki gösterenler zengin sanayileşmiş ülkelerdeki işçiler ve kimi işverenler olmuştur. Bu gruplar, işsizliğin tırmanışını, bazı sektörlerin ve firmaların rekabet gücünü kaybetmesine bağlamakta ve özellikle Asya ülkelerinin yükselen rekabet gücüne diş bilemektedirler.
Özellikle son birkaç yıldır bu tepkiler daha organize bir biçimde dile getirilmeye başlanmıştır. 1999’da Seattle’de, 2000’de Melbourne’de ve Prag’da meydana gelen, zaman zaman şiddet yüklü, bu gösteriler buna en iyi örnektir. Bu gruplar kendilerine İşçi Kitle Protestosu adını verseler bile işçi örgütlenmeleriyle birlikte radikal sol ve gruplar bu oluşuma destek vermektedirler. Ayrıca bu gruplar daha fazla organize olarak küresel anlamda politikalar üretmeye başlamışlardır. Özellikle İnsan hakları ve ekolojik duyarlılıklara sahip bir manifesto hazırlığı içindedirler. Bu düzlemden bakıldığında bu tip oluşumlara nostalji havasında yaklaşmanın hatalı bir tutum olacağı açıktır.
Eğer küreselleşmenin arkasındaki kamuoyu desteği sağlanamazsa getirdiği ağır sosyal problemlerin çözülmesi çok mümkün görülmemektedir. Bu anlamda problemlerin çözülmesi için sivil inisiyatiflere yol verilmesi gerekmektedir. Eylül ayında Prag’da yapılan IMF-Dünya Bankası ortak toplantılarında Dünya Bankası Başkanı Wolfenshon dışarıda gösteri yapmaya çalışanlar doğru sorular soruyorlar. Bu soruları dinleyip çözüm bulmak bize düşüyor diyerek bu türden bir duyarlılığı yansıtmaktadır.
4.KÜRESELLEŞMENİN OLUMLU VE OLUMSUZ YANLARI
4.1.Küreselleşmenin Olumlu Yanları
Küreselleşmenin yarattığı bazı temel gelişmeleri başlıklar halinde sıralamak gerekirse aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır.
- Dünya çapında yüz binlerce çeşitli yeni iş imkanları yaratılmıştır.
- Haberleşme ve iletişim imkanları daha geniş kitlelere ulaştırılmıştır.
- Kredi ve yatırımlarda ciddi artışlar görülmüştür.
- Enerji, haberleşme alt yapıları kurulmuştur.
- Eğitim verilmek suretiyle beşeri kaynaklar etkinleştirilmiştir.
- Çalışma koşullarında iyileşmeler sağlanmıştır.
- Şirketler için “iyi davranış” kodları belirlenmiştir.
- Hukuka, mülkiyete, insan haklarına saygılı yönetim tarzları yaygınlaşmıştır.
- Sivil toplum kuruluşları ve bunlar arasındaki ilişkiler ve dayanışma ruhu gelişmiştir.
4.2.Küreselleşmenin Olumsuz Yanları
- Büyük ve uluslar arası çalışan şirketler ön plana çıkmıştır.
- Ucuz emeği kullanan, yerel şartlardan yararlanan, çevreyi tahrip eden bir sömürü düzeni getirilmiştir.
- Rekabet ; yoksulun sermayesi olan emeği, rekabet faktörü haline getirmiştir. - Geri kalmış veya gelişmekte olan ve özellikle kalifiye olmayan iş gücü için ücret sınırlamaları getirilerek sosyal dampinglere yol açılmıştır.
- Küresel zenginleşmeye karşılık gelirler belli kesimlerde toplanmıştır.
- Son 10 yılda yoksul sayısı artarak 1.3 milyara ulaşmıştır.
- Ticaret hacmi artarken, ticarete hep batılı zengin ülkeler yön vermiştir.
- Serbest sermaye hareketleri Latin Amerika, Uzak Doğu, Rusya ve en son olarak da ülkemizde krizlere neden olmuştur.
- Adetler, gelenekler, yerel ve ulusal algılamalar erozyona uğratılmıştır.
- Ulus devletin varlığı tehdit ve risklerle karşı karşıya kalmıştır.
- Doğal hayatın dokunulmazlığı zarar görmüş çevre kirliliği tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.
- Geleneksel yapının aşınması toplumsal çöküntülere yol açmıştır.
5.TÜRKİYE KÜRESELLEŞMENİN HANGİ NOKTASINDA
Türkiye, dünya ile entegrasyon olma sürecinde, dünyadaki ekonomik gelişmelere uyum sağlama becerisini göstermiştir. Örneğin, 1980’li yıllardan önce dünya genelinde kabul gören korumacı ve ithal ikameci politikaların,Türkiye’de de uygulandığı görülmektedir. 1980 sonrasında ise dünyadaki küreselleşme hareketlerine paralel olarak Türkiye’de de ihracata dayalı sanayileşme stratejisi benimsenmiş ve ithal ikameci politikalar terkedilmiştir. Dışa açık büyüme politikaları ile kambiyo rejiminde önemli değişiklikler gerçekleştirilmiş, gümrük tarifeleri belirli bir takvim içerisinde düşürülerek, korumacılık asgari düzeye indirilmiş, yabancı sermaye özendirilmeye çalışılmış, ihracatı artırmaya yönelik teşvikler uygulanmış ve mali piyasaların kurulması ve derinleşmesi yolunda önemli tedbirler alınmıştır.
Related posts
Etiketler:küreselleşme dönem ödevi, küreselleşme hakkında bilgi, küreselleşme nedenleri, Küreselleşme nedir
Korku Oyunları
Komik Videolar
Aşk Şiirleri
ödev sitesi
Bu ödev Hakkında
Anahtar Kelimeler
» Küreselleşme Ödevini İndirin » Küreselleşme Hakkında Geniş; Bilgi » Küreselleşme Kitap özeti indir » Küreselleşme ödevi » Küreselleşme ödevini bedava indirin » Küreselleşme bedava indir » Küreselleşme tezini indir tez indir » Küreselleşme ödev kapağı ödev kapakları » Küreselleşme öss soruları testleri çözümleri öss deneme » Küreselleşme müfredat öğretmen kaynakları » Küreselleşme nedir » Küreselleşme nasıl olur
Åu anda Ödev sitesi, ödevi, bedava ödev, matematik ödevleri,edebiyat ödevleri, ödev indir, bedava ödev.com'da Küreselleşme adlı ödevi inceliyorsunuz.
- Gönderme Tarihi:
- 4.14.08 / 7am
- Kategori:
- Coğrafya
Henüz yorum yok
Yorum yaz | comments rss [?] | trackback uri [?]