avrupa birliği ve etkileri

ve Etkileri

İÇİNDEKİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
1. AVRUPA BİRLİĞİ
1.1.İÇ İŞLEVİ
1.2. KURULUŞU
1.3. ÖRGÜTLENME
1.4.KURULUŞLARIN İŞLEYİŞİ
1.5.TARIM POLİTİKASI
1.6. VERGİLER VE DIŞALIM VERGİLERİ
1.7.DAVRAMŞ ÖZGÜRLÜĞÜ
1.8. BÖLGESEL POLİTİKA
1.9. GENEL GÖRÜNÜM
İKİNCİ BÖLÜM
2.EURO
2.1 Ekonomik ve Parasal Birlik’in Türk Ekonomisi Üzerindeki Muhtemel Etkileri.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. ETRAFIMIZDAKİ BEYINLERIN KULLANILMASI
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
4. BİLGİ TOPLUMUNUN TANIMI VE TEMEL ÖZELLİKLERİ
4.1. BİLGİ TOPLUMUNA ERİŞMENİN KOŞULLARI
4.1.1. Alt Yapı
YARARLANILAN KAYNAKLAR

BİRİNCİ BÖLÜM
1. AVRUPA BİRLİĞİ
1.1.İÇ İŞLEVİ:
1965′te Brüksel Antlaşması ile kurulup 1967′de işlerlik kazanan (EC), Avrupa’da var olan üç örgütü bir araya getirdi: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (ECSC), Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) . ECSC, kömür ve çelik sağlanması konusunda ortak bir yol izlemek amacıyla 1952′de kurulmuştu. AET 1958′de üye devletlere ortak bir Pazar oluşturmak ve mal, personel ve hizmetlerin serbestçe taşınması amacıyla kuruldu. Euratom da 1958′de kuruldu, amacı atom enerjisinin barışçı amaçla kullanımını sağlamaktır. Başlangıçta her örgütün de altı üyesi vardı; Belçika, Fransa, Federal Almanya, Hollanda, Lüksembourg ve İtalya-”Altılar Avrupas’ı”. Aynı altı ülke Avrupa Birliğinin de üyelerini oluşturuyordu. kendisini oluşturan kuruluşların amaçlarına uymaya sürdürdü ve kendi uzun vadeli hedefi olarak, ECSC, AET ve Euratom’um ayn ayn başarabileceğinden daha geniş kapsamlı uluslararası politik işbirliği sağlandı. 1 Ocak 1973′te İngiltere, İrlanda ve Danimarka, ’ne üye oldular. Yunanistan 1 Ocak 1981′de Avrupa Birliğinin onuncu üyesi oldu. İspanya, Portekiz ve Türkiye’nin ileride üye olabilmeleri için görüşmeler sürmektedir. Şu anda üye devlet sayısı 12 dir.
1.2. KURULUŞU :
2. Dünya Savaşı’nı izleyen yeniden kalkınma döneminde ortaya çıkan Avrupa işbirliği düşüncesi, başlangıçta Doğu-Batı arasındaki anlaşmazlıktan geniş ölçüde etkilendi. Doğu bloku ülkelerinin karşı çıktıktan Marshall Planı’nı uygulamak için 1948′de Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (EEC), 1949′da Avrupa Konseyi kuruldu. Bunları 1952′de ESCS izledi; bu tek tek hükümetlerden bağımsız olarak karar verebilen ilk uluslararası kuruluştu. ECSC’nin baransı pek büyük olmadı. Özellikle Fransa’nın geniş kapsamlı uluslararası güçlere karşı olması ve örgütün çelik endüstrisindeki kartellere karşı durabilecek kadar güçlü olmaması yüzünden, öncü niteliğinin getireceği sonuçlara ulaşılmadıysa da ekonomi politikası alanında işbirliğine yönelik ilk adımlar atıldı ve 1957′de Roma’da AET ve Euratom’un kurulmasını sağlayan anlaşmalar imzalandı. AET, 1970′den önce bir ortak Pazar ve ortak bir tarım politikası gerçekleştirmenin yollarını aradı, tam bir ekonomik bütünleşmeye 1970′li yıllar içinde varılacaktı. ECSC ile kazanılan deneyimlerin ışığı altında, uluslararası olma niteliği bir ölçüde sınırlandı. Yürütme organı olan komisyon, karar verme süresi içinde hazırlık çalışması yapacak ancak, san kararlar Bakanlar Konseyi tarafından verilecekti. Bu durum 1967′de Avrupa Konseyi’nin kurulmasından sonra da geniş ölçüde sürdürüldü.
1.3. ÖRGÜTLENME :
Bakanlar Konseyi karar verme ve yasama görevini yürüten organ olarak genel ekonomi politikasını düzenler ve üye olmayan devletlerle anlaşmalar yapar. En yüksek yargı organı, Avrupa politikasının ana çizgilerini belirlemek için yılda üç kez toplanan devlet yöneticilerinin yan resmi görüşme organı olan Avrupa Koııseyidir. Konseye ve Avrupa Parlamentosu’na sunulan öneri ve kararlar ’nin etkin yürütme organı olan Avrupa Komisyonunca hazırlanır. Komisyonun, konsey kararıyla belirlenen çerçeve içinde bağımsız karar verebilme yetkisi vardır. Yunanistan’ın da katılmasıyla komisyon, üye devletler tarafından önerilen ve 4 yıl görevde kalan 14 üyeden oluşmâktadır. Görev dağıtımı komisyonun kendi içinde yapılır. Avrupa Birliğinin sürekli bir merkezi yoktur, toplantılar Brüksel, Lüksembourg ya da Strasburg’ta düzenlenir. Avrupa Parlamentosu ayda bir kez Strasburg ve Lüksemburg’da toplanır. 1979′dan bu yana doğrudan seçimlerin yapıldığı parlamentonun 410 üyesi vardır. Ulasal devletlerden Avrupa Birliğine geçen yetkilerin çoğu konseyde ve komisyonda toplanır; hiçbir yasama yetkisi olmayan yalnız danışma ve denetleme işlevi olan parlamentonun yetkisi oldukça azdır. Bununla birlikte parlamento, komisyonu istifaya zorlama ve konseyin hazırladığı bütçeyi geri çevirme yetkisiyle baskı uygulayabilir. Parlamento bu yetkiyi 1979′da kullanmıştır. ’nin Lüksembourg’da adalet mahkemesi biçiminde bir yargı organı bulunur. İki gruba ayrılan mahkeme, ’nin yaptığı anlaşmaların uygulanmasını denetler ve topluluk içindeki kurumlar, üye devletler ve bireyler arasındaki anlaşmazlıklarda karar verir. Mahkeme üye devletleri Avrupa Birliğinin kararlarına uymaya zorlayabilir. Önemli kararların alınmasında çoğunlukla fikir birliği gerekir, ancak bazı durumlarda, bu durumda yetkili olan çoğunluğunun oylama gerek vardır. Fransa, Federal Almanya, İngiltere ve İtalya’nın onar, Hollanda ve Belçika’nın beşer, Danimarka, Yunanistan ve İrlanda’nın üçer, Lüksembourg’un iki oy hakkı vardır. Çok uzun süren toplantılar artık normal süreye inmiş ve çoğunlukla uzlaşma yoluyla sağlanan kararlar güç de olsa alınabilmektedir. ’nin, ekonomik yapılan oldukça farklı olan 10 üyesi arasında karar verme işleminin giderek daha da zorlaşacağı ve fikir birliği ilkesinden vazgeçmek zorunda kalınabileceği sanılmaktadır. Bu durumda üyeler arasındaki birliğin korunup korunamayacağı belli değildir.
1.4.KURULUŞLARIN İŞLEYİŞİ
İngiltere’nin Birlik’e geç üye olması en büyük iki üye devlet olan Fransa ve Federal Almanya’nın etkinliği kendilerinde toplamalarına yol açmıştır. İki ülke birlikte, üyelerinin toplamının üçte ikisini ellerinde tutuyorlardı ve aynı zamanda ekonomik yönden en güçlü olan ülkelerdi. Federal Almanya ve Fransa arasındaki anlaşma öteki ülkeleri pek çok konuda oldu bit tiye getiriyordu. Bu durum, küçük devletler arasında geniş ölçüde huzursuzluğa neden oldu. İngiltere topluluğu katıldığında, büyük güç olma niteliğini çoktan yitirmişti ve Federal Almanya ile Fransa’nın üstünlüğünde önemli bir azalma olmadı.
1.5.TARIM POLİTİKASI :
Değişik ekonomik sektörlere gösterilen ilginin ölçüsü konusunda kendi İçinde çelişkilere düşmektedir. bütçesinin dörtte üçü, işgücünün %10′undan azını karşılayan tarım sektörü için ayrılmıştır. Tarım politikasının amacı, yeterli üretim değişmeyen fiyatlar, yiyecek sağlanması ve çiftçiler için uygun bir gelirdir. Bu amaçlara ulaşmak için belli ürünlerin taban fiyatlarını dondurmuştur. Bununla birlikte belirlenen düzeyler gerekenden fazla üretim yapılmasına neden olmaktadır. (tereyağı üretiminde olduğu gibi) Başka bir olumsuz etken de paylaştırmadaki eşitsizliktir. Az sayı da küçük çiftçi ve belli ürünlerin alındığı verimli geniş çiftlikler. Bu tarım politikası, 1970′e kadar Avrupa işbirliği alanında bir başarı olarak nitelendirildi. 1970′lerde ortaya çıkan ekonomik durgunluk görüntüyü değiştirdi. Akaryakıt ve gübre fiyatları yükselirken, tarımdaki fiyatlar düştü. Ürün fazlasından ve fiyatlardaki düşüşten kurtulmak için getirilen önlemler yeterince başarılı olmadı. bütçenin tarım politikası, ekonomik politikanın büyük bir bölümü, ekonomideki öteki alanların zararına tarım politikasına ayrıldı. Avrupa Birliğinin iflas etmemesi için tarıma ayrılan payın azaltılması zorunludur. Komisyon, tarım harcamalarının artışını durdurmayı ve böylece artacak parayı yöresel fona ve artan işsizlik gibi toplumsal sorunlar karşılama fonuna ayırmayı istemektedir. Bu politikanın uygulanması bakanlar konseyinin etkisiyle büyük ölçüde engellenmektedir. Üye ülkelerin tarım bakanları kendi tarım ödeneklerini azaltmadıkça, tarıma ayrılan büyük harcamalarının azaltılması için çok az şey yapılabilir.
1.6. VERGİLER VE DIŞALIM VERGİLERİ :
Ortak bir pazar kurulması için dışalım vergilerini kaldırmak ve birbirine benzer ulusal bir vergi düzenlemesi getirmek gerekiyordu. 1968′de AET içinde yapılan ticarette gümrük vergileri tümüyle kaldırıldı ve aynı zamanda AET dışı uygulanacak bir gümrük tarifesi getirildi. Vergi konusu daha da zordu. En akla uygun önlem Fransız vergi iadesi ya da katma değer vergisi sisteminin getirilişiydi. Uygulanan oran değişmekle birlikti, bu 1972′den beri bütün üye devletlerle geçerlidir.
1.7.DAVRAMŞ ÖZGÜRLÜĞÜ:
Malların serbestçe taşınması konusuyla ilgili sınırlı da olsa bir ilerleme sağlandı. Ülke içi gümrük vergileri ortadan kalkmakla birlikte gümrükle ilgisi olmayan çok sayıda engel vardır. Tüm üye ülkelerde serbest yerleşme hakkı yasal olarak kabul edilmişti ancak, burada hala mesleki niteliklerin farklı ülkelerde kabul edilme durumu gibi pek çok sorun vardır. Serbest yolculuk olanakları ve herhangi bir üye ülkede çalışma hakkı ile birlikte kişilerin hareket özgürlüğü de vardır. ’ne üye ülkelerde yaşayanlar, her yerde işsizlik sigortası, vergi ve sağlık konusunda yasal olarak aynı haklardan yararlanır. Sermayenin serbestçe yer değiştirmesi henüz bir kuram aşamasındadır. ’nin henüz gerçekleşmemiş amaçlarından bir olan ekonomik ve mali işbirliği kurulmasını sağlamak amacıyla üyeler kambiyo kurları konusunda işbirliğine varmak için çalışmaktadır. Özellikle, sermaye yatırımlarının kar sağlayan birkaç alanda toplanacağı ya da değersiz dövizlerle spekülasyon yaratmak için kullanılacağı endişesiyle sermayenin serbestçe yer değiştirmesi engellenmektedir.
1.8. BÖLGESEL POLİTİKA :
içinde belli bölgeler bazı yönlerden gelişmemiştir. Bu yüzden Avrupa Komisyonu 1975′te işlerlik kazanan bölgesel fonu kurmuştur. Fondaki en büyük pay İtalya’nındır. Özellikle İtalya’nın güneyinde yoksulluk, yüksek oranda işsizlik, kötü yerleşme koşullan ve yanlış gelişmiş yapı sıkıntısı çekilmektedir. Fonun para kaynaklarının dağılımındaki çarpıcı özellik, Fransa ve İngiltere gibi oldukça zengin ülkelerin, Yunanistan gibi gelişme yönünden geri ülkelerden daha büyük paylan olmasıdır. Buna benzer bir soruna, daha da büyük ölçüde, ’nin tarıma yönelik desteklemelerinin bölgesel dağılımında rastlanır. 1980′de Paris Havzası, Kuzeydoğu Almanya ve Güneydoğu İngiltere’dekiler gibi gelişmiş tarım alanları, Kuzeydoğu İtalya ve Güney Fransa gibi alanlarda % 60′ın üzerinde Sicilya’dan % 100′ün üzerinde daha fazla destek görmekteydiler.
1.9. GENEL GÖRÜNÜM :
İngiltere’nin topluluğa katılması ülkede geniş tepkiyle karşılandı. Norveç halkı ise yapılan oylamada üyeliğe hayır deyince bu ülke topluluğa katılmadı. Sol görüşlü ülkeler, örgütün büyük kapitalist ülkeler için bir araç olduğunu ileri sürerek ’ne karşı çıkmalarının yanı sıra, ulusal etkinliğinin sınırlanacağı ve eski ulusal geleneklerin yok olacağından korkan sağ görüşlü ülkeler de örgüte karşı çıkmaktadırlar. Yunanistan’daki muhalefet, güçlü Avrupa ekonomileriyle birleşmenin zayıf sekt6rlerde işsizliğe yol açacağından korkmaktadır. Ulusal hükümetler etkin çıkar gruplarına, özellikle çiftçi birliklerine karşı her zaman duyarlı olmuşlardır. Tarım konusunda daha fazla önemi olan bazı ülkelerin üyeliğe alınması bunu daha da büyük bir sorun durumuna getirecektir. Batı Avrupalı şarap üreticileri ve sebze yetiştiricileri Türk, Yunan, İspanyol ve Portekiz ürünlerinin rekabetinden korkmaktadırlar. Genelde, 1970′lerde başlayan ciddi ekonomik bunalım Avrupa Birliğinin görev yapmasını daha da zorlaştırmaktadır. 1980′de içindeki toplam işsiz sayısı 8 milyona ulaşmıştır. Enflasyon, yüksek faiz oranlan ve artan uluslararası rekabet, ekonomik durgunluğu artırmaktadır. Bu durumda hükümetler, Avrupa’ nınkinden çok, kendi ulusal çıkarlarına yönelme eğilimindedirler. Ne ölçüde olursa olsun, için destek fonları kısa dönemde hazır olmayacaktır, bu da tarımdan çok öteki ekonomik sektörleri özendirmeyi amaçlayan politikanın pek başarı şansı olmadığı anlamına gelir. Avrupa’da ekonomik birleşme ulusal ekonomilerdeki durgunluk nedeniyle yavaşladı. içinde ekonomik ve politik bir birlik oluşturulması her zamankinden daha uzak görünmektedir. , ekonomik bir güç olarak yalnız Avrupa’da değil, aynı zamanda Üçüncü Dünya Ülkelerinde de giderek önem kazanmaktadır. Doğu Avrupa, İskandinavya, Akdeniz ülkelerinin çoğu ve gelişmekte olan birçok ülkeyle ilişkiler korunmaktadır. Değişik ülkelerle ortaklık anlaşmaları, serbest ya da öncelikli ticaret anlaşmaları gibi çeşitli anlaşmaları yapılmaktadır.
İKİNCİ BÖLÜM
2.EURO
Euro, Türkçe’si ile Avrupa parası, bu yılbaşından itibaren l 1 AB ülkesinde yürürlüğe girecek bir para birimidir. 1 Ocak 1999′ dan itibaren Euro, AB’ de Parasal Birliğe katılan 1 l üye ülkenin geçerli parası haline gelecektir. Euro’ya geçiş ise geri dönülemez bir olaydır 2000 yılı ortasına kadar geçecek süre, “geçiş dönemi” olacaktır. Bu dönemde gerçek ve tüzel kişiler hesaplarına Euro cinsinden tutmaya başlayacaklardır. Euro, bir para birimi olarak l00′e bölünecektir. Yıl başından itibaren milli paralar Euro’nın ondalık olmayan alt bölümleri haline gelecek ve 31 Aralık 2001 tarihine kadar öyle kalacaklardır. Bu dönem boyunca fiyatları milli paralar cinsinden hesaplamak ve ödemeleri milli paralarla yapmak mümkün olacaktır. l. Ocak 1999′dan ünce milli paralar cinsinden yapılan sözleşmeler, taraflar değiştirmeyi arzu etmedikleri sürece donem sonuna kadar ayrı kalacaktır. Bu aşamada, vatandaşların ve fırmaların, milli paraların kullanmaya devam etmeleri beklenmektedir.
Euro, 1992 yıları da yürüt giren Maastıielıt Antlaşması sonrasında AB üyesi ülkelerin yasal olarak tek parası olmuştur. Fakat o tarihteki ismi henüz konmamış idi. 15-16 aralık 1995 tarihinde Madrid’e yapılan AB Zirvesi’nde üye ülkeler, AB ülkeleri tek parasının adının “Euro” olmasını kabul etmişlerdir. Maastricht Antlaşması’nda ön görülen şar~lan yerine getiren ülkelerin, 1 Ocak 1999′da Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin ikinci aşamasına geçmesine karar verilmiştir. 1 Ocak 2002′de başlayacak üçüncü aşamada Eııro banknot ve bozuklukları piyasaya çıkarılacaktır. Eııro’ların üzerinde milli semboller bulunacaktır. Mesela Almanya için banknotun bir yüzü Euro, diğer yüzü ise bir Alman sembolü taşıyacaktır. Bu farklılıklar, Euro’n un tüm katılımcı ülkelerde tedavülde olmasını etkilemeyecektir. 1 Temmuz 2002 tarihinde ise, Euro’ya geçiş tamamlanacaktır. Böylece Euro, tamamen milli para birimlerinin yerini alacaktır.
2.1 Ekonomik ve Parasal Birlik’in Türk Ekonomisi Üzerindeki Muhtemel Etkileri.
Ekonomik ve Parasal Birlik’in iki önemli nedenle Türk ekonomisini diğer bir çok üçüncü ülke ekonomisinden daha fasla etkilemesi beklenebilir. Nedenlerden birincisi, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ilişkilerin yoğunluğudur. Bir bütün olarak AB ülkeleri Türkiye’nin bir numaralı ticaret ortağı konumundadır. Daha dar anlamda, Türkiye toplam ithalatının %43′ünü, ihracatının ise %39′ıınu Euro bölgesi ülkeleri (tek paraya katılan l AB üyesi ülke) ile yapmaktadır. Türkiye ise AB ülkelerinin sekizinci en büyük ticaret ortağıdır. Ayıca Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin, turistlerin ve işçi dövizlerinin büyük bölümü AB kökenlidir. Aslında bunlar bugün AB üyeliğine aday diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri içinde büyük ölçüde doğru olan hususlardır. Fakat Ekonomik ve Parasal Birliği Türkiye açısından belki daha da önemli kılan ikinci neden henüz söz konusu ülkeler için geçerli değildir ki, bu da 1.1.1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliğidir. Gümrük Birliği uyarınca Türkiye AB menşeli sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerine ve kotaları kaldırmış; OGT `yi benimsemiş ve rekabet, diş ticaret, standardizasyon gibi alanlarda çok ciddi uyum çalışmalara gerçekleştirmiş durumdadır.
Bu nedenlerle, euro’nun Türkiye’de diğer ülkelerden daha fazla hissedilmesi muhtemel olan etkilerini dolaylı ve dolaysız etkiler olarak iki gurupta toplamak mümkün görünmektedir. Dolaylı etkiler, daha çok AB ile Türkiye arasındaki dış ticaretin ve diğer ekonomik ilişkilerin yoğunluğu nedeniyle görülebilecek olan ektilerdir. Euro ile ona katılacak AB ülkelerinden faizlerin düşmesi, yatırımların artması ve büyümenin hızlanması beklenmektedir. Eğer bu gerçekleşirse, Türkiye olumlu gelişmelerden pay alabilir.Dolaysız etkiler ise daha çeşitli ve karmaşık biçimlerde karşımıza çıkabilir. Euro her şeyden önce Türkiye’de izlenen döviz kuru ve para politikalarında değişiklik yapılmasını gerekli kılacaktır. Türkiye’deki makro ekonomik dengesizlikler sürerken TL’ nin euro’ya bağlanması elbette beklenemez. Fakat Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) döviz kuru politikasını belirlerken, artık Amerikan Dolan yanında Alman Markı’nı değil Euro’ya nazara alacaktır. Euro’n un uluslararası rezerv para olma özelliği arttıkça TCMB döviz rezervleri içindeki payı da doğal olarak yükselecektir. Aynı olgu dış ticarette de yaşanacak ve Türk dış ticaretinde Euro ile faturalama ve ödemelerin payı Amerikan Dolan aleyhine genişleyecektir.
Euro ile ’nde parasal istikrar daha önem kazanacaktır. Euro’ya tedavüle çıkaracak ve Euro bölgesi için tek bir para politikası belirleyip uygulayacak olan Avrupa Merkez Bankası’nın başta gelen hedefi fiyat istikrandır. Fiyat istikrarında bu denli önem veren bu ülkeler gurubu ile iş yapan ve onlara katılma amacı güden Türkiye artık istese de bugünkü çok yüksek enflasyon hızını sürdüremez. Bu nedenle AB’ de euro’ya geçiş Türkiye’de Maastricht uyum kriterleri kabul edilerek ekonomik istikrara yönel inmesi görüşlerini savunanlara güç kazandıracaktır. Bu konuda Ankara Anlaşması da kendilerine yardımcı olabilir. Çünkü söz konusu Anlaşmanın 17. Maddesine göre, ” Anlaşmaya taraf olan her Devlet, ekonomisine, fiyat seviyesi kararlılığı için devamlı ve dengeli bir genişleme sağlarken, genel ödeme bilânçosunda denge sağlamak ve parasına olan güveni devam ettirmek için gerekli ekonomi politikalarını uygular… ”
Türkiye’nin dış borçlarının kompozisyonuna bakıldığında,özellikle orta vadeli dış borçlarla Amerikan Dolan ve Japon yenini ağırlığının AB ülkeleri paralarına oranla çok daha fazla olduğu göze çarpmaktadır. Eııro ile bu kompozisyonun da değişmesi beklenebilir. Çünkü Euro AB içinde mali piyasalarını bütünleşmesini sağlayarak, işlem ve borçlanma maliyetlerini düşürerek; bu da Türkiye gibi ülkelerin, derinliği ve likiditesi artacak Avrupa mali piyasalarından daha ucuza ve daha kolay borç bulmasına yarayacaktır.
Kısa dönemde Euro’n un uluslar arası piyasalarda kazanacağı konumun Türkiye’nin dış borç servislerini etkilemesi de söz konusudur. Zayıf bir Euro Türkiye dış borç servisinde iyileşme, güçlü bir eııro ise kötüleşme anlamına gelecektir. Euro’n un hayata güçlü mü, yoksa zayıf mı bir başlangıç yapacağı ise, uluslararası krizin AB ülkelerini etkileme derecesi, Avrupa Merkez Bankası’nın tutumu ve politikası, ABD’nin Euro karşısında izleyeceği stratejiler, uluslararası piyasaların euro’ya yaklaşımı gibi etkenlere bağlı olacaktır.
AB ülkeleriyle ticari ilişkiler içinde bulunan Türk fırmalarının karşılaştıkları kur listeleri işlem maliyetleri ortadan kalkacak; Euro’nun getireceği rekabet ve şeffaflık ortamında fırmaların gerçek rekabet güçlerini sergilemeleri kolaylaşacaktır. Bu güce sahip olmayan Türk fırmaları ve KOBİ’leri ise sorunlarla karşılaşabileceklerdir. Aynı şey bir ölçüde Türk bankaları içinde düşünülebilir. Kuşkusuz fırmaların aksine bankalar döviz alışverişinden sağladıkları komisyonların bir bölümünden mahrum olacaklardır. Kısa dönemde Türk bankalarını bekleyen bir tehlike de, Euro bölgesi paralan cinsinden açılmış döviz tevdiat hesaplarının Amerikan Doları’na da euro’ya dönüştürülmesi konusunda yaşanabilecek yoğun isteklerdir. Aslında üç yıllık geçiş döneminde böyle bir dönüştürme zorunluluğunun bulunmamasına karşın, hesap sahipleri bilgisizlik nedeniyle Euro’nun ilk günlerinde bankalara hücum edebilirler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. ETRAFIMIZDAKİ BEYINLERIN KULLANILMASI
Kalkınma,gelişme,refah seviyesi ve güvenliğin sağlanması kavramları teknolojik bilginin üretilmesi ve uygulanması ile yakından ilişkilidir. Teknolojik bilgi ancak araştırma- geliştirme faaliyetlerinin sonucunda elde edilebilmektedir. Bilğiııin önemini kavrayıp bilgi üretimi çalışmalarını çok önceden başlatan ülkeler bugün gelişmiş ülkeler olarak adlandırılmaktadır.
Dünyada oluşan yeni düşünce şekli uluslararası pazarlardan pay almak isteyen fırmaların kendi teknolojilerini kendilerinin üretmesini zaruri kılmaktadır. Teknoloji üretmek için iyi bir organizasyon iyi bir araştırma altyapısı ve iyi yetişmiş araştırmacı personel gerekmektedir. Araştırma imkanını hazırlayacak ortamın oluşturulması firmaya önemli maliyetler getirmektedir. Araştırma-geliştirme faaliyetinden sonuç alabilmek için düşünen beyinlerin araştırmada istihdamı edilmesi gerekmektedir.
Araştırmacı personelden en yüksek verimi elde etmek için bu personelin maddi ve manevi desteklere kavuşturulması gerekir. Teknolojik bilgiyi sahip olmanın bir bedeli vardır. Araştırmacının ihtiyacını karşılamak için katlanılmak zorunda kalınan maliyet (ekonomik,sosyo-ekonomik ve psikolojik) teknolojik bilgi eksikliğinden çok daha az bir maliyeti ifade eder. Türk sanayinin 2l.yüzyıla teknoloji üretebilen ve dünya tüketicilerine mal ve hizmet sunan bir yapıya kavuşması araştırma-geliştirme faaliyetlerine verilen önem kadar olacaktır. Ülkemiz on bin iktisadın faal nüfusa düşen tam zamana eşdeğer 8.2 araştırmacı personel sayısı ile dünyadaki bilgi toplumu olmayı hedefleyen ülkelerin çok gerisinde bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde on bin iktisadın faal nüfusa düşen tam zamana eşdeğer araştırmacı personel sayısı 40′ın çok üzerinde bulunmaktadır. Bilim ve teknolojiye önem vermeyen hiç bir ülke, çağımızda ve önümüzdeki dönemde medeni milletler topluluğu içinde yer alamayacaktır. 2l.yüzyılda eşit şartlarda olmanın tek bir yolu bulunmaktadır. Bu da araştırma-geliştirme faaliyetlerine her şeyden daha çok kaynak ayırmak,iyi organize olmak ve hedefleri doğru belirlemekle mümkün olacaktır.
2l.yüzyıla çok az bir sürenin kaldığı sırada Türkiye hem avantajları hem de dezavantajyarıyla yeni bir yüzyılı karşılamaktadır. Dezavantajı;Türk ekonomisinin tam bir sanayi yapısının sağlayamadan bu öneme girmesidir. Gelişmiş ülkelerin Türkiye’den farkı sanayi toplumu olma döneminden bilgi toplumu olma saflıasını yakalamasıdır. Avantajı ise;azım sanmayacak yetişmiş insan gücü ve dinamik genç nüfusa ve önemli bir coğrafyaya sahip olmasıdır. Bu imkanın iyi kullanılması ülkeyi kısa sürede gelişmiş ülkeler seviyesine ulaştıracaktır. Geçen on yılda Türkiye’nin telekomünikasyon ve askeri haberleşme sistemleri teknolojilerinde sağladığı başarı, atılım yapabilme kabiliyetinin olduğunu göstermektedir. Araştırmacı personelin yetiştirilmesinde ve istihdamında özen gösterilmelidir. Türkiye bilime,teknolojiye her türlü fedakarlığa razı olarak teknoloji elde etme kararlılığını göstererek çok kısa bir süre içerisinde bu çabanın sonuçlarını almaya başlamalıdır. Bu konu Türkiye için hayati öneme sahiptir. Bilgi açtığını kapatmak için önümüzdeki on yılı bilim-teknoloji on yılı ilan edip bu konuda kararlı adımlar atmak gerekmektedir. Türkiye’yi bilim-teknolojide cazibe merkezi haline getirmek bilgi açığını kapatmak açısından önemli araçların kullanılması olacaktır. Bunun için bilim adamı ve araştırmacı personele bu dönemde özel imkanlar sağlanmalı ve ihtiyacı duyulan bilim adamı ve araştırmacılara sahip olunabilir ortam hazırlanmalıdır. Türkiye’nin bilgi açığı iyi bir organizasyonla kısa bir sürede kapatılabilir. Bir şeye değer vermeden o şeyden beklenen sonucu almak imkan dahilinde değildir.
Türkiye’nin doktora düzeyindeki yetişmiş personel açığı yüksek noktalarda bulunmaktadır. Konuya hem üniversitelerdeki eğitim-öğretim açısından hem de araştırma- geliştirme açısından baktığımızda üniversitelerimizdeki bilim adamları bir taraftan eğitim faaliyetinde bulunurken,diğer taraftan araştırma-geliştirme faaliyetini yürütmektedirler. Bu açıdan doktora seviyesinde bilim adamı açığını,yurt dışına doktora yapmak için göndererek kapatmaya kalktığımızda her bir doktora öğrencisinin maliyeti 150 bin dolan bulmaktadır. Yurt dışı programlan ile yurt dışına personel göndererek araştırmacı personel açığının kapatılmasının fınansal boyutu çok yüksek olacaktır. Araştırmacı personelin yurt dışında eğitilmesi ile her yurt dışına gönderilen personel için kabulünün yapıldığı üniversiteye bir ücret ödemektedir. Öğrencinin gönderildiği üniversite mali açıdan desteklemekte ve bu doktora öğrencisinin yapacağı araştırma- geliştirme faaliyeti o ülkenin ihtiyaçlarına yönelik olmaktadır. Oysa bu doktora programlan ülkemizin belli üniversitelerinin belli gelişmiş bölümlerinde,bu bölümleri daha da geliştirilerek uluslararası cazibe merkezi haline getirilerek yurt dışı seviyesinde eğitim programı uygulaması sağlanabilir. Böyle bir uygulama Doktora programı için seçilen üniversitelerin ilgili bölümleri altyapı açısından yeterli hale getirilir ve eksik olan bilim adamı yurt içinden veya dışından bu programlarda istihdam edilebilir. Bu uygulama ile yurt dışına gönderilecek her bir doktora öğrencisi maliyetine 5 doktora öğrencisi yurt içinde aynı kalitede eğitilebilecektir. Diğer taraftan ülkemizin ihtiyacı olan araştırma projeleri bu cazibe merkezlerinde gerçekleştirilebilecektir.
Böyle bir organizasyonun uygulamaya konulması ile kısa sürede araştırmacı açığının kapatılabilme fırsatı yakalanabileceği gibi büyük kaynaklar da yurt dışına aktarılmadan üniversitelerimiz uluslararası standartta araştırma alt yapısına kavuşacaktır. Doktora öğrencilerine doktoranın son bir yılında bilgi ve görgü seviyelerini artırmak için yurt dışına gönderilme imkanı sağlanmalıdır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
4. BİLGİ TOPLUMUNUN TANIMI VE TEMEL ÖZELLİKLERİ
Gelişmiş ülkelerde şekillenen ve tüm dünya ülkelerini kısa zamanda etkisi altına alan toplumdaki gelişmelerin özellikle sanayileşme sürecini tamamlayamamış veya sanayileşme sürecinde olan gelişmekte olan ülkeler açısından irdelenmesi ve ekonomilerin bilgi toplumuna uyum sürecine girerek yeni stratejilere yönelmesi gereksimi gittikçe artmaktadır. Bilgi toplumu, başta emek faktörü olmak üzere tüm üretim faktörlerinin, kamu ve özel sektör işletmelerinin, bireylerin ve devletin teknolojik gelişmeler karşısında yeniden yapılanmasını, yeni bir dünya görüşü ve yaşam felsefesini beraberinde getirmektedir.
Bilgi toplumu da en önemli girdilerden insan faktörü ve bilginin niteliğinde değişim ortaya çıkmaktadır. Bilgi, hem kişisel bir kaynak olarak, hem de kilit ekonomik bir kaynak olarak görülmektedir. Günümüzde, bilgi toplumunda ise bilgi anlamlı tek kaynak olarak benimsenmektedir. Geleneksel üretim faktörleri yani doğal kaynaklar, emek ve sermaye ortadan kalkmamakta ancak, ikinci plana düşmektedir. Söz konusu üretim faktörleri bilgi sayesinde elde edilebilir kaynaklardır. Burada bilginin niteliği de önemlidir. İşe yarayan bilgi, sosyal ve ekonomik sonuçlar getirebilecek bilgi önem kazanmaktadır. Bilginin oluşumuna katkı verecek ve bilgiyi kullanacak olan ise insandır. Bilgi toplumunda diğer önemli girdi insan faktörü olmaktadır. Burada, düşünsel anlamda emek faktörünün gelişimi, insana yapılacak yatırımlar ön plana çıkmaktadır.
Bilgi toplumu; yeni temel teknolojilerin gelişimiyle bilgi sektörünün, bilgi üretiminin, bilgi sermayesinin ve nitelikli insan faktörünün önem kazandığı, eğitimin sürekliliği ön plana çıktığı, iletişim teknolojileri, bilgi otoyolları, elektronik ticaret gibi yeni gelişmeler ile toplumu ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal açıdan sanayi toplumunun ötesine taşıyan bir gelişme aşaması olarak tanımlanabilir. Sosyoekonomik gelişme sürecinde başta insan faktörü ve bilgi olmak üzere tüm alanlarda yapısal değişimi gerekli kılan, sanayi toplumunun uzantısı olarak ortaya çıkan bilgi toplumu, “bilgi ekonomisi”, “sanayi-sonrası toplum”, “bilişim toplumu”, “bilgi çağı” ve benzeri şekillerde ifade edilmektedir. Ayrıca; sos yo - ekonomik gelişme sürecinde tarım devrimi birinci dalga, sanayi devrimi ikinci dalga, enformasyon devrimi veya bilgi toplumundaki gelişmeler ise “üçüncü dalga” olarak nitelendirilmektedir. Üçüncü dalga, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda yeni bin yaşam biçimi getirnektedir. Bu yeni gelişmeler yeni davranış biçimlerinin oluşmasına yol açmakta ve toplumu standartlaşma ve merkezileşmenin ötesine taşımaktadır. Bu yeni uygarlık, farklı bir dünya görünümünü de beraberinde getirmekte; zamanı, mekanı, mantık ve nedenselliği ele almada kendi özgül biçimlerini geliştirmekte ve geleceğin politikasının ilkelerinin de kendine göre oluşmasına yol açmaktadır.
Tüm dünyayı kısa zamanda etkisi altına alan bilgi toplumunun temel titizliklerini ise sanayi toplumunun özellikleri ile karşılaştırmalı olarak şu şekilde sınırlandırabiliriz:
• Sanayi toplumunda maddi seı7rıayeııin bilgi toplumunda bilgi ve insan sermayesi almaktadır.
• Sanayi toplumun da mal ve hizmet üretiminde gelişmenin başlangıcı alan buhar makinesinin yerini bilgi toplumunda bilgisayarlar almaktadır.
• Sanayi toplumunda kol gücünün yerini, bilgi toplumunda beyin gücü almaktadır.
. Sanayi toplumunda fiziksel ve düşünsel anlamda insan sermayesinin üretime katılımı söz konusu iken, bilgi toplumunda düşünsel anlamda, yükseköğretim görmüş nitelikli insan sermayesinin üretime katılımı söz konusudur.
• Sanayi toplumunda sanayi mallarının ve hizmetlerin üretimi yapılmaktadır. Bilgi toplumunda ise bilgi ve teknolojinin üretimi gerçekleşmekte ve bilgi sektörünün ürünü olarak bilgisayar, iletişim ve elektronik araçlar, elektronik haberleşme, robotlar, yeni gelişmiş malzeme teknolojileri gündeme gelmektedir.
• Sanayi toplumundaki fabrikaların yerini bilgi toplumunda bilgi kullanımını içeren bilgi ağlan ve veri bankaları (iletişim ağ sistemi) almaktadır. Bilgi, dünyanın her tarafında üretilmekte ve iletişim teknolojisi aracılığıyla anında her tarafa yayılmaktadır.
• Bilgi toplumu işgücünde tasarruf sağlamakta, bu ise kısa dönemde işsizlik, uzun dönemde ise yeni teknolojilerin global etkilerini ortaya çıkarın aktadır.
• Sanayi toplumundaki genel eğitimin yerini bilgi toplumunda eğitimin bireyselleşmesi sürekliliği almaktadır.
• Sanayi toplumunda: birincil, ikincil, ve üçüncül endüstriler tarım, sanayi ve hizmetler, bilgi toplumunda birincil, ikincil ve üçüncül sektörlerin yanı sıra dördüncü sektör olan bilgi sektörü ortaya çıkmaktadır.
• Sanayi toplumundaki özel ve kamu iktisadi kuruluşlardan faklı olarak bilgi toplumunda gönüllü kuruluşların önem kazandığını görüyoruz.
• Sanayi toplumunda başlıca üretim faktörleri emek, tabiat, sermaye, girişimci iken, bilgi toplumunda üretim sürecinde bu üretim faktörlerinin yanısıra beşinci üretim faktörü teknik “bilgi” ön plana çıkmaktadır.
• Sanayi toplumunda üretilen mal ve hizmetlerin kıtlığı söz konusu iken, bilgi toplumunda bilgi kıt değildir. Bilgi, sürekli artmakta ve artan verimler özelliği içirmektedir.
• Sanayi toplumunda üretilen mal ve hizmetlerin bir yerden bir yere taşınmasında uzaklık ve maliyet önemli iken, bilgi toplumunda bilgi otoyolları ile tüketici ile bilgi arasındaki uzaklık önemini kaybetmekte ve maliyetler minimuma inmektedir.
• Sanayi toplumunda tüketici taleplerinin karşılanmasında mal ve hizmetlerin mobilitesi oldukça düşük, bilgi toplumunda ise bilginin mobilitesi kolaydı. Bu durum, bilginin sınırsız bir tüketici tarafından tüketilmesine ve yenilikleri teşvik etmesine yol açmaktadır.
• Sanayi toplumunda temel bilgiyi, fizik, kimya bilimleri, bilgi toplumunda ise; kuantum elektroniği, moleküller biyoloji ve çevresel bilimler gibi yeni araştırma alanları oluşturmaktadır.
• Sanayi toplumunda politik sistem temsili demokrasi iken, bilgi toplumunda katılımcı demokrasi anlayışnınn daha belirgin bir önem kazanacağı düşünülmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojileı7ndeki gelişmeler neticesinde adına “Tele-Demokrasi” denilen bir değişimin ileriki yıllarda yaşanacağı tahmin edilmektedir.
Bilgi toplumunun yukarıda belirtilen temel özelliklerden hareketle bilgi toplumu, sanayi toplumunun sos yo- ekonomik gelişme sürecinde yol açtığı gelişmelerden daha farklı, ekonomik alandaki tüm karar birimlerinin ve kurumların yapısında hızlı değişimi ve yeniden yapılanmayı gerektiren bir aşama olarak nitelendirilebilir. Bilgi teknolojilerinin hızla gelişimi, bu gelişmelere aynı hızla ayak uydurabilecek bir toplum yapısını gerekmektedir. Daha çok gelişmiş ülkelerin ulaşmış olduğu ve henüz sanayileşme sürecini tamamlamış olmasa da gelişmekte olan ülkeleri de etkisi altına alan bilgi toplumu aşamasında, ekonomik politika önceliklerinin bilgi üretimi ve kullanımı yönünden oluşturulması önem kazanmaktadır. Bilgi toplumu aşamasına ulaşmış bir çok gelişmiş ülkede ulaşılan gelişmişlik düzeyinin sürekliliğinin korunması amacıyla, giderek bilime, teknoloji ve insana yatırım unsuru eğitime daha fazla önem verilmektedir. Türkiye `nin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin uluslar arası alanda gelişmiş ülkelerle aralarındaki gelişmişlik farkının daha fazla açılmaması,ulusal alanda ise kalkınmanın sağlanması açısından, bu ülkelerin bilgi toplumundaki gelişmelere ne ölçüde uyum gösterdikleri önemlidir.
4.1. BİLGİ TOPLUMUNA ERİŞMENİN KOŞULLARI
4.1.1. Alt Yapı
Üretilen bilgiyi depolayacak, çoğaltacak, dağıtacak, kullandıracak teknolojik sistemleri alt yapıyı oluşturmaktadır.
- Bilgiyi Toplayacak Kütüphaneler Kitaplar, ses ve görüntü kasetleri bilgisayar disketleri, dia pozitifler, filmler.
- Bilgi - Çoğaltacak Tesisler Matbaalar (Kitap,Gazete,Dergi). Fotokopi makineler, kaset, dia disket, film çoğaltacak cihazlar.
- Bilgiyi Dağıtacak İletişim Şebekesi Radyo - TV yayınlan, telefon hatları, şebekeleri, link istasyonları, uydular (Türk sat- Türk Uydusu).
Sanayi sonrası toplumun en önemli kaynağı bilgi ve en önemli alt yapısı ise iletişim alt yapısı olmuştur.
Her çeşit toplum üç çeşit alt yapı tarafından bir arada tutulur: Ulaştırma, Enerji, ve İletişim.
Son zamanlarda iletişim alt yapısı, ulaştırma ve enerjinin önüne geçmiş insanlığın eylem alanı büyümüştür.
Ulaştırma sektörünün birim fiyatları sürekli artarken, iletişim birim fiyatları sürekli düşmesi nedeniyle fikirleri yaratan insanları nakletmek yerine, fikirlerin ve bilginin iletişim yoluyla iletilmesi maliyet ve sürat açısından yeni bir ufuk açmıştır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

AÇIKGENÇ Alparslan, “Bilgi Felsefesi”, İnsan Yayınları, İstanbul, 1992.
AKARSU Bediâ, Felsefe Terimler Sözlüğü, İnkılap Kitabevi, 5. Baskı, İst.,1994.
BARNES Barry, Bilimsel Bilginin Sosyolojisi, Vadi Yay. 199.
BUĞRA Ayşe, “İktisatçılar ve İnsanlar”, Remzi Kİtapevi, İstanbul, 1989.
BULUTAY Tuncer, Bilimin Niteliği Üzerine Denemeler, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Ank. 1986.
DİNÇER Ömer, “Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası”, Timaş B.Y.T. Ltd.İstanbul, 1992.
DOĞAN D.Mehmet., “Büyük Türkçe Sözlük”, Birlik Yayınları, Ankara, 1992.
DRUCKER Peter P., Yeni Gerçekler, Türkiye İş Bankası Yayını, Ank. 1992.
DURA Cihan, Bilgi Toplumu, Kültür Bakanlığı Yayını, Ank. 1990.
DÜĞER İ.Hakkı, “Bilim Üzerine Birkaç Söz”, Kütahya İ.İ.B.F. Yıllığı, Kütahya, 1991.
HAYEK Friedrich A., Kanun, Yasama Faaliyetine Özgürlük, (Çev: Atilla Yayla) İş Bank.,Yay., Ank., 1994.
HAZARD Paul, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme, Tur Yayınları, İstanbul, 1981.
KAZGAN Gülten, “İktisadi Düşünce Veya Politik İktisadın Evrimi”, Remzi Kitapevi, 5. Baskı, İstanbul, 1991.

Related posts

Etiketler:, , , , , ,

Korku Oyunları

Komik Videolar

Aşk Şiirleri