Sosyal güvenlik kuruluşları

II. SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI

 

A-SOSYAL GÜVENLİK TANIMI, SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARININ KURULUŞ NEDENLERİ, HUKUKİ YAPISI VE DENETİM ŞEKLİ

1- tanımı ve kapsamı 
2- kuruluşlarının kuruluş nedenleri 
3- kuruluşlarının tarihçesi 
4- kuruluşlarının hukuki yapısı 
5- kuruluşlarının denetimi 
B- SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARININ TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ
1- alanındaki hedef ve politikalar 
2- kuruluşlarının Türkiye ekonomisi içindeki yeri 
C- İSTİHDAM
1-Personel statüsü, personel sayıları ve personele yapılan harcamalar 
D- MALİ DURUM
1-Genel mali durum 
2-Finansman programı ve gerçekleşmeleri 
E- SOSYAL GÜVENLİK ÇALIŞMALARI
1-SSK uygulamaları 
2-T.C.Emekli Sandığı uygulamaları 
3-BAĞ-KUR uygulamaları 
4-İşsizlik Sigortası uygulamaları 
F-YATIRIMLAR
1-Genel durum 

İÇİNDEKİLER SAYFASINA DÖNÜŞ


II. SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI

A-SOSYAL GÜVENLİK TANIMI, SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARININ
KURULUŞ NEDENLERİ, HUKUKİ YAPISI VE DENETİM ŞEKLİ:

1- kavramı ve kapsamı:

Bir toplumda kişisel birikimler ile toplumsal katkılardan ya da sadece kamusal veya toplumsal fonlardan oluşturulan kaynaklardan yapılan sosyal içerikli, ayni ve nakdi her türlü ödeme ve yardımlar “” olarak adlandırılır. , “sosyal yardımlar”, “sosyal hizmetler” ve “sosyal sigortalar” adı altındaki organizasyonlarla yürütülür ve toplumun belirli koşullardaki ve belirli niteliklerdeki kesimlerini kapsar.

; mesleki, fizyolojik ve sosyo-ekonomik herhangi bir riske duçar kalması sonucu, çalışma ve gelir elde etme olanağından geçici veya sürekli olarak yoksun bulunan bireye, insan onuruna yakışır biçimde yaşamını devam ettirebilmesini sağlayan önlemlerin ve katkıların bütünü olarak da tanımlanabilir.

Yaşamın kaçınılmaz doğal bir sonucu olarak karşılaşılacak risklere karşı korunabilmek; kimi yaşlılık ve ölüm gibi mutlak, kimi hastalık ve muhtaçlık gibi olası tüm risklere karşın geleceğe güven ve ümitle bakabilmek, toplumsal barış ve huzurun sağlanması açısından da çok büyük bir önem ve değer taşır.

Sosyal güvenliğin gerekleri, ister kuruluşu olarak bilinen ve sosyal sigorta veya emeklilik kurumu ya da emekli sandığı gibi adlar verilen kuruluşlar tarafından ve ister sosyal yardımlar ya da sosyal hizmetler yoluyla gerçekleştirilmeye çalışılsın, hepsinde de, sosyal risklerin, riske maruz kalan birey yerine, tüm topluma dağılımı ve doğan zararın toplum olarak bölüşülmesi amaçlanır.

Sosyal yardım için, önceden belirli kurallara göre prim veya başka ad altında, yardım görecek kişinin herhangi bir ödemede bulunmuş olması söz konusu olmayıp, muhtaç olma tek ve yeterli koşuldur. Kamusal kuruluşlarca veya vakıf, dernek gibi özel kuruluşlarca yürütülen sosyal yardımların finansmanı, ya doğrudan doğruya devlet bütçesinden veya yardım kuruluşlarının kendi kaynaklarından sağlanır.

Sosyal güvenliğin, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler dallarına nazaran, sosyal sigortalar dalı, toplumda kapsamına aldığı kişilerin fazlalığı ve sağladığı hak ve çıkarların çeşitliliği, sürekliliği ve etkinliği açısından çok daha büyük bir önem arz etmekte ve çok geniş bir kitlenin koruyucu şemsiyesi olmaktadır. Nitekim, çoğu kez deyince akla sosyal sigortalar gelmekte ve yine çoğu kez ile sosyal sigorta ve emeklilik deyimleri, birbirleriyle özdeş terim ve sözcük dizileri olarak, aynı anlama gelmek üzere bir arada kullanılmaktadır.

2- nın kuruluş nedenleri:

Tarih boyunca hemen her toplumda, daha çok sosyal yardım veya sosyal hizmet biçiminde çeşitli sosyal etkinliklerin yer aldığı görülmektedir. Söz konusu etkinliklerin büyük bir bölümü dinsel kaynaklı görevlerin yerine getirilmesi şeklinde başlamış olup, bu görevler batı toplumlarında kiliseler, İslam toplumlarında da vakıf ve benzeri hayır kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.

Batı Avrupa ülkelerinin sanayi toplumları haline dönüştüğü 19. yüzyıldan itibaren, özellikle iş ve çalışma olanağı bularak sınai tesislerin çevresindeki kentlere yerleşenlerin yaşama ve çalışma koşullarının yanı sıra hastalık, malullük, yaşlılık ve işsizlik gibi sosyal risklerinin giderek artmasıyla birlikte, hizmetlerinin daha sistemli ve organize bir şekilde yürütülmesi gereği ortaya çıkmıştır.

Sosyal güvenlikle ilgili yükümlülükleri takip etmek ve belirli koşulların varlığı halinde, herhangi bir sosyal riskle karşı karşıya kalındığında, ilgiliyi sosyal güvenliğin olanaklarından yararlandırmak, her toplumda devletin kuracağı ve bir merkezden yöneteceği organizasyonlara ihtiyaç göstermiştir. Esasen, sunulan hizmetin önemi ve özelliği itibariyle kamusal bir nitelik taşıması, bu konuda yasal ve kurumsal düzenlemeleri zorunlu kılmıştır.

Özellikle II. Dünya Savaşından sonraki tarihlerde yürürlüğe konulan çeşitli ülkelere ait anayasalarda, devletin niteliği belirtilirken, devletin sosyal hukuk devleti olduğu vurgulandıktan sonra, herkesin hakkına sahip bulunduğuna ve devletin bu hakkın kullanımını sağlayacak ortamı ve olanakları hazırlaması gerektiğine ilişkin hususlar düzenlenmiştir.

Birleşmiş Milletler tarafından 10.12.1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22 nci maddesinde; her kişinin toplumun bir üyesi olarak hakkına sahip olduğu ilkesine yer verilip, her ülkenin sosyal ve ekonomik kaynakları göz önünde tutularak söz konusu hakkın gerçekleşmesi için ulusal çaba ve uluslararası işbirliği öngörülmüştür.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde oluşturulan Uluslararası Çalışma Teşkilatı(1) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(2) gibi kuruluşlara, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin sosyal güvenlik politikaları ve organizasyonlarına yardımcı olma görevi verilmiştir.

3-nın tarihçesi:

Osmanlı Devletinde, ilk kuruluş yıllarından itibaren sosyal yardım ve sosyal hizmet niteliğinde çeşitli sosyal etkinlikler gerçekleştirilmiştir. İslamiyet’in yoksul, kimsesiz, hasta kişilere yönelik olarak öngördüğü kural ve kurumlar Osmanlı Devletinde alanında çok önemli fonksiyonları yerine getirmiştir.

Bu arada, sadece belirli meslek mensuplarını kapsamına almış olmakla beraber, Osmanlı döneminde “Lonca teşkilatları” da ekonomik olduğu kadar, sosyal alanda da hizmet veren kurumlardandır. Mesleki kuralların yanı sıra çırak, kalfa ve usta ilişkilerini düzenleyen Loncalar, aynı meslek kolundan “Harici aza” adını verdikleri güçsüz, malul ve hasta kişilere yardım ve destek de sağlamışlardır.

Daha sonra özellikle, 1839 Tanzimat Fermanı’nı takip eden yenileşme hareketleriyle birlikte, Devlet memurlarının aylıklarının ödenmesi belirli usul ve esaslara bağlanırken, devlet hizmetinde çalışanların geleceklerine ilişkin bir kısım güvencelere sahip kılınmaları da gündeme gelmiş ve bugünkü anlamda ilk kez kamu görevlileri için düşünülmüştür.

Bu amaçla önce askeri personel için 1866’da ve daha sonra mülki personel için de 1880 yılında ayrı ayrı emeklilik sandıkları kurulmuştur. Bu sandıkların gelirleri, mensuplarının aylıklarından yapılan kesintiler ve çalıştıkları kurumlarca yapılan ödemelerden oluşturulmuştur.

Bu arada, ordunun harp araç ve gereçlerini imal eden ustalar için “Tophane”, tersanede çalışanlar için “Bahriye” ve Denizyolları İdaresi personeli için de “İdare-i Mahsuse”adıyla ayrı emekli sandıkları kurulmuştur.

Ancak, İdare-i Mahsuse adlı sandık dışında diğer sandıklar, II. Meşrutiyeti takiben 1909 yılında kaldırılmış; sivil ve askeri personel için ayrı ayrı sandıklar yerine, askeri ve idari personelin sosyal güvenlikleri, “Askeri ve Mülki Memurlar Sandığı” adı altında tek bir sandık çatısı altında birleştirilmiş ve Cumhuriyet dönemine bu Sandık intikal etmiştir.

Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine intikal eden ve askeri ve mülki personeli 1909 yılından itibaren tek çatı altına toplayan “Askeri ve Mülki Memurlar Sandığı”, hem sandık iştirakçisi personelin ve hem de bu personelin çalıştığı kurumların ödediği primlerden oluşan kaynakları kullanarak 1930 yılına kadar faaliyet göstermiştir.

Ancak, geçmişteki sürekli savaşlar sırasında şehit ve malul olanlar ile bunların dul ve yetimlerinin sayısındaki artışlar nedeniyle, zaman içerisinde Sandık tarafından bağlanan aylıklar, mevcut gelir kaynaklarıyla karşılanamaz duruma gelince, 11.06.1930 tarihinde yürürlüğe konulan 1683 sayılı “Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu” ile prim sistemi terkedilmiş, Sandıkça yapılan ödemelerin tamamının, Devlet bütçesinden konulan ödeneklerle karşılanması uygulamasına geçilmiştir.

1683 sayılı Kanun, sadece genel bütçeye dahil kuruluşlar ile katma bütçeli 3 kuruluşu kapsamına almış; diğer katma bütçeli kuruluşlar ile özel idare ve belediyeler hakkında yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar eski hükümlerin uygulanmasını öngörmüştür.

Bir süre sonra özel idare ve belediyelerin mevcut gelirleriyle kendi personelinin sosyal güvenliklerini sağlayamayacakları anlaşılınca, özel idare memurları ile öğretmenler için İçişleri Bakanlığı nezdinde, 1683 sayılı Kanuna göre faaliyet göstermek üzere, 1933 yılında 2097 sayılı Kanunla “Vilayetler Hususi İdareleri Tekaüt Sandığı” adıyla yeni bir Sandık oluşturulmuştur.

Daha sonra, bu sandıklar kapsamına giremeyen kamu kuruluşları ve o kuruluşlarda görevli personel için de, alanında, kendilerine özgü emekli sandıklarının kurulması dönemine geçilmiştir. 1947 yılına kadar prim esasına göre faaliyet göstermek üzere kamu iktisadi teşebbüsleri ile belediyeler ve katma bütçeli kuruluşlarda görevli bulunanlar için ayrı ayrı “Tekaüt Sandığı” veya “Emekli Sandığı” adı altında 9 sandık daha kurularak, emeklilikle ilgili toplam sandık sayısı 11’e yükselmiştir.

Ancak, bu sandıkların her birinin ayrı kanunlara dayalı olması ve her kanunda, ilgili personelin sosyal güvenliği için birbirinden farklı yükümlülükler ve birbirinden farklı haklar öngörülmesi ve bu arada bazı sandıkların, yaptıkları ödemelerin finansmanı yönünden zorluklarla karşılaşmaları, tüm kamu personelinin sosyal güvenliğini aynı ilke ve kurallara bağlayacak ve tüm sandıkları tek bir çatı altında toplayacak yeni bir düzenlemeye olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır.

Söz konusu bu ihtiyacı karşılamak ve kamu görevlileri ile ilgili çok sandıklı mevcut sisteminden kaynaklanan sakıncalara son vermek amacıyla, tekaüt veya emekli sandığı adıyla çeşitli sandıklar kurulmasını öngören tüm kanunlar mülga kılınarak, yeni bir yasal düzenleme için çalışmaya başlanılmış ve bu çalışmalar 08.06.1949 tarihinde 5434 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu” nun kabulüyle sonuçlanmıştır.

Bu arada, bazı sigorta dallarının kapsamına, işçi statüsünde çalışanlarında alınması amacıyla, 09.07.1945 tarih ve 4792 sayılı Kanunla “İşçi Sigortaları Kurumu” kurulmuştur.

İlgili sigorta kanunlarını yürütmekle görevlendirilen bu kurumun faaliyete geçmesini takiben, 27.06.1945 tarih ve 4772 sayılı Kanunla iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası, 02.06.1949 tarih ve 5417 sayılı Kanunla ihtiyarlık sigortası, 04.01.1950 tarih ve 5502 sayılı Kanunla da hastalık ve analık sigortasının uygulamasına başlanmıştır. Daha sonra 30.01.1957 tarih ve 6900 sayılı Kanunla, 5417 sayılı Kanun kaldırılarak, malullük, ihtiyarlık ve ölüm sigortasına ilişkin yeni hükümler getirilmiştir.

İşçi statüsünde çalışanlara ilişkin sigorta kollarına ait çeşitli kanunlara dağılmış bulunan düzenlemeler, sosyal güvenlikle ilgili özel hükümler içeren 1961 Anayasasının yürürlüğe girmesini takiben yeniden gözden geçirilerek, 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nda birleştirilmiş; 01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu kanunun 136 ncı maddesiyle İşçi Sigortaları Kurumu’nun unvanı da, “Sosyal Sigortalar Kurumu” olarak değiştirilmiştir.

Anılan tüm bu düzenlemelerle, memurlar, diğer kamu görevlileri ve işçiler sosyal güvenceye kavuşturulurken, bu güvenceden yoksun kalan ve toplumun önemli bir kesimini oluşturan esnaf, sanatkar ve diğer bağımsız çalışanların da kapsamına alınması amacıyla, 01.10.1972 tarihinde çıkarılan 1479 sayılı Kanunla “Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu   (BAĞ-KUR)” kurulmuştur.

4- nın hukuki yapısı:

Türkiye’de hizmetleri için SSK, T.C. Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR olmak üzere üç ana kuruluş teşkil edilmiştir. Bu arada, 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla 01.06.2000 tarihinde uygulamaya konulan “işsizlik sigortası”nı yürütmekle görevlendirilen Türkiye İş Kurumu(İŞ-KUR) da, istihdam alanındaki işlevlerinin yanı sıra, bu sigorta kolu açısından hizmeti veren kuruluş niteliği kazanmıştır.

01.01.1946 tarihinde yürürlüğe giren 09.07.1945 tarih ve 4792 sayılı Kanunla kurulan ve zaman içinde kuruluş kanununda çok sayıda ek ve değişiklikler yapılarak, faaliyetini genel müdürlük düzeyindeki teşkilat yapısıyla yaklaşık 55 yıl boyunca sürdüren SSK, 29.06.2000 tarih ve 4588 sayılı Yetki Kanununa istinaden, Bakanlar Kurulunca 24.08.2000 tarihinde kararlaştırılan 616 sayılı KHK ile “Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı” unvanıyla yeniden yapılandırılmıştır.

Anılan KHK ile Kurumun başkanlık statüsünde teşkilatlanması sağlanmış; sigorta ve sağlık hizmetleri birbirinden ayrılarak, Kurum Başkanlığına bağlı, ancak ayrı tüzel kişilikleri olmayan, Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü ve Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü oluşturulmuştur.

Mülga 4792 sayılı Kanunun yürürlüğü süresince Çalışma ve Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdüren SSK’nın bu konumu 616 sayılı KHK ile değiştirilerek; Kurumun aynı Bakanlığa bağlı Kurumu’nun ilgili kuruluşu olduğu hükme bağlanmıştır.

SSK’nın özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliği haiz, mali ve idari bakımdan özerk bir kamu kuruluşu olarak belirlenen nitelikleri ise yeni düzenlemede de aynen korunmuştur.

T.C. Emekli Sandığı’nın kuruluş, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esasları 01.01.1950 tarihinde yürürlüğe giren 08.06.1949 tarih ve 5434 sayılı Kanunla düzenlenmiştir.

Genel olarak, memur ve benzeri konumdaki kamu personelinin sosyal güvenliğini düzenleyen bir kanun olarak tanımlanabilecek olan 5434 sayılı Kanunda, yürürlüğe girişinden bu yana geçen 50 yılı aşkın süre içinde, Sandığa tabi kamu kurum ve kuruluşları ile buralarda görevli personelin sosyal güvenliklerine ilişkin ilke ve kuralların yanı sıra, Sandıkla ilgilendirilecek kuruluşlar ve görevlilerle ilgili çok sayıda değişiklikler yapılmış ve anılan kanuna ek madde, geçici madde ve ek geçici madde olarak, kanunun ana maddeleri kadar çok sayıda yeni hükümler getirilmiştir.

T.C. Emekli Sandığı, anılan kanun ve sandık “Ana Yönetmeliği” ile belirli usul ve esaslar dahilinde Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdürmektedir.

Türkiye’de esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanlar, ilk kez 01.10.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunla şemsiyesi altına alınmışlar ve bu kesimin sosyal güvenliklerine ilişkin tüm işlemleri yürütmek üzere, yine aynı kanunla, kısaca “BAĞ-KUR” olarak adlandırılan “Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu” kurulmuştur.

Daha sonra, 29.08.1977 tarih ve 2108 sayılı Kanunla köy ve mahalle muhtarları, 19.04.1979 tarih ve 2229 sayılı Kanunla isteğe bağlı olarak ev kadınları ve 17.10.1983 tarih ve 2926 sayılı Kanunla da tarımda bağımsız çalışanlar, BAĞ-KUR kapsamında olanaklarına kavuşturulmuşlardır.

Öte yandan, başlangıçta uygulanmayan sağlık sigortası 05.11.1985 tarih ve 3235 sayılı Kanunla, önce 1479 sayılı Kanuna tabi olanlar için ve daha sonra 04.11.1998 tarih ve 4386 sayılı Kanunla da 2926 sayılı Kanuna tabi bulunan tarım sigortaları için uygulamaya konulmuştur.

BAĞ-KUR tarafından yürütülen işlemlerin hukuksal dayanağını oluşturan 1479 ve 2926 sayılı Kanunlarda, yürürlüğe girdiklerinden bu yana değişen koşullar ve doğan yeni gereksinmeler sonucu bir çok değişiklikler yapılmış olmakla beraber, anılan kanunlarda en kapsamlı değişiklikler 4588 sayılı Yetki Kanunu uyarınca, Bakanlar Kurulunca 24.08.2000 tarihinde kabul edilen 619 sayılı KHK ile gerçekleştirilmiştir.

04.10.2000 tarih ve mükerrer 24190 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan söz konusu KHK’yle, daha önce 1479 sayılı Kanunun yanı sıra, Çalışma ve Bakanlığı’nın kuruluşuna ilişkin 3146 sayılı Kanuna göre de, anılan Bakanlığın “bağlı kuruluşu” statüsünde bulunan BAĞ-KUR’un bu konumu, SSK’da olduğu gibi değiştirilerek, aynı Bakanlığa bağlı olarak yeni kurulan “ Kurumu Başkanlığı”nın “ilgili kuruluşu” olması öngörülmüştür.

Kurumun özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliği haiz, mali ve idari bakımdan özerk bir kamu kuruluşu olarak belirlenen niteliklerine ise yeni düzenlemede de aynen verilmiştir.

616 sayılı KHK ile SSK’da, 619 sayılı KHK ile de BAĞ-KUR’da yeni bir hukuki ve kurumsal süreç içine girilirken; anılan kararnamelerin Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten bir gün sonra, Anayasa Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E. 2000/45, K. 2000/27 sayılı kararıyla, söz konusu kararnamelere dayanak teşkil eden 4588 sayılı Yetki Kanunu iptal edilmiştir. Bu kararın ardından, yasal dayanaktan yoksun kalan kararnamelerin de iptali yönünde açılan davalar sonucu, Anayasa Mahkemesinin 26.10.2000 tarih ve E. 2000/61, K. 2000/34 sayılı kararıyla önce 619 sayılı KHK, daha sonra aynı mahkemenin 31.10.2000 tarih ve E. 2000/65, K. 2000/38 sayılı kararıyla da 616 sayılı KHK iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesince, iptal kararlarının doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görülerek; 619 sayılı KHK ile ilgili iptal kararının, Resmi Gazetede yayımlanmasını takiben dokuz ay sonra; 616 sayılı KHK ile ilgili iptal kararının da yine Resmi Gazetede yayımlanmasını takiben bir yıl sonra yürürlüğe girmesi karara bağlanmıştır.

Buna göre, 619 sayılı KHK’ya ilişkin iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 08.11.2000 tarihinden itibaren dokuz ay içinde BAĞ-KUR’la ilgili olarak; 616 sayılı KHK’ya ilişkin iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 10.11.2000 tarihinden başlayarak bir yıl içinde de SSK ile ilgili olarak, yeni yasal düzenlemelerin yapılması gereği ortaya çıkmıştır.

Belirtilen bu gelişmeler üzerine, her iki kuruluşla ilgili yasal düzenleme çalışmalarına başlandığı ve hazırlanan tasarıların TBMM’nin ilgili komisyonlarında görüşülerek TBMM Genel Kurulu’na intikal ettirildiği gözlenmiş; ancak öngörülen süreler dolmadan tasarıların yasalaştırılması sağlanamamıştır. İnceleme tarihi (Mayıs/2002) itibariyle de, yasal düzenlemeler gerçekleştirilememiştir.

Bu durumda, 619 sayılı KHK’nın iptal kararının yürürlüğe girdiği 08.08.2001 tarihinden itibaren BAĞ-KUR, 616 sayılı KHK’nın iptal kararının yürürlüğe girdiği 10.11.2001 tarihinden itibaren de SSK, önemli bir hukuksal boşlukla karşı karşıya kalmıştır.

Fiilen var olan, ancak yasal boşluk nedeniyle hukuki varlıkları ve işlemlerinin yasal dayanağı tartışılır hale gelen söz konusu kuruluşların faaliyetlerinde aksamalar meydana gelmektedir.

Aynı sorun 4447 sayılı Kanunla, işsizlik sigortası ile ilgili olarak belirli görev, yetki ve sorumluluklar verilen İŞ-KUR’da da ortaya çıkmıştır.

İş ve İşçi Bulma Kurumu unvanıyla faaliyet göstermekte iken, 24.08.2000 tarihinde çıkarılan 617 sayılı KHK ile Türkiye İş Kurumu unvanıyla yeniden yapılandırılan Kurum, Anayasa Mahkemesinin 31.10.2000 tarihli kararıyla söz konusu KHK’nın iptal edilmesi ve iptal kararının yürürlüğe girdiği 08.08.2001 tarihine kadar yeni yasal düzenlemenin yapılmaması nedeniyle, SSK ve BAĞ-KUR gibi hukuksal bir boşluk içine girmiştir. Mayıs/2002 ayı itibariyle İŞ-KUR’la ilgili olarak da yasal düzenleme çalışmaları tamamlanmamış durumdadır.

hizmetlerinde aksamalara yol açılmaması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için; SSK, BAĞ-KUR ve İŞ-KUR’un kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin yasal düzenleme çalışmalarının bir an önce sonuçlandırılması gerekmektedir.

5-nın denetimi:

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Hakkında 72 sayılı KHK’nın , amaç ve kapsam başlıklı 1 inci maddesi ile; KİT’ler, özel kanunlarında YDK’nın denetimine tabi olduğu belirtilen kuruluşlar ve nın, Yüksek Denetleme Kurulu’nun denetimi kapsamında olduğu hükme bağlanmıştır.

nın, kendi kuruluş kanunlarında da YDK’nın denetimi ile ilgili özel hükümlere yer verilmiştir.

SSK’nın kuruluşuna ilişkin mülga 4792 sayılı Kanunda olduğu gibi, 616 sayılı KHK’nın 55 inci maddesinde; T.C. Emekli Sandığı’nın kuruluşuna ilişkin 5434 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde; BAĞ-KUR’un kuruluşuna ilişkin olarak da 1479 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, bu kurumların YDK’nın denetimine tabi oldukları belirtilmiştir.

Diğer yandan, işsizlik sigortasının gerektirdiği görev ve hizmetler için mali kaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek ve kanunun öngördüğü ödemelerde bulunmak üzere, 4447 sayılı Kanunla kurulan “İşsizlik Sigortası Fonu”nun denetimi de, aynı Kanunun 53 üncü maddesi ile YDK’ya verilmiştir. Fonun gelir ve giderlerinin ayrıca, 3568 sayılı Kanuna göre ruhsat almış, denetim yetkisine sahip meslek mensubu yeminli mali müşavirlere, üçer aylık dönemler itibariyle denetlettirilerek denetim raporlarının sonuçlarının ilan edilmesi de aynı maddede hükme bağlanmıştır.

nın dış denetim süreci, 3346 sayılı Kanun uyarınca TBMM’nin yaptığı denetimle tamamlanmaktadır.

 

B-SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARININ TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ

1-      alanındaki hedef ve politikalar :

T.C. Anayasasının 60 ıncı maddesinde, “Herkes hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmüne yer verilmiş; 61 inci maddesinde de, “Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri, malul ve gaziler, özürlüler, yaşlılar ve korunmaya muhtaç çocukların, bakımından özel olarak korunması ve bu amaçla gerekli teşkilat ve tesislerin kurulması” öngörülmüştür.

Türkiye’de hizmetleri için ayrı ayrı kurumsal teşkilatlanmalara gidilmiş; diğer bir ifadeyle kapsamdaki sigortalılar esas itibariyle, işsizlik sigortası dışında sosyal güvenliğin üç ayrı şemsiyesi altında toplanmıştır. Üç ayrı yapılanma, üç ayrı uygulamayı beraberinde getirmiş; programlarında norm ve standart farklılıkları ortaya çıkmıştır. Zaman içinde, kimi zaman kurumları ve sigortalılar için ayrı ayrı mevzuat değişikliklerine, kimi zamanda emeklilik hak ve koşulları gibi tüm kurumları ve sigortalıları kapsayan yasal düzenlemelere gidilmiş; ancak, bunlardan bir kısmı sistemin iyileştirilmesi yerine, yapısal sorunları daha da ağırlaştırmıştır.

kapsamının genişletilmesi, sistemin eşitlik ilkesine dayalı olarak sağlıklı bir şekilde işletilmesi ve yapısal sorunların giderilmesi için, kalkınma planları ve yıllık programlarla çeşitli hedef ve politikalar belirlenmiştir.

VII. ve VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planları ile 2000 ve 2001 yılına ilişkin yıllık programlarda, sosyal güvenliğe ilişkin olarak yer alan başlıca düzenlemeler kısaca aşağıda açıklanmıştır.

a)      VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000) :

VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında, sosyal güvenlikle ilgili olarak yer alan amaç, ilke ve politikalarla, hukuki ve kurumsal düzenlemeler özetle aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.

- Amaçlar, ilkeler ve politikalar :

sisteminin nüfusun tümüne yaygınlaştırılması sağlanacaktır.

kurumlarının tek çatı altında toplanması temel hedeflerden biri olacaktır.

Sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlanacaktır.

Temel Yasası çıkarılacaktır.

Kurumların idari ve mali özerklikleri sağlanacak, mali yapıları iyileştirilecek, buna paralel olarak sigortalıların gelir ve aylıkları yükseltilecektir. Sigorta hizmetlerinde külfet-nimet dengesi esas alınacak; fonları finansal ilkelere göre işletilecek; kurumlara müdahaleden kaçınılacak; prim gecikme zammı affı, sigortasız hizmetlerin borçlanma yoluyla sigortalanması gibi uygulamalara gidilmeyecektir.

Emekliliğe esas prim ödeme gün sayısı yeniden düzenlenecek, emeklilikte yaş sınırı getirilecektir.

İşsizlik sigortası oluşturulacaktır.

Aile yardımları uygulamaları bir sigorta programı olarak düzenlenecektir.

kurumlarınca sağlanan sağlık hizmetleri satın alma yoluyla temin edilecek, hastanelerin verimlilik ve kârlılık anlayışıyla çalışmaları sağlanacaktır.

Özel emeklilik sigortası teşvik edilecektir.

Yaşlı, özürlü, özel ilgiye muhtaç ve diğer risk gruplarına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi için Sosyal Yardım ve Hizmet Kurumu oluşturulacaktır.

-Hukuki ve kurumsal düzenlemeler :

SSK ve BAĞ-KUR’un, içinde bulunduğu finansman sıkıntısını giderecek yasa tasarıları öncelikle ve ivedilikle yasalaştırılacak, norm ve standart birliğine geçilmesini kolaylaştırmak için sosyal sigorta, sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin temel esaslarını ve kurumlarını belirleyen Temel Yasası çıkarılacaktır.

SSK’nın içinde bulunduğu finansman darboğazından kurtarılması ve Kurumun çağdaş anlamda yeniden yapılandırılması ile daha özerk bir hale gelmesi için hazırlanan yasa tasarısıyla; emeklilik yaşının ve prim ödeme gün sayısının kademeli olarak artırılması ve isteğe bağlı sigorta, topluluk sigortası, destek primi ile ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası prim oranlarının yükseltilmesi, farklı tarihlerde emekli olanlar arasındaki gelir dengesizliğini gidermek ve emekli aylıklarında iyileşme sağlamak üzere Bakanlar Kurulu’nun tespit edeceği tarihte kademeli olarak emekli aylıklarının hesaplanmasında tek gösterge sistemine geçilmesi için düzenlemeler yapılacaktır.

BAĞ-KUR’da aktif sigortalıların primlerini zamanında ödememelerinden ve sigorta yardımlarının devamlı artmasından kaynaklanan finansman darboğazının aşılabilmesi için köy ve mahalle muhtarlarının primlerinin il özel idarelerince kesilmesi, sosyal yardım zammının taban aylığa dönüştürülmesi, destek primi uygulamasının getirilmesi, Kurumda uygulanan otomatik basamak yükseltme sınırının 6’dan 13’e çıkarılması, tarım sigortalıları temsilcisinin BAĞ-KUR Yönetim Kuruluna katılması, istihkak ödemeleri ile teminat iadeleri ve kredi işlemlerinde, esnaf, sanatkar ve bağımsız çalışanların BAĞ-KUR’a üye olmaları ve prim borçlarının bulunmaması şartının aranmasına ilişkin yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Genel Sağlık Sigortası, İşsizlik Sigortası, Aile Yardımı Sigortası kanunları ve hizmeti verecek kurumlarla ilgili yasal düzenlemeler yapılacaktır.

b)      2000 Yılı Programı:

2000 yılı programında özetle, emeklilik yaşı, prim ödeme ve gün sayıları, emekli aylıklarının hesaplanma şekli, sağlık hizmetleri, işsizlik sigortası gibi çeşitli konularda yeni hukuki düzenlemelere gidildiği; kurumları arasında norm ve standart birliği sağlanması, yaşlılık, malullük ve ölüm sigortası ile sağlık sigortasının birbirinden ayrılması, sosyal yardım ve hizmetlerin çağdaş normlara göre yeniden yapılandırılması ve isteğe bağlı bireysel emeklilik programlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen çalışmaların devam ettiği belirtilmiştir.

VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan hedef ve politikalarla hukuki ve kurumsal düzenlemelerden, yerine getirilememiş durumda olan diğer hususlara ise aynen yer verilmiştir.

Söz konusu programda ayrıca;

- SSK tarafından toplanan işsizlik sigortası primlerinin İşsizlik Sigortası Fonuna aktarılması ile ilgili esasları düzenleyen bir protokolün hazırlanması,

- Yoksulluk sınırı altında yaşayan toplumsal kesimlere daha etkin hizmet vermek amacıyla, mevcut sosyal hizmet ve yardım kuruluşları arasında işbirliğinin güçlendirilmesi ve sosyal yardım ve hizmetlerin yeni esas ve ilkelere dayandırılmasına yönelik mevzuat çalışmalarına başlanması,

- Sosyal hizmetler ve yardımlarda ortak bir kriter ve standart oluşturularak kaynakların etkin kullanımının sağlanması amacıyla ilgili kuruluşların işbirliği ile mevzuat düzenlemelerine ilişkin hazırlık çalışmalarına başlanması,

hususlarına yer verilmiştir.

c)      VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005) :

Sosyal güvenlikle ilgili olarak, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan amaç, ilke ve politikalarla hukuki ve kurumsal düzenlemelerin başlıcaları aşağıdadır.

- Amaçlar, ilkeler ve politikalar:

Kamu sigorta programlarının bütün nüfusu kapsayacak şekilde genişletilmesi temel amaçtır.

Sosyal sigorta sistemi kapsamındaki aktif sigortalı nüfus artırılacak ve kayıt dışı istihdam önlenecektir.

Sosyal sigorta kuruluşlarının idari ve mali etkinliği artırılacak, norm ve standart birliğini sağlamak için temel esaslar belirlenecek, gelirleri artırıcı ve giderleri azaltıcı düzenlemeler yapılacaktır.

Sosyal sigorta kuruluşlarının yasalarla belirlenmiş olan fon yönetim alanları ve esasları, güncel portföy yönetimi şartlarına göre yeniden düzenlenecektir.

Sigorta hizmetleri, nimet-külfet dengesi içinde kurumlarının aktueryal yapılarını bozmadan kendi finansman kaynaklarından karşılanacak ve prim karşılığı olmayan ek yükümlülükler getirilmeyecektir.

Uzun vadeli sigorta programları ile kısa vadeli sigorta programları ve sağlık sigortası programı ile sağlık hizmeti sunumu birbirinden ayrılacaktır.

Emekli Sandığı sigortacılık ilkelerine göre yeniden yapılandırılacak ve sigortacılık faaliyetleri dışındaki görevleri ilgili kurumlara devredilecektir.

Ekonomik ve teknolojik gelişmelere uygun olarak fiili ve itibari hizmet süreleri yeniden düzenlenecektir.

İşsizlik sigortası programı etkin bir şekilde uygulanacak ve oluşacak fonlar fon yönetimi ilkeleri çerçevesinde değerlendirilecektir.

Sosyal sigorta kuruluşları için akıllı kart uygulamasına geçilecektir.

hakları sağlayan vakıf statüsündeki kurum ve kuruluşların sigortacılık esasları çerçevesinde çalışmasını sağlamak amacıyla, etkin denetim uygulanacaktır.

Bireysel emeklilik sigorta programları, zorunlu sigorta sistemini destekleyen ve tamamlayan bir fonksiyona sahip olacak şekilde uygulamaya konulacaktır.

Özel sağlık ve hayat sigortaları mevcut sosyal sigorta sistemine ilave ve isteğe bağlı bir sistem olarak desteklenecektir.

- Hukuki ve kurumsal düzenlemeler:

Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur’un idari ve mali yapılarının yeniden düzenlenmesi ile norm ve standart birliği sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemeler yapılacaktır.

İşsizlik sigortası programının etkin bir şekilde uygulanması ve oluşacak fonların fon yönetimi ilkeleri çerçevesinde işletilmesine yönelik mevzuat düzenlemeleri yapılacaktır.

Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklar ile hakkı sağlayan vakıf statüsündeki kurum ve kuruluşların sigortacılık esasları çerçevesinde çalışması ve etkin bir şekilde denetlenmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Geniş kapsamlı bir politikası çerçevesinde, sosyal sigorta sistemini destekleyecek tamamlayıcı bireysel emeklilik sigorta programlarına ilişkin mevzuat çalışmaları yapılacaktır.

d)      2001 Yılı Programı:

VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında belirtilen amaç ve ilkelere 2001 yılı programında da yer verilerek;

-Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR’un idari ve mali yapılarının yeniden düzenlenmesi ile norm ve standart birliği sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemelerin yapılması,

-Uzun ve kısa vadeli sigorta programlarının birbirinden ayrılması için gerekli mevzuat çalışmalarının tamamlanması,

-Sosyal Sigortalar Kanunun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklar ile hakkı sağlayan vakıf statüsündeki kurum ve kuruluşların sigortacılık esasları çerçevesinde çalışması ve etkin bir şekilde denetlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması,

-Geniş kapsamlı bir politikası çerçevesinde, sosyal sigorta sistemini destekleyecek tamamlayıcı bireysel emeklilik sigorta programlarına ilişkin mevzuat çalışmalarının yapılması,

öngörülmüştür.

Sosyal güvenlikle ilgili olarak, VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında belirtilen hedef politikalar arasında yer alan; emekliliğe esas prim ödeme gün sayıları, emeklilikte asgari yaş sınırı getirilmesi, işsizlik sigortasının uygulamaya konulması, özel emeklilik sisteminin teşvik edilmesi gibi çeşitli konulardaki hukuki ve kurumsal düzenlemeler gerçekleştirilmiş; planın son uygulama dönemi içinde SSK ve BAĞ-KUR’un yeniden yapılandırılmasına ilişkin mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır.

Plan hedefleri arasında yer alan ve sisteminin başlıca ana sorunlarının giderilmesine yönelik olan; sisteminin nüfusun tümüne yaygınlaştırılması, kayıt dışı istihdamın önlenmesi, kurumlarının tek çatı altında toplanması, kurumlar arasında norm ve standart birliği sağlanması, sağlık sigortası ile diğer sosyal sigorta kollarının birbirinden ayrılması, temel yasasının çıkarılması, sosyal yardım ve hizmetlerin çağdaş normlara göre yeniden yapılandırılması gibi temel hedefler gerçekleştirilememiştir.

Genel olarak VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında da yer alan söz konusu hedeflerle ilgili olarak 2001 yılında ve incelemenin sürdüğü 2002 yılında da (Mayıs/2002) bir gelişme sağlanamamıştır.

Bir diğer önemli sorun da, 2000 yılında yeniden yapılandırılan SSK, BAĞ-KUR ve işsizlik sigortası ile ilgili çeşitli işlemleri yürütmekle görevli İŞ-KUR’un kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra, iptal kararında öngörülen süre içerisinde yeni yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmemesiyle ortaya çıkmıştır. Mayıs/2002 ayı itibariyle, anılan bu kuruluşlarla ilgili yasal boşluk devam etmektedir.

1-      nın Türkiye ekonomisi içindeki yeri:

nın 1996-2000 dönemine ilişkin toplu bilgileri aşağıdaki 90 sayılı çizelgede gösterilmiştir.

Çizelge : 90 – na ait başlıca toplu bilgiler


kapsamındaki aktif (prim ödeyen) ve pasif (aylık ve gelir alan) sigortalılarla, bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin (bağımlılar) sayısı ve genel nüfusa oranı, ayrıntılı olarak aşağıdaki 91 sayılı çizelgede gösterilmiştir.

Çizelge : 91 – Aktif ve pasif sigortalılar

Sosyal güvenlik kuruluşu

Sigortalı sayısı

Aylık alanlar

Aile fertleri

Toplam

Gen. nüfusa oranı (%)

SSK toplamı

6.565.167

3.339.327

22.541.181

32.445.675

48.16

506 s.Kanuna tabi sig.

5.254.125

3.332.936

21.802.481

30.389.542

45.10

İsteğe bağlı sig.

843.957

-

-

843.957

1.25

Topluluk sig.

29.109

-

-

29.109

0.04

Çırak sayısı

253.301

-

-

253.301

0.38

2925 s.Kanuna tabi sig.

184.675

6.391

738.700

929.766

1.38

Emekli Sandığı topl.

2.163.698

1.296.935

9.257.675

12.718.308

18.88

5434 s.Kanuna tabi sig.

2.163.698

1.296.935

9.257.675

12.718.308

18.88

Bağ-Kur toplamı

3.312.694

1.277.444

10.440.049

15.030.187

22.31

1479 s.Kanuna tabi sig.

2.424.049

1.151.582

7.787.715

11.363.346

16.87

2926 s.Kanuna tabi sig.

888.645

125.862

2.652.334

3.666.841

5.44

506 s. Kan. geç. 20 nci md. tabi sig. toplamı.

118.485

59.940

128.341

306.766

0.46

         Genel toplam

12.043.559

5.973.646

42.367.246

60.500.936

89.81

 

Son beş yıllık dönemde aktif sigortalı sayısında %13,8, pasif sigortalı sayısında %28,9, bağımlı sigortalı sayısında %20,2 oranında artış meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak toplam sigortalıların(muhtaç aylığı ve madalya aylığı alanlar hariç) genel nüfusa oranı da nispi olarak artmış ve %89,81’e yükselmiştir.

Söz konusu verilerden de anlaşılacağı üzere, pasif ve bağımlı sigortalı sayısındaki artış hızı, aktif sigortalı sayısındaki artış hızının üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla sigortalı nüfus oranı yüksek görünmesine rağmen, sisteme kaynak sağlayan aktif sigortalıların oranı düşük, kaynak tüketen pasif ve bağımlı sigortalıların oranı yüksektir. Diğer bir ifadeyle sistemi, kaynak tüketimi ağır basan sığ bir yapıya sahiptir.

Bu olumsuz yapı, aktif/pasif oranları irdelendiğinde de açıkça ortaya çıkmaktadır.

sistemindeki ortalama aktif/pasif oranı 1996 yılında 2,3 iken, bu oran 2000 yılında ortalama 1,7’ye gerilemiştir. 2000 yılı itibariyle, 1 pasif sigortalıyı finanse eden aktif sigortalı sayısı 2’nin de altına düşmüştür.

kurumlarını finansman darboğazına düşüren bu olumsuz yapının oluşmasında, erken emeklilik uygulamaları ile kayıt dışı istihdamın önemli bir etkisi bulunmaktadır.

Geçmiş yıllarda, emekli olabilmek için hizmet süresi ile emeklilik yaşı arasında makul bir bağlantı kurmaksızın yapılan çeşitli mevzuat düzenlemeleri sonucu, emekli sayısındaki artış hızı yükselmiş ve belirgin bir genç emekli kesim oluşmuştur.

Genç yaşta emekliliği sağlayan uygulamaların aktueryal dengeler üzerindeki olumsuz etkisini gidermek amacıyla, Çalışmaları alt bölümünde ayrıntılı değinildiği üzere, 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla yeni düzenlemeler yapılmıştır. Kademeli olarak uygulanması öngörülen bu düzenlemelerle emeklilik yaşı, ileriki yıllarda dünya ortalamalarına yaklaştırılabilecektir.

kapsamını daraltan, dolayısıyla aktueryal dengeleri bozan bir diğer önemli faktör de kayıt dışı istihdamdır.

Sosyal sigortalar kapsamına girmesi gereken, ancak kayıt dışı çalıştırılan işyerleri ve sigortasız işçilerin sayısı önemli boyutlarda bulunmaktadır.

Kayıt dışı istihdam, Türkiye’nin yapısal ekonomik sorunlarının bir yansıması olarak da ortaya çıkmaktadır.

İşsizliğin önemli düzeylerde bulunması, ucuz işgücü temininin yanı sıra, sigortasız işçi çalıştırılmasını da kolaylaştırmakta; iş bulabilen, ancak alternatifi her zaman hazır olan işçiler, işini kaybetme kaygısıyla sigortasız çalışmaya boyun eğebilmektedirler.

Bu açıdan kayıt dışı istihdamın önlenmesinde makro ekonomik tedbirler önem kazanmaktadır. Bununla birlikte; bu sorunun giderilmesinde etkin bir denetim mekanizması oluşturulmasının da önemli rolü bulunmaktadır.

kapsamının, kayıt dışı istihdamın etkisiyle daralması prim gelirlerinin yetersiz düzeyde kalmasına neden olmakta; prim alacaklarının süresinde tahsil edilememesi ise finansman sıkıntısını daha da artırmaktadır.

Hiç kuşkusuz finansman sıkıntısına yol açan etkenler arasında, sigortalılara prim karşılığı olmaksızın yapılan ödemelerin de önemli yeri bulunmaktadır.

Tüm bu olumsuz faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan finansman ihtiyacı nedeniyle, na genel bütçeden yapılan hazine yardımları da, belirgin bir şekilde artmaktadır. Nitekim 1996 yılında anılan kurumlara yapılan Hazine yardımı 179,3 trilyon lira iken, bu tutar 2000 yılında 2,3 katrilyon liraya ulaşmıştır.

4447 sayılı Kanunla, prim ödeme gün sayıları ve emeklilik yaşı başta olmak üzere sigorta işlemlerine ilişkin olarak kurumları arasında uygulama birliği sağlanmasına yönelik çeşitli düzenlemeler yapılmış olmakla birlikte; sigorta programları, prim oranları, emekli aylıklarının alt ve üst sınırları, sağlanan hak ve yükümlülükler gibi çeşitli uygulamalar açısından kurumlar arasında norm ve standart farklılıkları devam etmektedir.

Uygulama farklılıkları, sigorta hizmetlerinde olduğu gibi sağlık hizmet sunumunda da açık bir şekilde kendini göstermektedir.

kurumlarından SSK, esas itibariyle kendi sağlık tesisleri ile hizmet sunmakta, kısmen dışarıdan hizmet satın almakta; T.C.Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR sağlık hizmetlerini tümüyle dışardan satın alma yoluyla yerine getirmektedir.

Zorunlu veya anlaşmalı haller dışında, BAĞ-KUR’lu sigortalılar SSK ve üniversite hastanelerinden, SSK’lı sigortalılar devlet ve üniversite hastanelerinden, T.C.Emekli Sandığına tabi sigortalılar da SSK hastanelerinden yararlanamamaktadır.

Esasen bu durum, kamu sağlık sistemindeki çok başlılığın bir sonucu olarak da ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de kamu sağlık hizmetleri, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki hastaneler, üniversite hastaneleri ve SSK hastaneleri tarafından ayrı ayrı yürütülmekte, ayrıca çeşitli kamu kurumlarının da kendi hastaneleri bulunmaktadır.

Üniversitelerin kendi bünyelerinde eğitim ve araştırma amaçlı kurdukları hastaneler bir yana bırakılacak olursa, yurdun bir çok yöresinde devlet hastaneleri, SSK hastaneleri ve kısmen de kamu kurumlarının hastaneleri aynı ortamda hizmet vermektedir. Bunların tümü kamu hizmeti sunduğu halde, uygulama ve statü farklılıkları nedeniyle kendi kapsamlarında bulunmayan hastalara hizmet vermemektedirler. Bunun sonucu olarak, kimi zaman bir kamu hastanesinde hasta yoğunluğu yaşanırken, aynı yerdeki bir başka hastanede atıl kapasite bulunabilmektedir.

Kamu sağlık hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin sağlanabilmesi için, sağlık sistemindeki çok başlılığın giderilmesi, sağlık ve sigorta hizmet sunumunun birbirinden ayrılması önem arz etmektedir.

sisteminde ortaya çıkan tüm bu darboğazlar sonucu, kaynaklar etkin ve verimli kullanılamamakta; bu durum emekli aylıklarına da olumsuz bir şekilde yansımaktadır.

Emekli aylıklarının, emeklilerin onurlu bir şekilde yaşamasını mümkün kılacak seviyelere yükseltilmesi için, yapısal sorunların biran önce çözüme kavuşturulması ve aktueryal dengelerin kurulması gerekli bulunmaktadır. Bu kapsamda, emeklilik sistemi, kazanca göre belirlenecek primlere dayalı bir zemine dayandırılarak; çalışırken alınan aylıkla, emekli olduğunda alınan aylık arasındaki önemli farklılıkların giderilmesi sağlanmalıdır.

4447 sayılı Kanunla, yeni bir sigorta kolu olarak, 01.06.2000 tarihinden itibaren Türk Sistemine dahil edilen işsizlik sigortasıyla, ILO’nun 1952 yılında kabul ettiği “Sosyal Güvenliğin Asgari Normları” hakkındaki 102 sayılı sözleşmenin gereği, 47 yıl sonra da olsa yerine getirilebilmiş ve bu alanda önemli bir boşluk giderilmiştir. Anılan kanunun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde, bir işyerinde çalışmakta iken kendi kusur ve iradesi dışında işini kaybedenlere, Mart/2002 ayından itibaren işsizlik yardımı yapılmasına başlanmıştır. İşsizlik yardımının yanı sıra, işini kaybedenlerin yeni bir işe kavuşturulmalarının sağlanması da, sistemin başlıca işlevleri arasında bulunmaktadır. Ancak, çalışanların SSK primine esas ücretlerinin tamamı üzerinden işsizlik sigortası prim kesintisi yapılırken, işsizlik yardımının azami sınırının asgari ücret olarak belirlenmesi, asgari ücretin ise asgari geçim standartları karşısında oldukça yetersiz durumda bulunması ve nihayet, işsizliğin önemli boyutlarda bulunduğu Türkiye’de sigortalı işsizlerin yeniden bir işe kavuşturulması konusundaki güçlükler, işsizlik sigortası açısından bugün için başlıca temel sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.

 

C- İSTİHDAM

1- Personel statüsü, personel sayıları ve personele yapılan harcamalar :

SSK’nın asli ve süreklilik arz eden hizmetleri 657 sayılı Kanun kapsamındaki memurlar ile işçiler ve 506 sayılı Kanunun 123 üncü maddesine istinaden sözleşmeli olarak çalıştırılan personel tarafından yürütülmektedir.

T.C. Emekli Sandığında 657 sayılı Kanuna tabi memur statüsünde personel istihdam edilmekte; kısmen de aynı Kanunun 4/B maddesine göre sözleşmeli personel çalıştırabilmektedir.

BAĞ-KUR’da istihdam edilen personel 657 sayılı Kanuna tabi memurlardan oluşmaktadır.

nda istihdam edilen personelin yıllık ortalama ve yıl sonu sayıları, yıllar itibariyle aşağıdaki 92 sayılı çizelgede gösterilmiştir.

Çizelge : 92 – Yıllık ortalama ve yıl sonu personel sayısı

1996-2000 yılları arasında, nda istihdam edilen personelin yıllık ortalama sayısında %2,7, yıl sonu sayısında %7,7 oranında artış meydana gelmiştir. 2000 yılı sonu itibariyle mevcut 67.235 personelin %88,7 oranında 59.684’ü SSK’da istihdam edilmiştir. SSK personel mevcudunun 3.296’sı merkez, 56.388’i taşra teşkilat birimlerinde bulunmaktadır.

SSK’nın personel kadro ve işlemleri irdelendiğinde, sağlıklı bir istihdam politikasının bulunmadığı ortaya çıkmaktadır.

Öncelikle üst yönetim kadrolarında çok sık değişiklikler yapılmakta; ayrıca, personel kadrolarının önemli bir kısmı vekalet, tedvir, görev yetkili ve geçici görevlendirme şeklindeki uygulamalarla yürütülmektedir.

Kurum Başkanı kadrosunda, sadece 2000-2001 yıllarına ilişkin iki yıllık dönemde, bir kısmı vekaleten görevlendirme suretiyle olmak üzere 9 kez değişiklik yapılmıştır. Aynı kadrodaki 10. değişiklik 2002 yılında yapılmış olup, Mayıs/2002 ayı itibariyle bu görev yine vekaleten yürütülmektedir.

Ayrıca 2001 yılı itibariyle; 2 genel müdür yardımcılığı, 3 daire başkanlığı, 63 sigorta il müdürlüğü, 172 sigorta il müdür yardımcılığı ve 3 sağlık il müdürlüğü görevleri tedviren, 8 daire başkanlığı görevi vekaleten yürütülmüştür. Süreklilik arz edecek şekilde yürütülen bu tür görevlendirmeler, Mayıs/2002 ayı itibariyle de devam etmektedir.

Diğer yandan, 2000 yılında da sürdürüldüğü şekliyle 2001 yılında, merkez ve taşra teşkilatında çeşitli alt kadrolarda bulunan 1.265 personel, üst kadrolarda süreklilik arz edecek şekilde görev ve yetkili olarak çalıştırılmış; 8.992 personel kadrosunun bulunduğu birim dışında istihdam edilmiş; 1.084 personel de başka birimlerde yine sürekli bir şekilde geçici olarak görevlendirilmiştir. Söz konusu uygulama Mayıs/2002 ayı itibariyle de devam etmektedir.

2000 yılı sonu itibariyle BAĞ-KUR’da mevcut 4.728 personelin 843’ü merkez, 3.885’i taşra teşkilat birimlerinde bulunmaktadır. 2001 yılında BAĞ-KUR personelinden 319 kişinin görevlendirme (tedvir) suretiyle çalıştırıldığı belirlenmiştir. Bunlardan 12’si il müdürü kadrolarına ilişkindir. Söz konusu uygulama Mayıs/2002 ayı itibariyle de sürdürülmektedir.

T.C. Emekli Sandığının 2000 yılı sonunda mevcut 2.823 personelinden 2.030’u merkezde, 793’ü taşrada istihdam edilmiştir.

nda istihdam edilen personel için yapılan harcamalar, son beş yıllık dönem itibariyle 93 sayılı çizelgede gösterilmiştir

Çizelge : 93 – Personel giderleri                                                                                 (Milyar TL)

2000 yılında ndaki personel için geçen yıldan %50,2 fazlasıyla toplam 403,7 trilyon lira harcama yapılmıştır. Bunun 397,7 trilyon lirası cari yılla ilgilidir.

Personel harcamalarındaki artışların başlıca nedenleri, maaş ve ücretlerde bütçe kanunları, Bakanlar Kurulu Kararları ve toplu iş sözleşmelerine istinaden yapılan artışlar ve sosyal giderlere esas teşkil eden mal ve hizmet fiyatlarındaki yükselmelerdir. Bunun sonucu olarak; 2000 yılında önceki döneme göre aylık kişi başına memur ve sözleşmeli personel giderlerinde %48,2, aylık kişi başına işçi giderlerinde %53,6 oranında artış meydana gelmiştir.

nda, 2000 yılı personel giderlerinin %27.1’i esas ücretlerden, %56.2’si ek ödemelerden, %16.7’si de sosyal giderlerden oluşmuştur.

 

D-MALİ DURUM VE FİNANSMAN

1-Genel mali durum:

nın varlıklar ve kaynaklar toplamı 1999 yılına göre %80 oranında artışla 3,4 katrilyon liraya ulaşmıştır.

2000 yılında varlıkların %32,6’sı duran değerlerden, %67,4’ü dönen değerlerden oluşmuş; duran varlık-dönen varlık bileşimi dönen varlıklar lehine nispi değişim göstermiştir.

Varlıklara bağlanan kaynakların %80’ini yabancı kaynaklar, %29,7’sini öz kaynaklar oluşturmuş; yabancı kaynaklara sirayet eden zarar %9,7 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yabancı kaynak artış hızının, öz kaynak artış hızından fazla olması nedeniyle, mali yeterlilik oranı önceki yıla göre azalmıştır.

nın son beş yıllık göstergeleri irdelendiğinde; 1998 yılında önceki iki yıla göre önemli bir artış gösteren mali yeterlilik oranının, son iki yılda tekrar azalış eğilimine girdiği; likiditenin ise olumsuz bir seyir içinde bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Esas itibariyle kuruluşlardaki finansman sıkıntısı ile özellikle SSK ve BAĞ-KUR’da prim alacaklarının zamanında tahsil edilememesi sonucu ortaya çıkan bu durum, yatırımları da olumsuz yönde etkilemektedir. Nitekim 1997 yılından itibaren, bağlı değerlerin öz kaynakları aştığı, diğer bir ifadeyle yatırımların finansmanında giderek artan bir oranda yabancı kaynak kullanımına gidildiği görülmektedir.

n son beş yıllık mali durumunu gösteren 94 sayılı çizelge ve çizelgedeki verilere dayalı olarak hesaplanan mali rasyolar aşağıda gösterilmiştir.

Çizelge : 94 – nın son beş yıllık mali durumu

2-Finansman programı ve gerçekleşmeleri:

a)SSK’nın finansman programı ve gerçekleşmeleri:

SSK’’nın 2000 yılına ilişkin bütçesiyle 5,4 katrilyon lira gidere karşılık, 4,9 katrilyon lira gelir öngörülmüş, dolayısıyla 500 trilyon lira gider fazlası tahmin edilmiştir.

Aynı dönemde Kurum, genel bütçenin sosyal transferler bölümünden aktarılan 400 trilyon lira ile birlikte 5,9 katrilyon lira gelir sağlamış; buna karşılık 4,5 katrilyon liralık gider meydana gelmiştir. Böylece Kurum 2000 yılı faaliyet dönemini 1,4 katrilyon lira gelir fazlası ile kapatmıştır.

Söz konusu gelir fazlasına rağmen, Kurumun ana gelir kaynağı nitelinde olan sigorta primlerinin zamanında tahsil edilememesi önemli bir sorun teşkil etmekte; finansman ihtiyacının giderilmesi için sık sık genel bütçe kaynaklarına başvurulmaktadır.

2000 yılı sonu itibariyle 781,9 trilyon lira olan prim alacakları, Temmuz/2001 ayı itibariyle 2 katrilyon lirayı aşmış; Hazineden Kuruma 2000 yılında 400 trilyon lira, 2001 yılında 1,1 katrilyon lira kaynak aktarılmıştır.

Prim tahsilatına işlerlik kazandırmak amacıyla, 2001 yılında tecil ve taksitlendirme uygulamasına gidilerek; işverenlerin Nisan/2001 ayına kadar olan birikmiş prim borçlarını yıllık %3 tecil faizi üzerinden 18 ay taksitle ödemelerine olanak sağlanmıştır. Tecil ve taksitlendirme uygulaması 2002 yılında da sürdürülmüştür.

Kurumun finansman sıkıntısı sadece prim tahsilatındaki gecikmelerden ileri gelmemekte; aktueryal dengelerin kurulamaması temel bir sorun teşkil etmektedir.

506 sayılı kanunun 137 nci maddesi, her hesap yılı sonunda kısa ve uzun vadeli sigorta kollarından, o yıl içinde elde olunan primlerden ve Kurumun diğer gelirlerinden, matematik karşılık, ödenmiş primler karşılığı, diğer karşılıklar ile olağanüstü karşılık ayrılmasını amirdir.

Kanuna göre, matematik karşılık; bu kanun gereğince bağlanan gelir ve aylıkların ödenmesini sağlamak üzere, hesaplanacak peşin değerlerin toplamıdır.

Ödenmiş primler karşılığı ise sigortalılar veya hak sahibi kimseler için, bu kanun gereğince ileride malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından Kurumca yapılacak ödemelerin, bilanço tarihindeki değeri ile bu sigortalılar için sonraki yıllarda ödenecek malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin peşin değeri arasındaki farktır.

SSK’da aktüeryal hesaplara göre olması gereken matematik karşılıklar ile mevcut ve açık olan matematik karşılıkların durumu, 1999 yılı ile karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 95 sayılı çizelgede gösterilmiştir.

Çizelge : 95 – SSK’nın karşılıkları

Yıllar

Karşılık nev’i

Olması gereken matematik karşılıkları Milyar TL

Matematik karşılıklar Milyar TL

Matematik karşılık açığı Milyar TL


Çizelgelerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere iş kazası ve meslek hastalıkları sigortasına ait matematik karşılıkları da açık vermeye başlamıştır. Bu sigorta kolu için 1 katrilyon lira matematik karşılık ayrılması gerekirken, bunun ancak %25 i karşılanabilmiş ve %75 oranında 760,7 trilyon lira açık verilmiştir.

Uzun vadeli malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ait 46,2 katrilyon lira matematik karşılık olması gerekirken, bunun ancak %3 ü oranında 1,2 katrilyon lirası karşılanabilmiş, %97’si oranında 44,9 katrilyon lirası karşılanamamıştır. Bir yıl öncesine göre matematik karşılıklar açığı %47 oranında artmıştır.

Matematik karşılıkların giderek artmasının başlıca nedenleri; kayıt dışı istihdamın ve sigortasız işçi çalıştırılmasının önlenememiş olması nedeniyle sisteminin daralmış olması ve dolayısıyla prim gelirlerinin yetersiz düzeyde kalması, erken emeklilik uygulamaları, enflasyonist gelişmelerin kapitalizasyon sistemini işlemez hale getirmesi ve fonların iyi değerlendirilememesi olarak sayılabilir. Keza, herhangi bir prim karşılığı olmaksızın emeklilere ödenen sosyal yardım zammı yükü de Kurumun mali dengesini olumsuz yönde etkilemektedir.

b)T.C.Emekli Sandığı finansman programı ve gerçekleşmeleri:

Maliye Bakanlığınca 3,6 katrilyon lira olarak onaylanan 2000 yılı bütçesi ile; kesenek ve karşılıklarla, diğer gelirlerden oluşan 2,8 katrilyon lira kaynağa karşılık; emekli, dul ve yetimlere yapılan ödemelerle sair ödemelerden oluşan 3,6 katrilyon liralık harcama yapılması, aradaki 765,2 trilyon liralık kaynak eksiğinin 5434 sayılı Kanunun geçici 146 ncı maddesine istinaden Maliye Bakanlığı Bütçesinin Sosyal Transferler bölümünden karşılanması öngörülmüştür.

Buna göre Sandığın 2000 yılı faaliyetleri sonucunda; kesenek ve karşılıklar, fiili ve itibari hizmet zamları, geçmiş yıl kesenek tahsilat ve hizmet borçlanması gibi faaliyet gelirlerinden 2.097 trilyon lira, faaliyet dışı gelirlerden 41,6 trilyon lira, yönetim giderleri karşılığı tahsilattan 784,2 trilyon lira olmak üzere toplam 2.960 trilyon lira kaynak sağlanmış; aylıklar, evlenme ikramiyeleri, toptan ödemeler, sağlık yardımları, dinlenme ve bakımevi (huzurevi) giderleri ve diğer giderler gibi faaliyet giderlerine 2.966 trilyon lira, faaliyet dışı giderlere 9,7 trilyon lira ve kurumlar adına yapılan faturalı ödemelere 784,2 trilyon lira olmak üzere toplam 3.798 trilyon lira harcama yapılmış; kaynak eksiği 837,4 trilyon lira Maliye Bakanlığı Bütçesinin Sosyal Transferler bölümündeki ödenekten karşılanmıştır.

Önceki dönemlerde olduğu gibi 2000 yılında da, Sandık faaliyet gelirleri faaliyet giderlerini karşılayamamıştır. Özellikle sağlık giderleri her yıl büyük oranda artış göstermektedir. Sandığa genel bütçenin sosyal transferler bölümünden yapılan kaynak aktarmaları, 2000 yılında Sandık gelirlerinin %28’ine ulaşmış bulunmaktadır.

1992 yılına kadar gelir fazlası veren Sandıkta, 1993 yılından itibaren finansman açıkları ortaya çıkmaya başlamış; 2000 yılı faaliyet dönemi de 837 trilyon lira gider fazlasıyla kapatmıştır.

Gider fazlalarının bir bölümü, 20.02.1992 tarih ve 3774 sayılı Kanunla getirilen ve erken emekliliğe olanak sağlayan düzenlemelerden; bir bölümü 5434 sayılı Kanunun geçici 139 uncu maddesine istinaden Sandıktan aylık alanlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerine verilen sağlık yardımının, kanunla düzenlenecek “genel sağlık sigortası” uygulamaya konuluncaya kadar geçici olarak, hiç prim almaksızın T.C. Emekli Sandığı’na görev olarak verilmiş olmasından; bir bölümü çeşitli yasalar uyarınca kamu kurum ve kuruluşları adına yapılan faturalı ödemelerin ve Sandık yönetim giderlerine iştirak paylarının kamu kurumlarınca zamanında ödenmemesinden kaynaklanmaktadır.

c)BAĞ-KUR’un finansman programı ve gerçekleşmeleri:

Kurumun 2000 yılı iş programı ve bütçesiyle; 2,3 katrilyon lira gidere karşılık 967 trilyon lira gelir sağlanacağı tahmin edilmiş, 1,3 trilyon liralık gider açığının Hazine yardımıyla kapatılması öngörülmüştür.

2000 yılı gerçekleşen verilerine göre, prim ve diğer kalemlerden sağlanan 729 trilyon lira gelire karşılık 1,9 katrilyon liralık gider meydana gelmiş, finansman ihtiyacı için Hazineden aktarılan 1.051 trilyon liralık yardım sonucu 129 trilyon lira gider fazlası kalmıştır.

Kuruluşundan beri BAĞ-KUR’un uyguladığı yasalarda; aktif ve pasif sigortalılar lehine yapılan değişikliklerle Kuruma bir yük getirilirken, bu yükü karşılayacak gelir kaynaklarının belirlenmemiş olması, Kurum giderlerinin artmasına ve gelirlerinin de azalmasına neden olmaktadır. İlk yıllarda emekli sayısı az olduğu gibi harcamaların da az olması sonucu, Kurum gelirleri giderlerini karşılamış; o günkü koşullarda önemli tutarda da fonu oluşturulmuştur. Ancak, arka arkaya yapılan yasa değişiklikleri ile erken emekliliğin teşvik edilmiş olması, Kurum gelirlerini azalttığı gibi giderlerini artırmış; birikmiş fonlarını da eritmiştir. Kurumun gelir-gider dengesi giderek tümüyle bozulmuş ve 1989 yılından itibaren faaliyet dönemleri gider fazlasıyla kapanmıştır.

Kurum mali sıkıntıya girmiş olmasına rağmen; 1479 sayılı kanuna tabi sigortalılara 3235 sayılı Kanunla 01.01.1986 tarihinden itibaren kademeli olarak; 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılara da 4386 sayılı Kanunla 01.01.1999 tarihinden geçerli olmak üzere sağlık sigortası yardımı verilmeye başlanmıştır. Uygulamaya konulan sağlık sigortasının yükü, erken emekliliğin getirdiği yükü de aşmış ve Kurum 2000 yılı faaliyet dönemini 1,2 katrilyon lira gider fazlasıyla kapatmıştır. 2000 yılı harcamalarının %38’i sigortalılardan tahsil edilen gelirlerle karşılanmış; %62 si de yabancı kaynaklarla finanse edilmiştir.

Mali bünyeyi yakından ilgilendiren diğer bir husus da, sigortalılar ile bunların ödedikleri primlerin yeterince izlenememesidir. Kuruma kayıtlı bulunan 3.313 bin sigortalının 31.12.2000 tarihi itibariyle %29,4 oranında 973 bini hiç prim ödememiş, %57,7 oranında 1.913 bini de esas itibariyle, sigortalılığını ve sağlık sigortasından yararlanma hakkını kaybetme endişesiyle belirsiz süreler içinde ödeme yapmıştır. Sigortalıların ancak %12,9 oranında 427 bini düzenli olarak ödeme yapmaktadır.

Kurumun, sigortalıları ve ödedikleri sigorta primlerini yeterince izleyememesinden dolayı, prim ve prime ilişkin alacaklar tutarı 2000 yılı sonu itibariyle 5,6 katrilyon liraya ulaşmış bulunmaktadır. Kurumun 2000 yılında elde ettiği tüm gelirleri 729 trilyon liranın, yapılan harcamaların ancak %38’ini karşıladığı, diğer bir ifadeyle sağlık harcamaları tutarı 730 trilyon lirayı dahi karşılayamadığı dikkate alındığında, prim alacaklarının tahsili hususundaki önem daha da artmaktadır.

Prim tahsilatına işlerlik kazandırmak amacıyla SSK’da olduğu gibi BAĞ-KUR’da da 2001 ve 2002 yıllarında tecil ve taksitlendirme uygulamasına gidilmiştir. Ancak getirilen bu kolaylığa rağmen, Kuruma hiç prim ödemeyen sigortalılardan olan alacakların tahsilinde önemli bir gelişme sağlanamadığı gözlenmiştir. Bu da, söz konusu sigortalıların adresleri güncelleştirilerek, halen sigortalı olup olmadıklarının araştırılmasını gerekli kılmaktadır.

Kurumda 2926 ve 4386 sayılı Kanunlara göre ihtiyat karşılığı ayrılmakta ise de bu uygulama gerçek bir aktueryal hesaplamaya dayanmamaktadır. Nitekim 2000 yılı bilançosunda yer alan birikmiş ihtiyatların 39 trilyon lira olduğu göz önüne alınırsa, sorunun önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

 

E-.SOSYAL GÜVENLİK ÇALIŞMALARI

1- Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) uygulamaları:

Kurumun sosyal sigorta uygulamaları, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ve 2925 sayılı Kanunun Uygulamasına Dair Yönetmelik hükümlerine istinaden yürütülmektedir.

a)İşyerleri ve sigortalılar:

2000 yılı sonu itibariyle, SSK’ya tescili yapılmış toplam 753.275 işyeri ve bu işyerlerinde zorunlu sigortalı olarak çalışan toplam 5.254.125 kişi bulunmaktadır.

Kuruma tescilli işyeri sayısı 1999 yılına göre %1 oranında azalırken, zorunlu sigortalı sayısı %5 oranında artmıştır.

Toplam işyeri sayısının 732.782’si özel sektöre, 20.493’ü ise kamu sektörüne ilişkin bulunmaktadır.

506 sayılı Kanuna göre, bir işyerinde çalışırken zorunlu olarak sigorta kapsamına alınanların yanı sıra, isteğe bağlı sigortalı, 2925 sayılı Kanuna tabi tarım sigortalıları, topluluk sigortasına tabi sigortalılar ve kısmi sigorta kollarına tabi sigortalılar (çıraklar)da dikkate alındığında, 2000 yılında Kuruma prim ödeyen (aktif) sigortalı sayısı 6.565.167 ye ulaşmaktadır. Yine bunlar dışında , aynı dönem itibariyle emekli olduktan sonra tekrar çalışmaya başlayıp destek primi ödeyen 133.246 sigortalı bulunmaktadır.

Sosyal sigorta kapsamındaki işyeri ve sigortalılara ilişkin bu sayısal veriler, Kuruma tescili yapılmış olanları ihtiva etmektedir. Tescilsiz işyeri ve sigortasız işçi sayısının kesin durumu ise bilinmemektedir. Bununla birlikte, SSK Sigorta Teftiş Kurulu tarafından yürütülen denetimlerde ortaya çıkan sonuçlar; ortalama olarak, denetlenen her 100 işyerinden 17’sinin tescilsiz; her 100 işçiden 21’inin sigortasız olduğunu ortaya koymaktadır. Bu da Türkiye’de kayıt dışı istihdamın hangi boyutlarda olduğu konusunda önemli bir fikir vermektedir.

Kayıt dışı istihdam, kapsamını daraltmakta, dolayısıyla Kurumun aktueryal dengelerini bozmaktadır. Nitekim, Kuruma prim ödeyenlerle, Kurumdan gelir ve aylık alanların oransal dağılımı irdelendiğinde, bunun olumsuz etkileri açıkça görülmektedir.

Kuruma prim ödeyen (aktif) sigortalılarla kurumdan gelir ve aylık alan (pasif) sigortalılara ilişkin bilgileri ve aktif/pasif dengesini, son beş yıl itibariyle gösteren 96 sayılı çizelge aşağıdadır.

Çizelge : 96- SSK iştirakçileri (Kişi)

Yıllar

Aktif sigortalı sayısı

Aylık ve gelir alanlar

Aktif/Pasif dengesi

Çizelgeden de açıkça anlaşıldığı üzere, Kurumda 2 aktif sigortalı 1 pasif sigortalıyı finanse etmektedir. Kurumu önemli bir finansman darboğazına düşüren bu olumsuz durum, başlıca ana sorunlardan birini oluşturmaktadır.

b)Sigorta kolları, primler ve tahsisler:

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile başlıca sigorta kolları; iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası, hastalık sigortası, analık sigortası, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası olarak belirlenmiştir.

Anılan Kanunun sigorta primlerini düzenleyen hükümleri uyarınca, prime esas kazançlar üzerinden sigortalı hissesi olarak toplam %14, işveren hissesi olarak da toplam %19,5 (asgari) oranında prim alınmaktadır.

Sigorta primine esas tutulacak günlük kazanç sınırları da, yine aynı kanun kapsamında belirlenmektedir.

2000 yılının ilk üç aylık döneminde, prime esas günlük kazancın alt sınırı 4 milyon lira, üst sınırı 12 milyon lira; kalan döneminde ise alt sınırı 5 milyon lira üst sınırı 15 milyon lira olarak uygulanmıştır.

Sigorta kolları itibariyle ayrı ayrı belirlenen oranlar dahilinde, 2000 yılında geçen yıldan % 100 fazlasıyla toplam 4,8 katrilyon lira pirim geliri elde edilmiştir.

İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortası primi, yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre tespit edilmektedir. İş kolları, tehlikenin ağırlığına göre sınıflara, bu sınıflar da özel iş şartlarına ve tehlikeyi önlemek için alınmış olan tedbirlere göre derecelere ayrılmaktadır. Tamamı işverenler tarafından verilen iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası prim oranı asgari %1,5 tan başlayarak, iş kollarının tehlike derecesine göre %7 ye kadar değişen oranlarda tespit edilmektedir.

İş kazası ve meslek hastalıkları sigortası ile ilgili olarak 2000 yılı verileri irdelendiğinde; belirtilen dönemde 74.847 iş kazası ve 803 meslek hastalığı meydana geldiği; 1818 sürekli iş göremezlik, 1173’te ölüm vakası oluştuğu ortaya çıkmaktadır. Aynı dönemde, bu sigorta kolundan 122.882 kişiye gelir bağlanmıştır. 2000 yılında iş kazası, meslek hastalığı ve ölüm vakalarında 1999 yılına göre %6 oranında azalma meydana gelirken, bu kapsamda gelir alanlarında sayısında %1 oranında artış olmuştur. İş kazası ve meslek hastalıkları sigortası ile ilgili olarak toplam 328 trilyon liralık prim ve fon geliri sağlanırken, 99,7 milyar liralık gider meydana gelmiştir.

Sigortalının eş ve çocukları ile ana babaları, malullük ve yaşlılık aylığı alanlar ile bunların eş ve çocukları ile ana babaları, sürekli iş göremezlik geliri alanlar ile dul ve yetim aylığı alanları kapsayan hastalık sigortasının prim oranı, sigorta